Merve Atılgan‘nın ilk kişisel sergisi “Other Side Of The Universe” 10 Nisan 2025 Perşembe günü x-ist’in Gümüşsuyu’ndaki mekanında ziyarete açılıyor.
Aynı, gezegenimizin ve doğa ananın yağmalandığı gibi, zaman içinde kadına özgü içgüdüsel doğanın yağmalandığına, bastırıldığına ve ezildiğine tanık olduk. Vahşi kadın, içgüdüsel doğasını besler, korur ve çoğaltırsa, evrenle etkileşime girmenin sonsuz doğasına açık olmasından kaynaklanan bir güce sahip olur. Bu nedenle, insan tarafından empoze edilen herhangi bir güç ve baskı yapısı için tehlikeli bir tehdit haline gelir.
Uzun zamandır susuzluğunu çektiğimiz özlemlerimizle, artık bizler için çalışmayan bu sistemin baskıcı şiddetinden arınmış alternatif bir dünya inşa etsek bu ütopya nasıl olurdu? Sesleri görebildiğimiz, kokulara dokunabildiğimiz, renkleri duyabildiğimiz, biçimlerin biçimlerini kaybettiği, ayrışmış her şeyin “bir” olduğu, ağırlık hissinin yerini sonsuz ve özgürce bir hafifliğe bıraktığı, düşsel su dünyaları ve kadim ormanlar ile kaplı bir ütopya…
Yüzyıllardır içinde bulunduğumuz baskıcı ataerkil sistemin döngüsünü yıkıp, bunun yerine özgür ve eşitlikçi bir ütopya inşaa edebilir miyiz? ‘Other Side of the Universe’ sergisi, bu sorunun peşine düşerek, izleyiciyi kendi içindeki vahşi doğayı keşfetmeye, bastırılan sezgileri uyandırmaya ve ataerkil sistemin dayattığı sınırları aşarak alternatif bir varoluş biçimini tahayyül etmeye davet ediyor. “Cadı “(vahşi kadın) arketipinin çağrısında, her varlığın eşit ve özgür olduğu bir dünyanın mümkün olduğunu hatırlatıyor.

Other Side Of The Universe
Kendimiz olmak başkaları tarafından sürgün edilmemize neden oluyor ama başkalarının isteklerine uymak kendimizden sürgün edilmemize yol açıyor…
Clarissa Pinkola Estés
İnsanlık tarihi boyunca, doğanın ve gezegenimizin nasıl yağmalandığını gördüğümüz gibi, kadına özgü içgüdüsel doğanın da sistematik olarak bastırıldığına, yok sayıldığına ve denetim altına alındığına tanık olduk. Kadim bilgeliklerin, sezgisel gücün ve dişil yaratıcılığın zapturapt altına alınması, eril iktidar mekanizmalarının inşası için bir zorunluluk haline geldi. Oysa “vahşi kadın”, doğayla ve evrenin döngüleriyle uyum içinde yaşayan, içgüdüsel bilgeliğini besleyen ve sezgileriyle yön bulan bir varlıktır. Onun bu doğasına sahip çıkması, kendini ifade etmesi ve özgürleşmesi; toplumsal yapılar tarafından tehlikeli, hatta tehdit olarak görülür. Çünkü o, kendisine dayatılan sınırları aşarsa, yalnızca bireysel değil, kolektif bir dönüşümün de kapılarını aralar.
Peki ya bu zincirlerden kurtulsak? Uzun zamandır susuzluğunu çektiğimiz özlemlerimizle, artık bizler için çalışmayan bu sistemin baskıcı şiddetinden arınmış alternatif bir dünya inşa etsek… Bu ütopya nasıl olurdu?
Sesleri görebildiğimiz, kokulara dokunabildiğimiz, renkleri duyabildiğimiz bir dünya… Biçimlerin biçimlerini kaybettiği, ayrışmış her şeyin “bir” olduğu, ağırlık hissinin yerini sonsuz bir hafifliğe bıraktığı, düşsel su dünyaları ve kadim ormanlarla kaplı bir gerçeklik… Burası, eril tahakkümün hüküm sürmediği, doğanın yalnızca bir kaynak olarak görülmediği, içgüdülerin bastırılmadığı, her varlığın bir diğerinin devamı olduğu bir evren.
Yüzyıllardır içinde bulunduğumuz ataerkil sistemin dayattığı döngüleri kırabilir miyiz? Bunun yerine, eşitlikçi ve özgür bir varoluş biçimi inşa edebilir miyiz? ‘Other Side of the Universe’ sergisi, tam da bu soruların peşine düşerek, izleyiciyi kendi içindeki “vahşi doğa” ile yüzleşmeye, bastırılmış sezgileri uyandırmaya ve alternatif bir gerçeklik tahayyül etmeye davet ediyor.
“Cadı” arketipinin çağrısında yankılanan, zamanın ve mekânın ötesinde bir bilgeliği hatırlatan bu yolculuk, eril tahakkümün dışına çıkabilmenin ve başka bir dünya düşleyebilmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Çünkü belki de aradığımız evren, çoktan içimizde yankılanıyor.
x-ist
Süren Apartmanı, Gümüşsuyu, Mete Cd. No:8 Kat:1, 34437 Beyoğlu/İstanbul
