FTH ile Halkekmag Studio’da Gerçekleşen “90+” Sergisi Üzerine

FTH, 90+, Halkekmag Studio
FTH, 90+, Halkekmag Studio

FTH’nin işleriyle karşılaştığınızda önce bir görsel çarpışma yaşıyorsunuz. Futbol, sokak kültürü, pop-art, graffiti ve internet çağının hızla tüketilen imgeleri aynı yüzeyde buluşuyor. Halkekmag Studio’daki “90+” sergisi de tam olarak bu karşılaşmanın yeni bir durağı. Serginin açılışı sonrası FTH ile bir araya gelerek “90+”ın arkasındaki hikâyeyi, Gen Z’nin görsel hafızasını, futbolun neden hâlâ güçlü bir kültürel sembol olduğunu ve sanatçının üretim pratiğini konuştuk.

Bu sergiyi üretmeye seni iten belirli bir kişisel deneyim ya da toplumsal gözlemin var mıydı? “90+” fikri nereden çıktı? 

Aslında bu serginin çıkış noktası hem kişisel hem de toplumsal bir yerden besleniyor. Futbol hayatımda her zaman çok büyük bir yer kapladı. Çocukluğumdan bugüne kadar sevinci, hayal kırıklığını, aidiyeti ve heyecanı futbol üzerinden deneyimledim. Bu yüzden futbol benim için sadece bir spor değil, aynı zamanda güçlü bir kültürel hafıza alanı.

Bu yıl Dünya Kupası’nın gerçekleşecek olması ve Türkiye’nin de turnuvada yer alacak olması beni ayrıca heyecanlandırdı. O atmosfer başlamadan önce, futbolun etrafında oluşan kültürü, tribünleri, renkleri ve kolektif duyguları kendi görsel dilimle üretmek istedim. “90+” fikri de tam olarak buradan çıktı. Futbolda 90. Dakika nasıl oyunun en yoğun ve en beklenmedik anlarını barındırıyorsa, bu sergi de o duygusal yoğunluğun ve kolektif enerjinin bir yansıması olarak ortaya çıktı.

Taraftarlık kültürü bu sergide önemli bir yerde duruyor. Sence taraftarlık bireyin kimliğinin ne kadarını oluşturuyor? 

Bence futbolu gerçekten futbol yapan şey taraftarlar. Sahadaki oyunun ötesinde tribünlerde kurulan bağlar, ortaya çıkan görsel şölenler, marşlar, koreografiler ve ortak duygular futbolu eşsiz bir kültürel deneyime dönüştürüyor. Bazen tribünlerde yaşanan bir an, sahadaki bir pozisyon kadar akılda kalabiliyor. Taraftarlığınsa herkesin kimliğinde aynı ağırlığa sahip olduğunu düşünmüyorum. Kimi insanlar için bu sadece bir hafta sonu aktivitesiyken, kimileri için tam anlamıyla aidiyet duygusu. Benim ilgimi çeken şey ise birbirinden tamamen farklı insanların aynı renklerin altında birleşebilmesi ve ortak bir duygu etrafında bir araya gelebilmesi. 

FTH
FTH

Üretimlerinde genelde popüler kültüre sıkça görüyoruz. Bu referansları kullanırken özellikle dikkat ettiğin bir sınır ya da yaklaşım var mı?

Açıkçası kendime koyduğum belirli sınırlar yok. Hatta üretim pratiğimde sürekli o sınırların ötesine geçmeye çalışıyorum. Çünkü sanatın güvenli alanlarda değil, sınırların zorlandığı yerlerde daha ilginç hale geldiğine inanıyorum. Popüler kültüre gelince; bugün hayatımızı şekillendiren en güçlü unsur. Ne giydiğimizden nasıl iletişim kurduğumuza, neyi tükettiğimizden neyi arzuladığımıza kadar birçok şeyi etkiliyor. Bazen insanlar popüler kültürü yüzeysel bir alan olarak görüyor ama ben onu çağımızın en önemli görsel ve sosyal göstergelerinden biri olarak okuyorum. Bu yüzden işlerimde popüler kültür referanslarını kullanırken onları sadece alıntılamaya çalışmıyorum; onları dönüştürmeye, yeniden yorumlamaya ve içinde yaşadığımız dönemin bir belgesi haline getirmeye çalışıyorum.

