T. Melis Golar & Celine Topsakal @Tara Kara
Barbare Studio Rezidans Küratörü T. Melis Golar & Barbare Studio Kurucusu Celine Topsakal (Eser: Serkan Aka) credit: Tara Kara 2026

Melis Golar ve Celine Topsakal ile “Temas Bölgesi” Üzerine

“Temas Bölgesi” Sergisi Üzerine T. Melis Golar ve Celine Topsakal ile Söyleşi
7 Ağustos 2026
18 dakika

Celine Topsakal’ın kurucusu olduğu Barbare Studio’nun ikinci sergisi “Temas Bölgesi” T. Melis Golar küratörlüğünde 14 Haziran – 10 Eylül 2026 tarihleri arasında ziyarete açıldı. Barbare Bağları içinde konumlanan Barbare Studio’nun bünyesinde gerçekleşen rezidans, farklı disiplinden sanatçıların üretim mekânı olurken ortaya çıkan eserler “Temas Bölgesi” sergisiyle Barbare Bağları‘nın dört bir yanına yayılıyor.

Bir üzüm bağı nasıl olur da sanatla yan yana gelebilir?..

Küratör T. Melis Golar’ın yürütücülüğünde gerçekleşen Barbare Studio’nun rezidans programının ikinci sergisi “Temas Bölgesi” farklı malzemelerden üretimler gerçekleştiren, multidisipliner A. Serkan Aka, Action Pyramid, Ayça Ay, Egle Oddo, Elmas Deniz, Ezgi Kılınçaslan, Fırat Engin, İrem Apak, Kıymet Daştan, Orkan Telhan, Pınar Marul, Rozelin Akgün, Sinem Dişli, Tabita Rezaire ve Yasemin Özcan’ı bir araya getiriyor. Barbare Bağları içinde konumlanan Barbare Studio, bu sanatçıların üretim alanına dönüşürken üzüm bağları da ziyaretçiler için yeni bir deneyim alanı sunuyor.

Ziyaretçiler, üzüm bağları arasına gizlenmiş ses yerleştirmelerinden heykele, land art’tan depoda sergilenen video işlere kadar sanatçıların rezidans süresince ürettiği eserleri geniş bağ arazisini sağdan sola, yukarıdan aşağıya kadar gezerek keşfedebilir. (Spor ayakkabı, şapka ve bir içeceğin eşlik etmesi önerilir.)

Basın davetlisi olarak katıldığım gezi sırasında, aklımda oluşan soruları, Barbare Studio Kurucusu Celine Topsakal ve Barbare Studio Rezidans Küratörü T. Melis Golar ile paylaştım. Serinin üçüncü ayağını, serginin odak noktasını, yer alan işleri, üzüm ile sanat ilişkisini, yeni deneyimleri, süreci ve Barbare Studio’nun gelecek projelerine dair detaylı bir söyleşi gerçekleşti.

“Temas Bölgesi” sergisi 10 Eylül 2026 tarihine kadar, Barbare Bağları, Tekirdağ adresinde ziyaret edilebilir.

“Temas Bölgesi” Sergi Turu, @Tara Kara 2026
“Temas Bölgesi” (Eser: Sinem Dişli) Sergi Turu, credit: Tara Kara 2026

Temas Bölgesi kavramı ne anlatıyor? Bu kavramın Barbare Bağları ve seçilen sanatçılarla ilişkisi nedir?

T. Melis Golar: Temas bölgesi, farklı kültürlerin birbirine dokunduğu, çatıştığı ve birbirini dönüştürdüğü kavramsal bir alana tekabül ediyor, salt mekânsal bir varlık olmanın ötesinde, karşılaşma hâlindeki gruplar arasındaki bağlar, gerilimleri ve alışverişleri tanımlamak için de kullanılan bir terim. Aynı zamanda antropolojik, biyolojik ve jeolojik anlamlarıyla da farklı disiplinlerde yeri var temas bölgesinin. Sergide yer alan sanatçıların multidisipliner olması ile bu kavramın çoklu anlamının örtüşeceğini düşündüm.

