Atölye Söyleşileri serisinin dördüncü konuğu resim sanatçısı Ayda Demirci.
Ayda Demirci, soyut kompozisyonlar oluşturarak izleyiciye resim yoluyla deneyim sunar. Resimlerinden renk ve form anlatımının ana ögeleridir. Ayda resmi, bir düşünme, bakma ve öneride bulunma yolu olarak kullanır.
Ayda Demirci‘nin hem üretim hem de yaşam alanı olan atölyesi üzerine gerçekleştirdiğimiz bu söyleşi, sanatçının atölyesine bakışına, mekânı kullanım biçimine ve dahasına dair ipuçları veriyor.
Kendinden bahseder misin?
Resim yapmaya başlamam, resim bakmayı sevmemin bir sonucu diye düşünüyorum. Sinema eğitimi aldım. Filmi de resim üzerinden düşünürdüm. Görsel sanatlar benim için temelinde resmin olduğu bir alan. Bir düşünme, bakma ve öneride bulunma yolu olarak resim yapıyorum.

Şu anda çalıştığın mekânın atölyen haline gelme süreci nasıl şekillendi? Bu atölyede ne zamandır üretim yapıyorsun?
Burası çocukluğumda babamın atölyesiydi. Sıklıkla vakit geçirdiğim bir yerdi. Uzun süre de öyle devam etti. Sonra, 2015’te ben ev olarak kullanmaya başladım. Resim yapmaya başladığımda burası da yavaş yavaş bir atölyeye dönüştü. Önce bir köşede şövale ve palet masasıyla çalışıyordum. Sonra çalışma alanım tüm mekana yayıldı.
Üretmek dışında atölye senin için ne ifade ediyor?
Atölye aynı zamanda yaşadığım yer. Bir atölyede yaşamanın sevdiğim çok yanı var. Yaşamak ve resim yapmak iç içe geçiyor. Burayı değişim içinde olan ve hareket halinde bir mekan olarak görüyorum. Duvara astığım resimler —çalışmakta olduğum ya da bitmiş — çalıştığım döneme göre değişiyor. Bu, tüm mekanın rengini ve ifadesini etkiliyor. Ayrıca, resimlerin kendi aralarında kurduğu bağ ile göz, durağan şeyler arasında gidip gelerek bir hareket oluşturuyor. Atölye benim için üretmek dışında çokça bakmanın yeri. Bunun içinde olmak da resmin problemleriyle uğraşmayı odak haline getiriyor ve birçok şeyi dışarıda tutmaya olanak sağlıyor.
Bu atölye bir canlı, bir koku ve bir ses olsaydı neler olurdu?
Atölyeyi bu şekilde düşünemiyorum. Bunlar da sürekli değişen şeyler olurdu.
Bir sanatçı atölyesini sadece üretim yeri olmaktan çıkartan unsurlar nedir?
Resim yapmak dışında geçen tüm zaman; kahve içmek, kitap bakmak, telefonda gereğinden fazla vakit geçirmek, güneşlenmek, yemek yemek, bir şeyler izlemek, arkadaşlarımla görüşmek, tüm bunlar, aslında her an resim yapma, üretme şansım olan bir yerde olduğum için güzel. Sadece bir üretim yeri olmasa da atölye bir tür dayanak çünkü her şeyin sonunda yapılabilecek en iyi şey hep orada.
Atölyenin görünmeyen ama senin için en önemli malzemesi nedir?
Işıkla birlikte hissedilen zaman önemli bir malzeme olabilir. Hem günün hem mevsimlerin döngüsü içinde zamanın çalışmama etkisi olduğunu düşünürüm.

Atölyeler ayrıcalıklı alanlar mıdır? Ziyaretler esnasında seni rahatsız eden durumlar oluyor mu? Nedir onlar?
Resimlerin çeşitli aşamalarını görmek hep hoşuma gitmiştir. Kendi atölyemde de günlük çalışmamın sonucunda fotoğraf çekip paylaşmayı severim. Ziyaretler ile bu ara dönemlere tanık olmak mümkün. Bu bir ayrıcalık sayılabilir. Ayrıca sergiler dışında atölyede, sanatçının kendi mekanında işlerini görmek başka bir bakış sağlayabilir. Ziyaretler esnasında rahatsız edici durumlar olmuyor. Yalnız kalmayı çalışmam için gerekli buluyorum o nedenle çok sıklıkla olmadığı sürece atölyede yapılan buluşmalar beni mutlu eder.
Atölyeni bir günlüğüne bir sanatçıya verseydin eğer o isim kim olurdu?
Atölye benim için kişisel bir alan; başka birinin bir günlüğüne kullanmasını istemezdim.
Son olarak atölyende bir günün nasıl geçiyor?
Gün ışığıyla resim yapmayı tercih ettiğim için genellikle uyandıktan sonra kahve içerken çalışıyorum. Kimseyle görüşmeden, günün ilk saatlerinde iyi odaklanabildiğimi düşünüyorum. Tam olarak bir rutinim yok. Dönem dönem çeşitli alışkanlıklar edinebiliyorum.




