Naif sesi, ince işlenmiş melodileri ve içe dönük şarkı sözleriyle müzikte kendine özgü bir alan açan İrem Candar, yıllar içinde vokalistlikten kendi şarkılarını yazan bir solo sanatçıya dönüşerek önemli bir yol kat etti. “Rüzgar” ve “Semah” gibi son teklileri, onun hem içsel hem de sanatsal dönüşümünün izlerini taşıyor. Bu şarkılarda sadece bir hikâye değil, aynı zamanda bir hissin, bir zamanın ve bir dönüşümün sesi var.
İçeriden gelen bir dinginlik ve dışarıdan beslenen bir duyarlılıkla şekillenen müziği, günümüzün hızlı ve gürültülü üretim anlayışına karşı sakin ama etkili bir duruş sergiliyor. Biz de bu söyleşide, İrem Candar ile hem yeni şarkılarını hem de yıllar içinde şekillenen müzikal yolculuğunu konuştuk.
“Şarkı artık bana ait olmaktan çıkıp, kendi sesine kavuştuysa; onu dışarı vermeye hazırım demektir.”
İREM CANDAR
Rüzgar” ve “Semah” adlı son teklileriniz, hem isimleriyle hem de duygusal yapılarıyla oldukça sembolik çağrışımlar taşıyor. Bu şarkıların yaratım sürecinde sizi en çok etkileyen duygu ya da düşünce neydi?
Bu şarkılar, kendiliğinden doğdu. “Rüzgar”, bir geçiş anını anlatıyor. Hayatın içindeki görünmeyen ama etkisi güçlü dönüşümleri… Bazen bir duygu gelir, tam adını koyamazsın ama seni içine alır. “Rüzgar” tam da böyle bir hissin şarkısı.
“Semah” ise daha derin bir yere temas ediyor. İçimde hep var olan ama zamanla daha çok kulak verdiğim o mistik bağa uzanıyor. Dış dünyanın karmaşasından uzaklaşınca, insanın kendiyle ve evrenle kurduğu bir dans var orada. Şarkıların yaratım sürecinde beni en çok etkileyen şey, bu içsel hareketti; durmadan dönen, arayan ama aynı zamanda bulan bir hâl.
Yıllar içinde bir vokalistten kendi şarkılarını yazan ve söyleyen bir solo sanatçıya evrildiniz. Bu geçişin sizin iç dünyanızda ve müziğe bakışınızda nasıl etkileri oldu? Sizin için bu yolculuktaki en belirleyici dönemeç neydi?
Bu geçiş, dışarıdan bir yönelim değil; içsel bir zorunluluktu. Sadece ses vermek değil, söz söylemek, anlatmak istedim. Kendi cümlelerimle, kendi müzikal alanımda var olmak…
Belki de en belirleyici dönemeç, sustuğum ama içimin çokça konuştuğu bir dönemdi. O sessizlik, bana yazmayı öğretti. Yalnızlıkla, kırılganlıkla, büyümeyle gelen bir ifade ihtiyacıydı bu. Vokalistlikten şarkı yazarlığına geçmek, başkasının hikâyesinden kendi hakikatime geçmek gibiydi.
Müziğinizde sıkça rastladığımız melankolik ve naif dokular, günümüz dijital dünyasında çok daha hızlı, agresif tınıların arasında başka bir soluk yaratıyor. Bu duruşu bir tercih, bir direnç ya da bir içgüdü olarak mı görüyorsunuz?
Biraz hepsi aslında… Ama en çok da bir içgüdü. Kendimi başka türlü ifade edemem sanırım. Hızın, gürültünün, kabalığın ortasında, içe doğru bir kapı aralamak istiyorum.
Bu bir direnç de olabilir elbette, çünkü sadelik aslında çok cesur bir seçim. Ama kendimi anlatırken rol yapamıyorum. Naiflik ya da melankoli benim için bir süs değil; gerçek olan o. Duru olan, sade olan sesin çok daha derinden dokunabildiğine inanıyorum.
Ama şaşırtmacalı durumlarım da yok değil. Bir anda elektronik bir albümle de çıkıp gelebilirim.
O an içimden nasıl geliyorsa..