Temasın yalnızca dokunsal ve doğrudan anlamıyla değil öğrenme, hatırlama, tekrar etme, ihtimam gösterme gibi yollarla da mümkün olabileceğine dikkat çekiyoruz. Temas bölgesi biyolojik bir terim olarak hibrid bir alanı temsil ediyor; bu da öne sürdüğüm sergiyi Gaia hipotezi üzerinden okuma fikri ile örtüşüyor. 70’lerde James Lovelock ve Lynn Margulis tarafından geliştirilmiş olan hipotez; dünyayı yaşayan bir sistem olarak ele alıyor, atmosferi, yer kabuğunu, bitkileri, hayvanları, insanı ve mikroorganizmaları birbirine bağlı bir bütünlük içinde tek bir organizma gibi düşünüyor. Canlı ve cansız ayrımı ortadan kalkıyor; yaşam, parçalar arasında akan ilişkiler ağına dönüşüyor. Bu anlayış, doğayı nesneleştiren bakışlardan uzaklaşıp, onunla birlikte düşünen, birlikte soluk alan bir konuma yerleşmeye zorluyor bizi. İnsanı, merkezden çıkarıyor ve canlıları sistemin yalnızca bir taşıyıcısı ve gezegenin yaşamında geçici bir sakini olarak kabul ediyor. Bu düşünceyi doğa ile kendisi arasında çok sert çizgiler çizen insanın yarattığı iklim krizi ve ekolojik yıkımların karşısında, yeni olmasa da, hatırlamaya değer bir bakış sunması niyetiyle gündeme getirmek istedim.

Bağın içinde ilk bakışta görünmeyen ayrıntılı yaşam formları mevcut; sanatçılar bunları yeniden yorumluyor ve görünür hale getiriyor. Görünmeyen emek, cansız varlıklarla canlıların birbirlerine benzerliği, peyzaja insanın ne tür bir dâhiliyeti olduğu, canlıların zararlı zararsız ayrımıyla sınıflandırılmasının yarattığı etkiler gibi merkezi insandan geri çeken bir bakış açısı görüyoruz. Serginin yalnızca mikro düzeyde bir araştırma alanı sunmasını değil, aynı zamanda kavramsal olarak birbiriyle bağlantılar kurmasını önemsedim.

Sanatçıların farklı çalışma alanlarına sahip bir ortaklık kurması, projenin temel hedeflerinden biri idi. Katılımcı sanatçıların bir kısmının pratiğinde zaten mikrobiyoloji, simbiyotik ilişkiler, bedenler, insan olmayanı anlama çabası, belgesel ile kurgu arasındaki geçişler ve toprağı ya da taşı bir araştırma alanı olarak ele alan yaklaşımlar bulunuyordu. Bu nedenle bağın sınırları içinde çalışmak, onlar için mevcut araştırmalarını yeni bağlamlarla geliştirebilecekleri deneysel bir alana dönüştürdü. Bir diğer grup ise mekâna özgü yerleştirmeler üreten, kamusal alan ile güçlü ilişkiler kuran ve kavramsal üretimler gerçekleştiren sanatçılardan oluşuyordu. Bu sanatçıların projeye yaklaşımları daha çok hafıza, arkeoloji, mekân ve malzeme ekseninde şekillendi.

Sanatçıların Barbara Bağları ile teması sonucu ortaya çıkardıkları işler gerektiği kadar Temas Bölgesi kavramına hizmet ediyor mu? Kavramla gerilim yaratan bir iş var mı?

