Deniz Karakurt Şekerci’nin “Dikiş İzi” İsimli Sergisi 28 Aralık’ta Den Art’da!

Deniz Karakurt Şekerci eserleri Batı’da seksenlerden bu yana yükselen yeniden resim hareketinin ülkemizde görülen nadir kıpırtılarından sayılabilir. Zira bu resimler “çağdaş” ve/veya “güncel” olmak maksadıyla temsil değeri bağlamında karmaşaya kapılan aidiyeti meçhul nicelerinin arasından sıyrılmayı başarmaya aday girişimlerdendir.

Gelenek ile deneysel olan arasında yankılanan bu yapıtlarda, tercih edilen dilsel yönseme boya resminin varlık alanında tespit olunurken, çağdaş olanla ilinek oluşturan müdahale olarak tekstil malzemesinin varlığı sanatçıda mevcut çağcıl bir kaygının işareti olarak karşımızdadır. Dikiş ipiyle örüntülenen bu biçimlendirmeler arz ettiği çizgisel efekt dolayısıyla, bir yanı desen pratiğinin göz ardı edilmediği bir duyarlığın, diğer yanı ise zamansal bir kaygının karşılıkları gibidir. Zira uzayda iki nokta arasında alınan yolu çizgi olarak tanımladığımızda bu yolu neyle betimlediğimiz ait olduğumuz zaman ve o ana dair yaşananlarla kaçınılmaz biçimde ilişkilidir. Tam da bu noktada özerk hale gelen Deniz Karakurt eserleri mesafe kat edildiğinde hem ifadeci resmin bütün verilerine sahip olan; aynı mesafe aşıldığında deneysel kaygıların görünür hale geldiği üretimler, hem de yaşamsal gerçekliğin ilan ve ifşasıyla biçimlenen üretimlerdir.

Yukarıda anılan kaygıların gündelik yaşamın yönetiminde olduğu ve bu durumun bilişsel olandan duyusal olana kadar genişleyen bir kadraja sahip olduğu da elbette unutulmamalıdır. Çünkü Deniz Karakurt eserlerini, üretim sürecinde duygu egemen başlayan ve/fakat akıl egemen olarak sonuca ulaşan çıktılar olarak tasnif etmek yanlış olmayacaktır.

Figüratif biçimlendirme tercihleri Yeni İfadeci Resmin olanağında karşılık bulan sanatçının eserlerinde içerik yukarıda anılan malzeme seçimiyle yapılanır. Dikme eylemiyle tuvale entegre edilen ip, arz ettiği renklilikten çizgiye öykünen dinamik yapısına kadar sanatçının yaşantısıyla dolaysız olarak ilişkilidir. Zira ipin yüzeye tutunması için tuvalde açılan delik yaşamda iz bırakma istenci içerisindeki halet-i ruhiyenin ip uçlarını barındırır. Bir tür tutunma gayreti olarak da okunabilecek bu eylem sanatçının sanatla arasındaki bağın apaçık ilanından başka bir şey değildir.

Yaşanmışlıkları ve/veya yaşanacakları görünür hale getiren bu seri bireyin hayatla yahut süregiden gerçeklikle ilişkisini boyut tercihleriyle araştırır ya da aslında malumun ilanı olarak karşımıza koyar. Tuval boyutları içerisinde küçülen figürler bahsi geçen birey-hayat ilişkisinin dramatik tezahürüdür çünkü. Herkes biliyor: gündelik hayat denilen mizansen içerisinde kaybolacak denli minik figüranlara dönüşen birey Karakurt’un resimlerinde tam da bu sebeple küçük detaylar olarak çıkar karşımıza. Bazen oyuncak bir bez bebeği anımsatan, bazen de geline gönderme yapan dişil figürleri merkeze alan Şekerci, eserlerinde kadının toplumsal yaşamdaki yerini feminist bir söylemle araştırır. Son tahlilde yeni-ifadeci resmin dilsel olanaklarını düstur edinmiş olan sanatçı “Dikiş İzi” adlı serisiyle, birey olarak kadının yaşamla arasında ilinek oluşturan meseleleri boya üzerine iple teyelleyerek karşımıza koyar.

Orçun ÇADIRCI
Mersin Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü Öğretim Üyesi

Türkiye'nin En Büyük Sanat Haber Portalı, Güncel Sanat Haberleri, Sergi Rehberi, Sanatçı Portfolyoları, Sanat Üzerine Röportajlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.