Ege Özyuvacı’nın ilk kişisel sergisi The Dawn, 24–27 Eylül 2026 tarihleri arasında Istanbul Concept Studio’da açılıyor. Küratörlüğünü Işık Gençoğlu’nun üstlendiği sergi; Özyuvacı’nın resim ve illüstrasyon merkezinde gelişen, animasyon, müzik ve görsel anlatıyla farklı mecralara yayılan üretimini ilk kez ortak bir kavramsal yapı içinde bir araya getiriyor.
Kalın konturların, canlı renk alanlarının ve yalınlaştırılmış figürlerin belirlediği eserlerde güneş, ay, gezegenler, dalgalar, bitkiler ve düşsel varlıklar sembol ile karakter arasında hareket ediyor. Grafik anlatının doğrudanlığı, animasyonun hareket duygusu ve sörf kültürünün ritmi, bu görsel dünyaya süreklilik kazandırıyor.
Özyuvacı, mitolojinin doğa ve evren güçlerine karakter kazandıran kurucu yöntemini kendi görsel dili içinde yeniden kuruyor. Güneşin, ayın ve dalganın birer özne olarak hareket ettiği bu dünya, tekrar eden figür ve semboller aracılığıyla gelişmekte olan bir kişisel mitoloji oluşturuyor. Deniz, ada, dalga, güneş ve ay çevresinde gelişen çağrışım alanı, Özyuvacı’nın adıyla da kesişerek Ege coğrafyasını bu mitolojinin temel zeminlerinden biri hâline getiriyor.
Serginin düşünsel çerçevesini oluşturan manifestoda insanın içsel süreçleriyle doğanın ve evrenin döngüleri arasında bağ kuruluyor. Mevsimler, yörüngeler ve dalgalar kendi zamanlarında hareket ederken insanın yaşadığı dönüşümler de kendi ritimleri içinde gelişiyor. Özyuvacı’nın yaşamında önemli bir yer tutan sörf ise bu düşüncenin deneyimsel karşılığını oluşturuyor: Dalgayı okumak, doğru zamanı beklemek ve hareketine katılmak.
Manifestonun serginin dünyasını en doğrudan açan cümlesi ise şu: “İnsan eğlenebiliyor.” Özyuvacı’ya göre eğlenmek, yaşanan duyguların arasında hareket etmenin, merakı korumanın ve hayatla yeniden oyun kurmanın bir yolu.
“Mutluluk taşıyıcısı Ege”
Küratör Işık Gençoğlu’nun “mutluluk taşıyıcısı” olarak tanımladığı Ege Özyuvacı’nın üretiminde mutluluk, karakterler, duygular ve farklı varoluş biçimleri arasında dolaşan kurucu bir enerji olarak beliriyor. Oyun, merak ve hareket aracılığıyla görsel dünyanın bütününe yayılan bu enerji, figürler arasında ilişki kuruyor.
Gençoğlu, sergiye ilişkin küratöryel yaklaşımını “Güneşi dünyaya indirip ayla buluşturmak…” cümlesiyle özetliyor. Bu ifade, sergideki kozmik imgelerin ötesinde, Özyuvacı’nın kişisel mitolojisinin ilişkisel yapısını tarif ediyor. Güneş ve ay, aynı dünyanın farklı zamanlarda ve ritimlerde hareket eden bağımsız özneleri olarak belirirken buluşmaları, her ikisinin de kendi niteliklerini koruduğu hiyerarşisiz bir birliktelik alanı açıyor. Göksel olanı gündelik hayatın, bedenin ve oyunun içine taşıyan bu karşılaşma, farklı varoluş biçimlerini ortak bir dünyada yan yana getiriyor.
The Dawn’ın ütopyası, farklılıkların kendi nitelikleriyle görünür olduğu ve farklı ritimlerin aynı yaşam alanını paylaşabildiği bir ilişki biçiminin bugünde beliren ihtimalinde kuruluyor. Güneş, ay, dalga ve diğer karakterler bu ihtimalin taşıyıcılarına dönüşüyor.
The Dawn, Ege Özyuvacı’nın kurduğu dünyaya açılan ilk eşik. Sergide görünürlük kazanan karakterler, simgeler ve ilişkisel yapı, zaman içinde genişlemeye açık bir anlatı alanı sunuyor. Bu ilk kişisel sergi, Özyuvacı’nın bundan sonraki üretimini ve görsel dünyasının kazanacağı yeni biçimleri izlemek için güçlü bir başlangıç noktası oluşturuyor.
Özyuvacı’nın kendi sözleriyle: “Ben de öğrendiklerimi ve öğrenirken eğlendiklerimi çiziyorum.”
📍Istanbul Concept Studio
Tomtom Mahallesi Nur-u Ziya Sokak No:27, Beyoğlu/İstanbul