T. Melis Golar: Kesinlikle ediyor. Zaten bazı sanatçıların yapıtlarını bu kavramla örtüştüğünü düşünerek davet etmiştim. Rezidans sırasındaki üretimler de serginin kavramsal alt yapısını destekleyen yeni yapıtları ortaya çıkardı. Örneğin; Tabita Rezaire’nin Premium Connect başlıklı video çalışması; organizma ruh ve cihaz arasındaki katı ayrımı sorgulayan; Afrika kehanet sistemlerinden mantarların yeraltındaki iletişim ağlarına, atalarla kurulan bağlardan kuantum teorilerine kadar geniş bir çeşitliliği ele alıyor. Yapıtın öne sürdüğü bilimsel, ruhani ve teknolojik çağrışımlar serginin ekolojik, simbiyotik ve insan merkezci sistemlere olan eleştirileri ile beklenmedik bir yerden örtüşüyor. Diğer taraftan, Orkan Telhan’ın Toprağın Mesaisi başlıklı çalışması, sanatçının bağ çalışanları ile toplantılar sonrası geliştirdiği bir kayıt cihazından oluşuyor. Yapıt, izleyiciye insan olmayanı anlamlandırma konusunda bir perspektif sunuyor. Sanatçının ürettiği makine, üzümü işleyen bağ çalışanlarının gösterdiği ihtimam ve emeğin ölçülebilirliğinin yanı sıra; toprağın da üzüm üretmek için geçirdiği mesaiyi kayıt altına almayı hedefliyor. Üzümün oluşumunda toprağın görünmeyen derinliklerinde ne tür biyolojik reaksiyonlarla köklere tesir ettiğini gözlemleyen çalışma; bilimsel bilgi, insan merkezci olmayan düşünce ve ekonomik sistemler arasında bağlar kuruyor. Sinem Dişli’nin Kristal Tartrat çalışması ise bu kavramı materyalite üzerinden incelemeye davet ediyor. Sanatçı şarabın yıllarca beklediği fıçıların iç ve dış yüzeyini bir heykel yerleştirmesi haline getirerek şarabın fıçı ile teması ile oluşan kristalleri gözler önüne seriyor. Sanatçının pratiği ile de örtüşen bu yaklaşım, şarabın tortulaşarak biriken zamansallığını adeta jeolojik bir katman halinde gösteriyor.

Sanatçılar yukarıda bahsettiğim örneklerde olduğu gibi temas meselesine ve Gaia Hipotezi’nin öne sürdüğü düşüncelere türlü biçimlerde atıfta bulunuyorlar. Bu hem serginin düşünsel zeminini genişletiyor hem de sanatçıların pratikleri özelinde işaret ettiğim konulara dair yeni bir bakış getiriyor.

Ziyaretçiler Barbare Bağları’na geldiklerinde “Temas Bölgesi”ne dair nelerle karşılaşıyor? Rota nerede, nasıl ve hangi işle başlayıp; nerede, nasıl ve hangi işle son buluyor? Ziyaret ne kadar süre alıyor?

T. Melis Golar: Bağların arasında yürüyeceğiniz, yürüdükçe karşınıza mekâna özgü eserlerin sizi beklediği bir sergi göreceksiniz. Bir yapıttan diğerine yürürken düşünmek için aralıklar mevcut. Temas Bölgesi sergisi izleyiciyi mekânla ve işlerle etkileşime sokan bir sergi, sadece eserleri izlemeyi değil deneyimlemeyi de öneriyor. Öte yandan mekânın kendisi güneşin ve rüzgârın yönü, iklimsel şartlar sergiye yeni bir katman ekliyor. Şartları bir avantaj olarak görerek sergiyi gezerseniz daha keyifli karşılaşmalar yaşayacağınızı düşünüyorum.

Sergide 15 sanatçıdan 19 eser yer alıyor. Sergiye ait bir harita mevcut orada yürüyüş rotası ve sanatçıların yapıtlarına dair bilgiler mevcut. Ayrıca her yapıtın yanında Türkçe ve İngilizce açıklamalar var. Sergiyi gezme hızınıza göre değişebilir ama detaylı bir gezi 1,5 saate yakın sürecektir.

Hazırlık süreci uzundu. Bu zaman diliminde sanatçılar bağın kurallarına nasıl uyum sağladı?

