Sevil Dolmacı Gallery, 19 Ekim 2026’da Rue de Penthièvre’de açacağı mekânıyla uluslararası yolculuğunda yeni bir döneme başlıyor. Çağdaş sanatın güçlü isimlerini buluşturan ilk sergisiyle Paris’in sanat sahnesine adım atan galeri, İstanbul, Dubai ve Paris arasında yeni bir kültürel diyalog alanı yaratıyor.
Sevil Dolmacı Gallery’nin Paris’teki ilk sergisi Nevin Aladağ, Nilbar Güreş, Peter Halley, Barry X Ball, Bosco Sodi, Daniel Firman, Ross Bleckner ve Koen Van Den Broek’un eserlerini bir araya getiriyor. Farklı kuşak, coğrafya ve sanatsal pratiklerden gelen sekiz sanatçının üretimlerini buluşturan sergi, Sevil Dolmacı Gallery’nin Paris programının başlangıcını oluşturuyor.
Resim, heykel ve yerleştirme gibi farklı mecraları bir araya getiren sergi; kimlik, aidiyet, kültürel hafıza, mekân ve malzeme kavramları etrafında şekilleniyor. Sanatçıların farklı yaklaşımları; kültürel kodlar ve toplumsal normlardan mimari ve kentsel çevreye, bedenin mekânla kurduğu ilişkiden malzemenin taşıdığı tarihsel ve coğrafi hafızaya uzanan ortak bir düşünsel zemin oluşturuyor.
Galerinin Paris’teki konumu da bu dönemin önemli bir parçasını oluşturuyor. Avenue Matignon ve çevresi, uluslararası galerileri, müzayede evlerini ve kültür kurumlarını bir araya getiren yapısıyla Paris’in modern ve çağdaş sanat alanındaki önemli merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Matignon–Saint-Honoré hattı, koleksiyonerler, küratörler ve sanat profesyonelleri için önemli bir buluşma noktası oluştururken, Sevil Dolmacı Gallery’nin 30 Rue de Penthièvre’deki yeni mekânı galeriyi bu uluslararası sanat ekosisteminin doğrudan bir parçası haline getiriyor.
Sevil Dolmacı Gallery, Rue de Penthièvre’deki ana mekânının yanı sıra Avenue George V’de konumlanan alternatif gösterim alanıyla da Paris’teki varlığını genişletecek. Yalnızca randevuyla ziyaret edilebilecek bu özel alan, galerinin uluslararası programından farklı eser ve seçkilere ev sahipliği yaparak ana mekândaki sergi programını tamamlayacak ve Paris’teki sanatsal anlatımına farklı bir boyut kazandıracak.
Paris’teki bu yeni yapılanma, galerinin farklı coğrafyalarda geliştirdiği uluslararası yapının bir parçası olurken her lokasyon kendi program kimliğini koruyacak. İstanbul’daki Villa İpranosyan, kendine özgü tarihî mimarisiyle kapsamlı sergilere ve küratöryel projelere ev sahipliği yapmayı sürdürürken; Paris, İstanbul ve Dubai programları birbirinden bağımsız ancak karşılıklı olarak birbirini destekleyen bir yapı içerisinde faaliyet gösterecek.




