Greenhouse Art Days oluşumunun dördüncü sergisi olan “Çiçeklerin Coğrafyası”, 7 Kasım 2026 Cumartesi günü, Antalya Geyikbayırı’nda bulunan Greenhouse’da açılıyor. Oksitosin Tıp ve Sanat Platformu iş birliğiyle Melike Bayık küratörlüğünde hayata geçecek olan sergi, İz Öztat ve Fatma Belkıs ile Cansu Yıldıran’ı ağırlıyor.
“Çiçeklerin Coğrafyası”, kadınların yaşadıkları habitatla kurdukları ilişkilerden hareketle ekolojik mücadeleleri, dayanışma biçimlerini ve toprakla kurdukları bağın geçmişten bugüne taşıdığı direnme pratiklerini irdeliyor.
“Çiçeklerin Coğrafyası”, doğayı, kadınların deneyimlerini ve kolektif mücadeleleri birbirinden bağımsız alanlar olarak değil, birbirine dokunan ve birbirini dönüştüren ilişkiler bütünü içerisinde düşünmeye davet eder. Sergi, farklı coğrafyalarda ortaya çıkan direnme ve dayanışma biçimlerini bir araya getirirken yaşamı koruma, ortak hafızayı sürdürme ve geleceği birlikte kurma olanakları üzerine düşünsel bir alan açar. Kadınların kuşaktan kuşağa aktardıkları bilgi, ortak sesleri ve dayanışma biçimleri, doğayla kurulan ilişkinin besleyen, koruyan ve yeniden var eden yönlerini görünür kılar. Böylece her çiçek, yalnızca kök saldığı toprağın değil, o toprakta biriken hikâyelerin, birbirine uzanan ellerin ve birlikte var olma iradesinin de taşıyıcısına dönüşür.
Türkiye’nin farklı coğrafyalarında gelişen çevre mücadeleleri, kadınların öncülüğünde şekillenen güçlü dayanışma örneklerini barındırır. İz Öztat ve Fatma Belkıs’ın birlikte ürettiği Suyu Kim Taşır? eseri üzerinden hatırlanan, 2010’larda varlığını sürdüren ve Türkiye’de çeşitli vadilerde örgütlenen nehir tipi HES’lere karşı direnişler ve bu direnişin bir ortak simgesi haline gelen Loç Vadisi’ndeki kadınların sarı yazmaları, bu örneklerden yalnızca biridir. Gündelik yaşamın sıradan bir parçası olan sarı yazma, ortak bir mücadelenin simgesine dönüşerek bireysel deneyimlerle toplumsal hafıza arasında güçlü bir bağ kurmuştur. Böylece kadınların gündelik hayatının bir parçası, bir coğrafyanın sesini, hafızasını ve direnme iradesini de taşımaya başlamıştır. Aynı zamanda Loç Vadisi’ndeki direniş 2020 yılında şirketlerin tüm ruhsat ve izinleri iptal edildiğinde sona erdi, ancak sarı yazma bir direniş sembolü olarak hâlâ hafızada yer tutuyor.
Bu bağlamda çiçek, yalnızca doğaya ait bir biçim ya da estetik bir imge olarak değil, farklı coğrafyalarda gelişen yaşam pratiklerinin, hafızanın ve mücadelelerin taşıyıcısı olarak ele alınır. Her çiçek, kök saldığı toprağın koşullarını, geçirdiği dönüşümleri ve çevresiyle kurduğu ilişkileri içinde barındırır. Kadınların deneyimleri de benzer biçimde, yaşadıkları coğrafyanın toplumsal, kültürel ve ekolojik anlatılarıyla birlikte şekillenir. Tıpkı çiçekler gibi, bu deneyimler de ait oldukları toprağın izlerini taşırken farklı koşullarda var olmanın, dönüşmenin ve yeniden filizlenmenin yollarını arar.
Cansu Yıldıran’ın Koro adlı eseri ise farklı coğrafyalarda gelişen ekofeminist anlatıların, çeşitli direnme pratikleri aracılığıyla birbirleriyle kurdukları ilişkiye odaklanır. Tekil anlatılar bir araya geldiklerinde, birbirini besleyen ve güçlendiren mutualist bir dengenin parçalarına dönüşür. Ancak bu birliktelik, farklılıkların silindiği tek bir anlatı üretmez; aksine, her sesin kendi deneyimini ve özgünlüğünü koruyarak diğerleriyle ilişki kurabildiği çoğul bir alan oluşturur. Kadınların dayanışması da tam bu çoğulluk içerisinde anlam kazanır. Birbirinden uzak coğrafyalarda yükselen sesler, ortak bir hafızada buluşurken her biri kendi hikâyesini anlatmaya devam eder.