T. Melis Golar: Bağlarda sergi yapmak beyaz küp içinde alışıldık bir sergileme yöntemi ile ilerlemiyor, kamusal bir alanda yerleştirme koymaya da benzemiyor. Burası halihazırda her gün üzümlere ihtimamla bakılan, büyük bir emek isteyen, sürekli aktif bir bağ. Her noktasında üzüm var, toprağın belirli bir yapısı var, rüzgâr her yerden esiyor. Üç serilik sergi sürecini bana sanatçılara daha hazırlıklı bir yönlendirme fırsatı sunacağını umarak önermiştim. Her defasında yeni bir bilgi ile geri dönüyor, sanatçıların araştırmaları ve sahada karşımıza çıkan yeni hikâyelerle zenginleşiyoruz.

Bağın kendi içerisinde bir ritmi var, ondan daha da öte doğanın bir ritmi var. Hava şartları, toprağın yapısı etrafındaki diğer tarla ve meralar bizi yönlendiriyor. Sanatçılarla birlikte hayal ettiğimiz her şey tamamıyla plana uygun gitmeyebiliyor. Kimi zaman uzun ve şiddetli yağışlar çalışmayı engelliyor ve günlerce hava şartlarının iyileşmesini beklediğimiz oldu. Fakat bence bu deneyimin güzelliği de tam olarak burada. Bunu bir zorluk olarak görmek yerine, öğrenmek için fırsat olarak algılamaya başladığınızda yaratıcı sürece katkısını hissediyorsunuz.

Temas Bölgesi sergisi, A. Serkan Aka "Yer Çekimi" credit: Zeynep Fırat
Temas Bölgesi sergisi, A. Serkan Aka “Yer Çekimi” credit: Zeynep Fırat

Geçtiğimiz seneye kıyasla bu yılki ilgiyi nasıl yorumluyorsunuz? Barbare Bağları sadece üzüm bağlarını sevenleri değil çevredeki sanatseverlerin de buluşma noktasına evriliyor. Bu gelişim sürecini hem bağ hem de çevre açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?

T. Melis Golar: Şarap sevenlerle sanat severleri bir araya getirmek çok mantıklı bir proje, bu anlamda Celine’in aile işletmesine büyük bir ivme kazandırdığına inanıyorum. Öte yandan bir küratör veya sanatçı için bağlarda sergi yapma fırsatı az bulunur, bu yüzden oldukça özel bir deneyim olduğunu söylemek lazım. Sizin de bahsettiğiniz gibi izleyiciler açısından da her iki keyfi bir araya getiriyor. Nevzat Sayın’ın bir sözü vardı ‘alkol de sanat da kafanın kıyak olma hali’ diye; bu cümleyi düşündükçe Dionysos aklıma geliyor. Bizim yaptığımız da bu mitolojiyi bugün yaşatmak.

Başka bir mesele ise Tekirdağ halkının konuya dâhiliyeti ve ilgisi; her geçen yıl yerli ziyaretçi sayısı artıyor olsa da ben sanatsal olarak ilgiyi henüz yeterli ve derin bulmuyorum. Türkiye’de bir şarap üreticisi olmanın zorlukları ile birlikte gelen olumsuzluklar, Tekirdağlılara ulaşmamızı engelliyor. Fakat ağızdan ağıza yayılan ilginin kıymetine de inanıyorum.

Celine Topsakal: Melis’in de belirttiği gibi, aslında burada sadece sanatçılar değil bizler de bağın ritmi ve zorluklarıyla şekillenen, ucu açık bir rezidans sürecindeyiz. Bu toprağa daima bir ‘öğrenci’ mütevazılığıyla yaklaşmak, üstünlük hissetmemek ve dinleme becerimizi geliştirmek Barbare Studio’nun omurgasını oluşturuyor. Bu süreçte sanatçılarla yan yana yürümek, karşılaştığımız sorunları birlikte çözmek ve her birimizin bilgisini tek başımıza girdiğimiz bir sınavdan ziyade, kolektif bir yaklaşımla yorumlamak bu yolculuğun özü. Rezidans boyunca Melis de ben de sürekli stüdyodayız; bir arada olmak ve bu süreci birlikte paylaşmak, projenin harcını oluşturuyor. Sanatçılarla ve bağ ile tam ortada konumlanan stüdyomuz, bu öğretileri bizzat deneyimlememiz için bir zemin sunuyor. Sanatçıların burada uzun vakit geçirmelerini, kendi pratiklerini yerel bilginin farklı yansımalarıyla buluşturmaları ve klasik bir sergi mantığının ötesine geçip derin bir etkileşim kurmaları benim için çok önemli.

