Dirimart, Gregor Hildebrandt’ın Türkiye’deki ve galerideki ilk kişisel sergisi Duale Systeme aus der Mauerstadt’a 10 Mart – 5 Nisan 2026 tarihleri arasında Dolapdere lokasyonunda ev sahipliği yapıyor.
Gündelik nesneleri ve popüler kültür mitlerini yeniden işlevlendirme, yeniden adlandırma ve yeniden yorumlama pratiğiyle tanınan Gregor Hildebrandt, çokkatmanlı işlerinde müzik, sinema, edebiyat ve
sanat tarihinden gelen heterojen referansları bir araya getirir. Sanatçının manyetik bantlarla ürettiği “resimler”i, özel biçimlendirilmiş vinillerden oluşan heykelleri, kırık plaklardan geliştirdiği terrazzo (karo) benzeri yüzeyleri ve süpermarket estetiğinden ilham alan düzenlemeleri müziğin dokunsal deneyimi ile sesin görsel temsilleri arasında salınan duyusal bir alan açar. Hildebrandt’ın pratiğinde, fiziksel ve duyusal deneyimler merkezde yer alırken, kimi işlerinde boş tuvallerle kaydedilmiş ses bantlarını ya da video bantlarını bir araya getirmesi, kişisel ve kültürel belleği kesiştiren yapılar olarak karşımıza çıkar.
İsviçreli küratör Christoph Doswald tarafından kurgulanan Duale Systeme aus der Mauerstadt [Surlarla Çevrili Şehirden Gelen İkili Sistemler] sergisi, Hildebrandt’ın 2018’e uzanan farklı serilerinden yirmi eserini bir araya getirerek mekân içinde çağrışımsal bir deneyim alanı açıyor. Titizlikle tasarlanmış bu sunumun odağında ise, sanatçının bazılarını Dirimart için özel olarak ürettiği güncel işleri yer alıyor.
Hildebrandt’ın 2015’te başlattığı, kesilmiş plaklardan oluşan resim serisinden türeyen en yeni yapıtları olan Prismen [Prizmalar], plak resimlerinin mozaik yapısını üç boyutlu geometrik formlarla birleştiriyor. Mekânda sesin genişlemesi olarak düşünülebilecek bu çalışmalar, resim ile heykel arasında ince bir çizgide duruyor. Prizmalara özgü ışığın yansıması ve kırılması, Hildebrandt’ın bu serisinde plak oluklarının yüzeyinde beliren ince titreşimler olarak karşılık buluyor.
Sergide yer alan iki küçük resim, sanatçının babasının evinde bulduğu mutfak bezlerinin dokuma desenlerinden yola çıkarken Element of Crime ya da Konstantin Wecker gibi müzisyenlerin şarkı sözlerinden alınmış başlıklarla geçmişe göndermede bulunuyor. Biyografik deneyim ile soyut düşünüm arasındaki bu gerilim, işlere görünmez ama güçlü bir enerji kazandırıyor.
Hildebrandt’ın Köfteci işi ise, Berlin sokaklarında gündelik ve popüler unsur olan köfteci lokantaları ile Ergin Orbey’in Meraklı Köfteci (1976) filminden bu yana bir kültür ikonuna dönüşen köftecilerden ilham alıyor. Sanatçı, Potsdamer Strasse’deki tipik bir köfteci tabelasından hareketle geliştirdiği “kaset kutusu” yerleştirmesinde, sergi başlığında ima edilen “ikili sistemler”e gönderme yapıyor. 76’ya 9 istiflenmiş ses kasetlerinden oluşan yapı, Tina Turner’dan Richard Clayderman’a, Richard Strauss’tan Gitti & Erica’ya, Peggy March’tan Ravel’e ve Tanita Tikaram’a uzanan geniş bir müzik yelpazesini bir araya getiriyor. Küreselleşmiş popüler kültürün bu görsel ve işitsel katmanları da böylece eşzamanlılığın çarpıcı bir metaforuna dönüşüyor.