Bugün ürettiğin işlere baktığında, çocukluğundan taşıdığın en güçlü görsel hafıza nedir?

Çocukluğumdan taşıdığım en güçlü şey sanırım özgürlük duygusu. Parkta oyun oynarken hissettiğim o sınırsızlık, heyecan ve merak hâlâ benimle. Çocukken yaşadığım o iç kıpırtısı, üretirken hâlâ hissettiğim en önemli duygu ve işlerimi besleyen şeylerden biri.

Üretim sürecinde seni en çok harekete geçiren duygu hangisi oluyor: öfke, eğlence, aidiyet ya da başka bir şey var mı?

Aslında beni üretime iten tek bir duygu yok. Öfke, heyecan, aidiyet ya da merak… Hepsi zaman zaman sürecin bir parçası oluyor. Ama en verimli ve en özgür hissettiğim anlar genellikle keyfimin yerinde olduğu zamanlar. O enerjinin doğrudan işlere yansıdığına inanıyorum.

FTH, 90+, Halkekmag Studio
FTH, 90+, Halkekmag Studio

İşlerinde yer alan bazı karakterlerin yüzlerine baktığımızda belirli bir anonimlik hissi görüyorum. Bu bilinçli bir tercih mi, yoksa zamanla mı oluştu?

Bu aslında bilinçli bir tercih. Eğer bir karakterin belirli bir kişiyi temsil etmesini istersem bunu açıkça yapabilirim. Ama çoğu zaman karakterlerimin tek bir kişiye ait olmasını istemiyorum. Onları belirli kalıpların içine hapsetmek yerine özgür bırakmayı tercih ediyorum.

Sokak kültürünün estetiğinin bugün büyük markalar tarafından sıkça kullanılması ve sahiplenilmesi hakkında ne düşünüyorsun? Bu durum seni ve üretimini nasıl etkiliyor?

Sokak her zaman en güçlü dillerden biriydi çünkü sokaktaki her şey gerçek. Büyük markaların da bu estetiğe yönelmesinin sebebi bu. İnsanlar artık daha samimi ve gerçek olan şeyleri arıyor. Benim için sokak kültürü sadece bir görsel dil değil, aynı zamanda sürekli öğrenebildiğim ve bazen benim bile fark etmediğim şeyleri görmemi sağlayan bir alan. Genel olarak üretirken sınırların içinde kalmayı seven biri değilim. Karakterler de bunun bir yansıması. Onlara kesin bir kimlik vermek yerine farklı insanlar tarafından farklı şekillerde okunabilecek alanlar bırakıyorum. Bu anonimlik hissi de biraz buradan geliyor. Ben karakteri özgür bırakıyorum; o da zamanla ait olduğu yeri, bazen de birden fazla yeri kendi buluyor.

Renklerin harmonisi senin işlerinde öne çıkan unsurlardan biri. Bu durum senin pratiğinde anlatının önüne geçiyor mu? Üretim sürecinde hangisi önce geliyor, renk anlatı veya pratik?

Bence üretimde hiçbir şey diğerinin önüne geçmiyor. Eğer ortada güçlü bir fikir yoksa renklerin tek başına bir anlamı kalmaz. Aynı şekilde doğru renkler olmadan da fikrin etkisi eksik kalabilir. Bu yüzden renkleri hikâyeyi tamamlayan ve güçlendiren bir araç olarak görüyorum. Renklerden kaçmak yerine onları daha yakından tanımak gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bazen tek bir renk bile bir işin duygusunu tamamen değiştirebiliyor.

YAZAR

Ece Yıldırımlı
Sanat Okur yazarı

Ece Yıldırımlı

Ece Yıldırımlı, sanat yönetimi alanında şirketlere ve koleksiyonerlere sanat danışmanlığı veren; mekân bağımsız küratöryel projelerde profesyonel çalışmalar yürüten bir sanat yöneticisi ve küratördür. Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Kültür Yönetimi bölümünde eğitim almış, aynı zamanda McArtist’in kurucu ortağıdır.

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.