Ayrıca bu süreçte öğrendiğimiz bir diğer temel unsur da; yerel üretimin sınırları, zorlukları ve mevcut imkânların getirdiği potansiyeller oldu. Sanatçıların eserlerinin büyük bir kısmını Tekirdağ’da üretmesi benim için çok kıymetli. Sanatçılar, bölgedeki ustalarla yan yana çalışarak malzemenin ve mekânın sınırlarını bizzat yerinde tecrübe ediyor. Bu da süreci ‘bir eser üretip gitmenin’ ötesine taşıyor; yerel bilgiyi kavrayan ve onu görünür kılan bir farkındalığa dönüştürüyor. Hatta bölgedeki malzeme haritalandırmasına başladık bile. Şehir düzeninin dışına çıktığımızda; tarımsal zaman gibi farklı zaman kavramlarını ve alternatif işleyiş biçimlerini keşfetmek hepimiz için dönüştürücü bir sürece halini alıyor.

“Temas Bölgesi” Sergi Turu, @Tara Kara 2026
“Temas Bölgesi” Sergi Turu, credit: Tara Kara 2026

Sergi tüm bağ arazisine yayılmış durumda. Öyle ki ziyaretçiler bağın bir ucundan diğer ucuna keşif yürüyüşüne çıkıyor. Bu yürüyüşün kendisi bir temas biçimi mi? Yoksa her sanatçıya eşit bir alan arzusu mu?

T. Melis Golar: Elbette! İlk sergide de aynı sistem vardı. Bir yapıttan diğerine bağların arasında yürürken düşünmek, tartışmak ve değerlendirmek için bir rota oluşturdum. Sergi çok geniş bir alana yayılmış olsa da bağın her tarafı en efektif biçimde kullanılıyor. Bu yüzden yapıtlar yerleşirken sandığınızdan daha az lokasyon opsiyonu uygun. Sanatçılar çoğunlukla mekâna özgü işler üretiyorlar. Bu da lokasyon seçimini kolaylaştırıyor. Örneğin; Kıymet Daştan üzüm çöplerinin yakıldığı yanık bir alanı tercih etti. Bu tercih hem kendi pratiği ile örtüşüyordu hem de üreteceği çalışma mekânın yanık olmasına atıfta bulunuyordu. Her yapıtın ihtiyaç duyduğu alan farklı ve buna göre eserlerin yerleşimi kendi kendini belli ediyor. Temas etme mevzusu zaten mekâna özgü olma ile birlikte geliyor. Pratik olarak zaten sanatçılara eşit bir alan yaratmak zorundayız fakat yapıtın ve lokasyonun bize gösterdiği yol burada daha önemli.

Üzüm bağları arasına, çevresine sergi kurmanın zorlukları neler? Sanatçıların ve küratör olarak senin zorlandığın nokta neresi oldu?

T. Melis Golar: Öncelikle tek veya son karar veren ben değilim. Bir müze veya galeri alanında olmadığını bilmek ve buna göre davranmak önemli. Bazı sınırları kabullenmek gerekli. Geçtiğimiz süreçte bağbozumu sırasında açmıştık sergiyi, bu dönem ise asmaların oluş sürecine denk geliyoruz. Her dönem sanki yeni bir mekânda sergi kuruyormuşum gibi hissettim. Dinamikler değişti.