“Semah” adlı şarkınız, ismi ve yapısıyla güçlü kültürel çağrışımlar taşıyor. Aşık Hüdai’nin “Bütün evren semah döner” dizelerinin şarkınızdaki yeri ve bu deyişle kurduğunuz bağ sizin için ne ifade ediyor? Bu eserdeki felsefi ve mistik derinlik, sizin kişisel anlatımınızla nasıl birleşti?
Bu şarkıyı kaydetmeye karar vermem, bir şarkı seçmekten çok öte bir süreçti. Çok derin, sarsıcı ama aynı zamanda sade bir spiritüel bir yolculuk yaşadım. Bu yolculuk, beni içimde hep var olan ama üzerine tam olarak eğilmediğim bir alana götürdü: devinim, teslimiyet ve özle bağlantı.
Bu yolculuğun sonunda Aşık Hüdai’nin “Bütün evren semah döner” sözüyle karşılaştım ve o an, her şey yerine oturdu. Bu dizeyle birlikte gelen anlam, yaşadığım deneyimi özetliyor gibiydi.
Bu sözün taşıdığı evrensel bilgelik ve şarkının ritmiyle iç içe geçen mistik yapı, benim kişisel anlatımımla kendiliğinden birleşti. Söylerken sanki ben değil, o sözlerin içinden geçen bir sesmişim gibi hissettim.
“Semah” sadece bir eser değil, bana göre bir duruş, bir hal. Onu çalıp söylemek, benim için içsel bir niyaz; hem kendime hem bütüne karşı…
Sizce bir şarkı ne zaman tamamlanmış olur? Teknik olarak bitse bile, içsel olarak tamamlandığını hissettiğiniz an nedir?
Bir şarkı teknik olarak bittiğinde değil, artık üzerinde konuşmaya gerek kalmadığında tamamlanmış olur bence. İçimde bir “oldun” hissi doğuyorsa, o zaman bırakabiliyorum.
Bazı şarkılar hemen olur, bazıları yıllar ister. Ama ortak olan şey şu: Şarkı artık bana ait olmaktan çıkıp, kendi sesine kavuştuysa; onu dışarı vermeye hazırım demektir. O noktada şarkı tamamlanır — belki de tam o anda bana düşen görev biter.
“Rüzgar” için yazdığım MüziKoridor yazısında, şarkının sıcak ve nostaljik melodisinin bana Amélie filmindeki müzikleri anımsattığını belirtmiştim. Siz bu şarkıyı kurgularken benzer bir sinematik duygu yaratmak istediniz mi, yoksa bu hissin ortaya çıkması sizin için de bir sürpriz miydi?
Bu benzetme beni çok mutlu etti çünkü Amélie filmi de, Yann Tiersen’in müzikleri de iç dünyaya dokunan, anın büyüsünü taşıyan eserler.
“Rüzgar”ı yazarken sinematik olmayı hedeflemedim ama içimde o tür bir sahne vardı: bir tren camından dışarıyı izlemek, içimizdeki geçmişle barışmak gibi…
Bu duygunun bir şekilde karşıya geçmesi çok kıymetli. Bazen bilinçli olarak kurmadığımız şeyler de şarkının ruhuna siniyor ve dinleyiciyle çok özel bağlar kuruyor. Bu da onlardan biri olmuş gibiyse ne mutlu bana.
Naiflik, sadelik ve içsel bir derinlik… Bu üç kelime sizin müziğinizi tanımlamak için sıkça kullanılıyor. Siz kendi müzikal kimliğinizi hangi kelimelerle anlatırdınız?
Benim müziğim, kendimle kurduğum içten bir diyaloğun dışa yansıması. Bu yüzden “duru”, “samimi” ve “hatırlatan” kelimeleri bana çok yakın.
Annemin beni tarif ederken söylediği sözler belki de en doğru tanımı yapıyor:
“Temiz ve sürüden etkilenmeyen, kendin olarak; dürüst ve farkındalığı yüksek biri…”
Benim için müzik, insanın kendi özünü hatırlamasıyla ilgili. O özü bozmadan, süsleyip saklamadan sunmak istiyorum. Her şarkı bu yolda bir hatırlatma çabası gibi geliyor bana.
Ayrıca bu yolun süprizlerle dolu olması ve bambaşka stillerle de karşınıza çıkacak olmam içimdeki eğlenceli tarafı mutlu ediyor.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim. ☺️ ❤️🙏🏼



