Leyla'nın Kardeşleri, Taraneh Alidoosti
Leyla'nın Kardeşleri, Taraneh Alidoosti

Metaforlardan Doğrudan İsyana: İran Sinemasının Evrimini Özetleyen 10 Görkemli Başyapıt

12 Temmuz 2026
5 dakika

İran sineması; kısıtlı bütçelerin, ağır sansürün ve politik baskıların gölgesinde bile sadece insanı ve saf gerçekliği anlatarak dünya çapında nasıl şaheserler yaratılabileceğinin en büyük kanıtıdır. Ancak bu sinema artık sadece çocukların arkasına gizlenen naif öykülerden ibaret değil. Sanat Okur olarak, 90’ların şiirsel minimalizminden 2020’lerin sansürü yıkan cesur başkaldırılarına uzanan, izlemeyenlerin sinema kültüründe büyük bir boşluk bırakacak hafızalardan silinmez 10 filmi mercek altına aldık.

Hollywood’un devasa bütçelerine karşı sadece güçlü bir senaryo matematiği, felsefi derinlik ve muazzam bir aktörlükle duran İran sineması, kabuk değiştiriyor. İşte eski ustalardan modern devrimcilere, hikaye anlatıcılığının zirvesini temsil eden o eşsiz seçki:

1. Bir Ayrılık (Jodaeiye Nader az Simin – Asghar Farhadi, 2011)

Modern dünya sinemasının en kusursuz senaryolarından biridir. Sıradan bir boşanma davası gibi başlayan hikaye; bir anda adalet, ahlak, sınıf farkları ve vicdan sarmalına dönüşür. Farhadi, kamerasını bir hakim gibi değil, adil bir gözlemci gibi kullanarak “tek bir kötü karakterin olmadığı” evrensel bir insan panoraması sunar. En İyi Yabancı Dilde Film Oscar’ını ülkesine getiren bu yapıt, psikolojik gerçekçiliğin zirvesidir.

Kutsal İncirin Tohumu - Mohammad Rasoulof, 2024
Kutsal İncirin Tohumu – Mohammad Rasoulof, 2024

2. The Seed of the Sacred Fig (Kutsal İncirin Tohumu – Mohammad Rasoulof, 2024)

Sinemanın sadece bir sanat değil, canlı bir tarih ve direniş cephesi olduğunun en taze kanıtı. Tahran’daki devrim mahkemesinde hakim olan Iman’ın, ülkede patlak veren kadın protestoları sırasında evinde yaşadığı politik paranoyayı ve kendi ailesini birer şüpheliye dönüştürmesini anlatır. Yönetmen Rasoulof, bu filmi ülkede gizlice çekip, hapis cezasından kaçmak için dağlar üzerinden yasa dışı yollarla Avrupa’ya kaçmıştır. İzlemek, bir başkaldırıya tanıklık etmektir.

3. Kirazın Tadı (Ta’m-e gilass – Abbas Kiarostami, 1997)

Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan bu film, sinematografik bir felsefe dersidir. Hayatına son vermek isteyen orta yaşlı bir adamın, kendisini gömecek birini ararken arabasına aldığı farklı insanlarla yaptığı derin sohbetleri konu alır. Kiarostami, minimalist tarzıyla izleyiciye şu zamansız soruyu bırakır: “Dünyadaki tüm acılara rağmen, bir kirazın tadı için yaşamaya değmez mi?”

4. Leyla’nın Kardeşleri (Baradarane Leila – Saeed Roustayi, 2022)

Modern İran sinemasının The Godfather’ı (Baba) veya bir Shakespeare trajedisidir. Ekonomik ambargoların, devalüasyonun ve köhne ataerkil geleneğin kıskacında yok olmaya yüz tutmuş bir ailenin çırpınışlarını anlatır. Leyla karakterinin ailesini kurtarmak için gösterdiği sarsılmaz ve sert direniş üzerinden, koca bir ülkenin sosyo-ekonomik çöküşünün mikro bir portresi çizilir. 3 saat boyunca tempoyu tek bir an bile düşürmeyen bir senaryo dehası.

5. Cennetin Çocukları (Bacheha-Ye aseman – Majid Majidi, 1997)

İran sinemasının dünyaya kendini en saf, en maskesiz haliyle sevdiren kült filmidir. Tek bir çift ayakkabıyı paylaşarak okula gitmek zorunda kalan iki küçük kardeşin (Ali ve Zehra) hikayesini anlatır. Ajitasyona ve duygu sömürüsüne asla kaçmadan, yoksulluğun içinde parıldayan çocuk masumiyetini öyle bir anlatır ki, finalindeki o koşu yarışında kalbinizin yerinden çıkacağını hissedersiniz.