“Temas Bölgesi” sergisi, Fırat Engin "Intervention II Surface" @Zeynep Fırat 2026
“Temas Bölgesi” sergisi, Fırat Engin “Intervention II Surface” credit: Zeynep Fırat 2026

Küratöryel pratik olarak tarım yapanlarla, bağ çalışanları ile bir arada çalışmak gibi bir denklem girdi araya. Bir kere işleyen bir bağdayız, bağın etrafı başka tarlalarla çevirili tüm bunların ekolojik olarak yarattığı bir bağlam var. İnsanın yönettiği bağın kendi içinde bir dinamiği var. Hayvanların ve bitkilerin iklime dair çeşitli davranışları var. Tarımsal faaliyetlerle ilgili çeşitli kararlar ve uygulamalar var. Bunların tamamı süreç içinde öğrendiğimiz ve her seferinde bilginin katmanlanarak yenilendiği bir yere evriliyor. Sanatçıların araştırmaları sayesinde de bu bilgi dağarcığı genişliyor. Belirli hayvan türlerinin mevsimsel olarak yoğunluklarını, tarlanın kendi sistemi içinde insan merkezli bakış açısının yararlı veya zararlı bulduğu tanımlamaları yeniden hatırladık. Tüm bu bilgiler ışığında etrafımıza zarar vermeden ve canlılarla uyum içinde bir sergi hazırlamaya çalıştık.

Burada süreç bir galeri mantığında asla ilerlemiyor. Sanatçının önerdiği fikir eğer mekânsal olarak uygun değilse zaten gerçekleşmiyor. Öte yandan bağın tarımsal faaliyetlerini de aksatacak bazı meseleler ortaya çıkabiliyor. Kısacası burada küratör olarak görevim işletme, doğa ve mekânın elverişliliği üzerinden bir arabuluculuk yapmak ve çözüm önerileri sunmak. Bu yüzden sanatçıların fikirlerini esnetmeye açık olması benim için ve bu proje özelinde önemli. Bazen günlerce yağmur yağıyor toprak çamur hale geliyor, rüzgâr kimi zaman çok kuvvetli esiyor çalışmaya olanak vermiyor. Bir yapıtı birden fazla kez kurmak gerektiğinde çok zorlanıyoruz. Yapıtın yerleştirmesi ile ilgili ciddi bir planlama yapsak bile o günün hava veya coğrafi şartları eğer kuruluma el vermiyorsa planı en baştan kurgulamak kimi zaman yapıtın formunda değişikliklere gitmek gibi zorlu süreçleri beraberinde getiriyor. Zamanlama olarak çok profesyonel bir çizelge bile yapsak, doğanın ve mekânın kuralları her zaman ön planda.

Üzüm yetiştirmek kontrollü bir süreç isterken sanat ise çoğu zaman kontrolsüzdür. İki farklı süreci Barbare’de yan yana getirmek tesadüf değil sanırım…

Celine Topsakal: Hiç tesadüf değil, kesinlikle. Barbare Bağları aslında benim içinde büyüdüğüm, zanaatından ve emeğinden ilham aldığım, bir öğrenme çatısı. Zamanla bu topraklardaki hikâyelerin derinliğini ve üzüm yetiştirmenin, doğası gereği disiplinlerarası bir iş birliği yarattığını fark ettim. Sanata olan yaklaşımım da tam olarak bu kolektif emek, bilgi birikimi ve yaratılan bellek fikriyle şekilleniyor.

Aslında üzüm yetiştirmek hem kontrolü elde tutmayı hem de yeri geldiğinde o kontrolü doğanın akışına ve zamanın kendisine bırakmayı —yani sabretmeyi— gerektiren bir faaliyet. Geçen sene Barın Han’da düzenlediğimiz kamu programında, Bağcılık Araştırma Enstitüsü’nden harika bir konuşma dinledik. Türkiye genelinde kaybolmakta olan üzüm türlerinin gen bankasını oluşturma süreçlerini, adeta bir macera filmi gibi sözlü tarih anlatılarıyla aktardı. Bağcılık enstitüsünden dostlarımızın bir sözü kulaklarımda sürekli yankılanıyor. “Üzüm üzümdür”. Üzüm, tarihsel olarak da insanlık tarihinde ilk evcilleştirilen bitki; dolayısıyla bağ bozumu ve hasat ritüelleriyle birlikte muazzam bir kültürel bellek de getiriyor.

