Tuba Şamlı, CHALLENGER, 2026, kağıt üzerine akrilik kalem, diptik eser (bir parçası), 50 x 65 cm.
Tuba Şamlı, CHALLENGER, 2026, kağıt üzerine akrilik kalem, diptik eser (bir parçası), 50 x 65 cm.

Tuba Şamlı’nın İlk Kişisel Sergisi: The Drowned Gods

10 Ekim 2026
4 dakika

İkarus’un kanatlarından Challenger’ın enkazına uzanan insanlığın bitmeyen yükselme hırsını odağına alan Tuba Şamlı, The Drowned Gods sergisinde tanrısallık illüzyonumuzun suyun sessiz gücü karşısında nasıl çözüldüğünü 15 Ekim – 14 Kasım 2026 tarihleri arasında x-ist’te gözler önüne seriyor.

“İnsanın tanrısallık yanılsaması, doğanın sabırlı nefesiyle suyun altında sessizce çözülür.” 

İnsan, var olduğu günden bu yana kendi sınırlarını aşmaya çalıştı. Tanrılara öykündü; gökyüzüne  yükselmek, denizleri geçmek, doğayı kontrol etmek, zamanı yenmek ve ölümü geciktirmek  istedi. Mitolojide ateşi çaldı, güneşe uçtu, canavarları yendi, tanrıların katına ulaşmaya çalıştı.  Bugün ise aynı arzuyu teknolojiye, mühendisliğe, makinelere ve uzay araçlarına taşıyor. Biçimler  değişse de insanın kendisini doğadan ve kendi faniliğinden daha güçlü görme isteği değişmiyor. 

The Drowned Gods, bu bitmeyen yükselme arzusunun ardından gelen sessizliğe bakıyor. Sergide  mitoloji, tarih ve modern dünyanın yıkımları aynı zihinsel alanda buluşuyor. Titanic’ten İkarus’a,  Bellerophon’dan Challenger’a, Prometheus’tan Tepegöz’e uzanan bu anlatıların ortak  noktasında, insanın kendi gücünü ne zaman tanrısal bir kudretle karıştırdığı sorusu yer alıyor.  Başarı, bilgi ve sahip olma arzusu insanı kendi kırılganlığından uzaklaştırırken, sergi bu yükselme  ve düşüş hikayelerine suyun içinden bakıyor. 

Su, burada yalnızca bir manzara ya da zemin değil; insanın kurduğu düzenin, mitlerin ve güç  fikrinin zamanla karşılaştığı başka bir alan. Suyun altında kahramanlık, yenilgi, ilerleme ve çöküş  birbirine karışıyor. İnsan tarafından yaratılmış olanın doğayla karşılaşması, serginin çıkış  noktalarından birini oluşturuyor. The Drowned Gods, insanın kendisini doğadan ayrı ve onun  üzerinde konumlandırma arzusuna dair bir düşünme alanı açıyor. Batmak, boğulmak,  kaybolmak ve geride kalmak ise burada yalnızca bir sonu değil, başka bir başlangıcın ihtimalini  taşıyor. 

İnsanın son olarak gördüğü yer, belki de doğanın yeniden başladığı yerdir. 

Sergi , 15 Ekim – 14 Kasım 2026 tarihleri arasında x-ist’in Gümüşsuyu’ndaki mekanında ziyaret  edilebilir. 

Tuba Şamlı

1978, Ankara 

Tuba Şamlı, İstanbul Avni Akyol Güzel Sanatlar Anadolu Lisesi Resim Bölümü’nde başladığı  sanat eğitimini, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarım Bölümü’nde  sürdürdü. Uzun yıllardır reklam sektöründe sanat yönetmeni ve yaratıcı yönetmen olarak çalışan  sanatçı, aynı zamanda illüstrasyon, kitap ve tasarım alanlarında üretimlerini sürdürmektedir. 

Sanatçı, üretim pratiğini sanatın en temel ve yalın başlangıç noktası olan kâğıt ve kalemin  birbiriyle ve sanatçıyla kurduğu naif, hassas ve doğrudan ilişki üzerinden inşa eder. Uzun yıllara  dayanan sanat yönetmenliği deneyiminin kazandırdığı detaycı, inceleyici ve sorgulayıcı bakış  açısı; kendini ya da önceki üretimlerini tekrar etmeme arayışıyla birleşerek özgün görsel dilini  şekillendirir. 

Desenlerinde disiplin ile spontanlık arasında kendine özgü bir denge kuran sanatçı için kalemin  kâğıda değdiği an, sezgisel kararların hız ve cesaretle eyleme dönüştüğü bir eşiktir. Doğrudan mürekkepli kalemle çalışmanın geri dönüşsüzlüğü, her nokta ve çizgiye ayrı bir  sorumluluk yükler. Sanatçının karakterinde belirleyici olan mükemmeliyetçilik ve obsesif  detaycılık, bu süreçte hem yaratıcı bir itici güce hem de üretim aracılığıyla dengelenen kişisel bir  gerilime dönüşür. Detayların içinde derinleşirken bütünü gözden kaçırmamak, sanatçının görsel  kurgusunun temelini oluşturur. 

Uzun yıllardır aletli dalış yapan Tuba Şamlı’nın su altı dünyasına duyduğu ilgi de sanatsal  üretiminin önemli kaynaklarından biridir. Suyun altında ışığın, zamanın, nesnelerin, perspektif  ve espasın değişen algısı; doğanın dönüştürücü gücü ve insan müdahalesinden bağımsız  varoluşu, sanatçının görsel dünyasında belirleyici bir yere sahiptir. 

Sanatçının ilk kişisel sergisi The Drowned Gods, mitoloji, insanın güç ve hâkimiyet arzusu,  doğayla kurduğu ilişki ve kendi faniliği üzerine geliştirdiği düşüncelerden doğar. Mitolojik  kahramanlar, tanrılar, tarihsel felaketler ve modern teknolojinin simgeleri, insanlığın kudret,  üstünlük ve ölümsüzlük iddiasını sorgulayan ortak bir anlatının parçalarına dönüşür. 

Serginin kavramsal yaklaşımı ile sanatçının üretim biçimi arasında dikkat çekici bir  karşıtlık bulunur. Bir yanda her çizgiyi titizlikle inşa eden, kusursuzluğu arayan ve bütünü  kontrol etmeye çalışan bir üretim pratiği; diğer yanda insanın doğa karşısındaki  kırılganlığını ve hiçbir şeye mutlak anlamda hükmedemeyeceğini anlatan bir dünya vardır. 

The Drowned Gods, bu karşıtlıktan beslenen bir anlatı sunar. İnsanın inşa ettiği, yönettiği ve  sonsuza dek sahip olabileceğine inandığı her şey, doğanın kendi döngüsü içinde dönüşür. Geriye  ise insanın kendisini doğadan ve kendi faniliğinden daha güçlü görme arzusunun ardından gelen  sessizlik kalır.

Sanat Okur

Sanat Okur, sanat haberleri, sergi incelemeleri ve sanatçı içerikleri üreten bir online sanat haber platformudur. Amacı, güncel sanatı erişilebilir ve anlaşılır şekilde geniş kitlelere ulaştırmaktır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Aleyna Hacıosmanoğlu
Önceki

Portfolyo: Aleyna Hacıosmanoğlu