6. My Favourite Cake (En Sevdiğim Pastam – M. Moghaddam & B. Sanaeeha, 2024)

70 yaşındaki yalnız bir kadının, hayatının son demlerinde aşkı ve çalınmış özgürlüğünü yeniden bulma çabasını anlatan, dışı sıcacık içi ise tam anlamıyla devrimci bir film. Rejim sansürünün en katı kurallarını bilerek ve isteyerek çiğner: Kadınları ev ortamında başörtüsüz gösterir, içki içilmesini ve dans edilmesini sansürsüzce ekrana taşır. Yönetmenlerinin bu film yüzünden ülkeden çıkışı yasaklanmıştır; çünkü “mutlu olma hakkı” bazen en büyük politik eylemdir.

There Is No Evil (Şeytan Yoktur - Mohammad Rasoulof, 2020)
There Is No Evil (Şeytan Yoktur – Mohammad Rasoulof, 2020)

7. There Is No Evil (Şeytan Yoktur – Mohammad Rasoulof, 2020)

Berlin Film Festivali’nden Altın Ayı ile dönen bu antolojik yapım; vicdan, itaat, özgürlük ve ölüm cezası üzerine sarsıcı bir başyapıttır. Dört farklı hikaye üzerinden, despotik bir rejimde “Sadece emirleri uyguluyordum” bahanesinin arkasına sığınan sıradan insanların vicdani çürüyüşünü inceler. Özellikle ilk hikayenin o şok edici final sekansı sinema tarihine geçecek güçtedir.

8. Yakın Plan (Nema-ye Nazdik – Abbas Kiarostami, 1990)

Belgesel ile kurmaca arasındaki çizgiyi tamamen yok eden, sinema tarihinin en özgün yapıtlarından biridir. Kendisini ünlü yönetmen Mohsen Makhmalbaf olarak tanıtıp zengin bir aileyi dolandıran sinema tutkunu bir adamın gerçek davasını konu alır. Kiarostami, olayın gerçek kahramanlarına (mahkeme hakimi dahil) mahkemede kendilerini oynatarak sinemanın gerçeği manipüle etme ve iyileştirme gücünü kanıtlar.

9. Kaplumbağalar da Uçar (Lakposhtha parvaz mikonand – Bahman Ghobadi, 2004)

Savaşın vahşetini politikacıların gözünden değil, Irak-Türkiye sınırındaki bir mülteci kampında, mayın toplayarak hayatta kalmaya çalışan çocukların gözünden anlatan sarsıcı bir dram. Acımasız gerçekliği, Kürt halkının acılarını ve şiirsel görselliği harmanlayan yapıt, izledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağınız, kalbinize taş gibi oturacak bir sinema deneyimidir.

10. Elly Hakkında (Darbareye Elly – Asghar Farhadi, 2009)

Tahranlı bir grup arkadaşın, yanlarında Elly adında gizemli bir kadınla Hazar Denizi kıyısına tatile gitmesini ve Elly’nin aniden ortadan kaybolmasını anlatır. Bir gerilim filmi gibi tempoyu hiç düşürmeden ilerlerken; aslında muhafazakar bir toplumun ahlak duvarlarını, yalanlarını, vicdan azaplarını ve toplumsal baskılarını cerrahi bir titizlikle masaya yatırır.


Sanat Okur, Editör Notu: Bu seçkiyi, İran sinemasının geçirdiği büyük estetik ve politik dönüşümü tek bir bakışta görebilmeniz adına 10 filmle sınırladım. Ancak kabul etmek gerekir ki; sinemanın uçsuz bucaksız deryası, kısıtlamaları ve coğrafi sınırları çoktan aşmış durumda. Listeye sığdıramadığım, kalbimize dokunan daha onlarca şaheser var.

Peki, sizin bu listede mutlaka olmalıydı dediğiniz, hafızanızda yer eden ve paylaştıkça çoğalacağını düşündüğünüz favori İran filminiz hangisi? Gelin, yorumlarda buluşalım, sinema üzerine konuşalım ve listemizi birlikte büyüterek birbirimize yeni kapılar açalım! 🎬👇

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Sedat Girgin’in “Bu Ben Değilim” İsimli Sergisi, Galeri 77
Önceki

Sedat Girgin’in Portrelerinde Sessiz Diyalog

ArtAnlam 2. Sayısı
Sonraki

ArtAnlam’ın İkinci Sayısı Okurla Buluşuyor