O an şunu bir kez daha fark ettim: Üzümün bugünkü sosyokültürel algısı belirli sınırlar içine sıkıştığı için, arkasındaki zanaat, tarih ve emek boyutu hak ettiği gibi görünmüyor. Üstelik bu alanda ciddi bir arşiv eksikliği de var. Ben sanatsal üretimi ve sanatçıların yaklaşımını; bu unutulmaya yüz tutmuş bilgiyi korumak, dönüştürmek ve yaşatmak için son derece güçlü bir mecra olarak görüyorum. Yaptığımız şey tam olarak bu zemine dayanıyor: Melis’in kurduğu küratöryel çerçeve dâhilinde sanatçıların odağını bu toprak hikâyelerine çekerek çok katmanlı bir hafıza alanı inşa etmek.

Barbare Studio gelecek sene de yeni sanatçılarını ağırlayacağı düşüncesindeyim. Bu rezidansı, ileride, nerede hayal ediyorsunuz?

T. Melis Golar: Bir sonraki sergi benim küratörlüğünü yapacağım Barbare’deki üçüncü ve son sergi olacak. Elbette yine sanatçıların bir kısmının rezidans sürecinde üretecekleri bir sergi olacak. Celine ile bizi bir araya getiren ve bir arada tutan şey vizyonlarımız. Bu yüzden zaman içerisindeki bu partnerliğin daha da kapsamlı bir yere evrileceğine inanıyorum. Projenin başından itibaren dâhiliyetim Barbare Studio’yu bebeğim gibi hissetmeme sebep oluyor. Bu yüzden daimi destekçisi olacağım kaçınılmaz. Yaratmaya çalıştığımız oluşum; bir rezidanstan daha çok kültürel bir çatı ve arşiv sahası oluşturmak üzerine. Aslında rezidans, sergi, podcastler ve yaptığımız diğer tüm etkinlikler de bunların birer parçası. Hepsini birbirinden daha değerli ve birbirine bağlantılı buluyoruz. Örneğin; 2025 yılı Eylül ayında gerçekleştirdiğimiz açık çağrı ile Tekirdağ’daki sanatçılarla tanışma fırsatı bulduk ve Gözgöründü ismindeki bu programla Barın Han’da onlarla bir sergi açtık. Etki alanını genişleten ve sürekli yeni dimağları bünyesine ekleyen bir sistem hayal ediyoruz. Yolun çok başında olsak da bence yapmaya çalıştığımız şey tam olarak anlaşıldığı zaman Türkiye’de örnek bir model olacak.

Celine Topsakal: Barbare Studio’nun amacı sadece bir sergi mekânı olmanın ötesinde. Sergi, stüdyonun araştırma ayağının araçlarından yalnızca biri. Açık çağrılar, kamu programları, etkinlikler, podcast’ler ve yayınlar ile farklı mecralarda yorumlamalar deniyoruz.

Tekirdağ’da genç sanatçılar için yerel bir kapı ve özgüven sağlayan bir fırsat alanına dönüşmek istiyorum. Seneye Melis ile bu 3 yıllık döngünün son sergisini gerçekleştirecek ve üretilen tüm birikimi kamusallaştırmak adına basılı bir kitaba dönüştüreceğiz. İlerleyen yıllarda ise farklı küratörlerin, araştırmacıların, sanatçıların ve zanaatkârların katacağı yeni bilgilerle Barbare Studio şekillenmeye devam edecek.

Barbare Studio’yu aslında kurumsal kalıpların ötesinde alternatif öğrenme ve üretim modellerini keşfetmek için bir alan olarak görüyorum. Yerel iş birliklerini, kolektif pratikleri, farklı etkileşim ve arşivleme biçimlerini bir araya getiriyor; hem sanatsal üretimi hem de bu topraklardan çıkan bilgi birikimini dinamik bir yapıda deneysel olarak işliyoruz.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

"İki Akıntı Arasında" Sergisi, İskele Sergileri, Karşıyaka Vapur İskelesi, 2026
Önceki

İskele Sergileri: İki Akıntı Arasında

Bodrum Hâkimi
Sonraki

Bodrum Hâkimi Filmi: Mülkiyet Kavramına Dair