“ODAK 2025” Decollage Art Space, 2026
“ODAK 2025” Decollage Art Space, 2026

Odak 2025 “Yansıma” Üzerine Kritik ve Söyleşi

26 Ocak 2026
14 dakika

Decollage Art Space’in her yaştan sanatçıya açık çağrı ile hayata geçen ODAK 2025 sergisi, bu yıl “Yansıma” teması altında farklı disiplinlerde üreten isimleri sergi mekânında bir araya getiriyor.

Genç ve yeni nesle sanatı sevdirmeyi, sürdürülebilir ve erişilebilir bir sanat ortamı yaratmayı amaçlayan Decollage Art Space; mimar Victoria Şahin kuruculuğunda İstanbul Anadolu Yakası’nda kültür‑sanat alanını domine etmeyi devam ediyor. Yeni isimlere alan açmayı ve sanatçıları desteklemeyi hedefleyen ODAK sergisi ise 2023’ten bu yana üçüncü kez düzenleniyor ve bu yıl “Yansıma” temasıyla 13 Ocak – 1 Mart 2026 tarihleri arasında ziyarete açık.

Toplam 461 başvurunun değerlendirildiği seçici kurulda; küratör ve sanat koordinatörü Hicran Aksöz, sanatçılar Özgür Uğuz, Resul Aytemur, Uğur Çalışkan ve kurucu mimar Victoria Şahin yer alıyor. Her sanatçıya eşit görünürlük sağlamak amacıyla seçilen 33 sanatçının 33 eseri, sergi mekânında izleyiciyle buluşturuluyor.

Odak 2025 Ekip
Odak 2025 Ekip

Sergide yer alan 33 sanatçı:

Ahsen Küçükçalık, Aliye Yıldız, Berk Ergül, Betül Onganaşçı, Candeniz Gönen, Cenk Macar, Eren Kenar, Ersay Can Demirbolat, Ezgi Özkılıç, Gizem Yücelen, Handan Korkmaz, Hilal Topkan, İrem Esra Gökalp, Kaan Kaya, Melis Alabıyık, Mira Sert, Modilda, Murat Özce, Nahide Akyol, Nida Nur Erdoğan, Onat İskenderkaptanoğlu, Pelin Bulu Yılmaz, Pınar Hüseyinoğlu, Pınar Polat, Serap İskender, Sibel Uslui, Su Başkan, Şevval Erdoğan, Tuğba Demirbaş, Umut Kartal, Utku Karagül, Yaren Yivli, Yusuf Murat.

ODAK 2025 sergisinde tema: “Yansıma”

ODAK 2025, bu yıl “Yansıma” kavramı etrafında şekilleniyor. Yansıma, bireyin kendisiyle karşılaşma anını çağrıştırırken; sanatçılar bu kavramı resim, heykel, gravür ve farklı üretim biçimleri aracılığıyla kişisel temsiller üzerinden ele alıyor. Kimi sanatçılar benlik ile kurulan ilişkiye, kimileri psikolojik ve sosyolojik izlere; kimileri ise bedensel ve duygusal yaralanmalar, kırılganlık ve varoluş meselesi üzerinden görünmeyeni tartışmaya açıyor.

“ODAK 2025” Decollage Art Space, 2026
“ODAK 2025” Decollage Art Space, 2026

ODAK 2025 Yansıma”dan seçilmiş eserler

Berk Ergül’ün “Overthink” adını verdiği porselen üzeri tomografi filmlerinden baskı çalışması, yansımayı zihnin içsel karmaşasını çoğaltarak yansıtıyor. Sert yüzey üzerinde tomografi baskılar çoklu benlikler şeklinde görünürlük kazanmıştır.

Ersay Can Demirbolat, “Olmayacaklar için gereğinden fazla his taşımak” adlı foto‑gerçekçi yağlı boya çalışmasında yansımayı varoluşu sorgulamanın alternatif bir biçimi olarak ele alıyor; gerçeğin yeniden kurgulanmış bir yansımasını izleyiciye sunuyor.

Gizem Yücelen, “Yara Günlüğü” adını verdiği tekstil üretiminde, nesiller boyunca aktarılan tekstil malzemeleri aracılığıyla duygusal yaraları ve bu yaraların bugüne taşınma biçimlerini görünür kılarak bireyin bu izlerle kurduğu korunma ve iyileşme ilişkisini sorguluyor.

Hilal Topkan’ın “Kaşık” serisi, gündelik bir nesneyi bağlamından kopararak sanat nesnesine dönüştürüyor; adab‑ı muaşeret kurallarına eleştirel bir gönderme sunuyor.

Kaan Kaya’nın “Zahir ve Batın Serisi: III Asit Oyma” adlı gravür baskı çalışması, yansımayı göründen öte görünmeyenin izi olarak ele alarak düşünsel bir düzleme taşıyor.

Mira Sert, “Arada” adını verdiği çalışmasında mdf bir kutu içinde, pleksi ayna arkasına ortalanmış beyaz bir masa kullanıyor. İzleyici nereden bakarsa baksın yansıma döngüsüne hapsoluyor.

Nida Nur Erdoğan, “Eşikte II” adlı karışık teknik çalışmasında çocukluk travmalarının benliğinde bıraktığı izlere odaklanarak kendi yansımasını ortaya koyuyor.

Umut Kartal, “Ruhun Tapınak İzleri‑I” adlı çalışmasında yansımayı zihinsel bir kırılma olarak kurguluyor.

İrem Esra Gökalp, “The Creation of Trans” başlıklı gravür baskılarında yansımayı varlığın kendine dönme ve kendini yeniden üretme süreci olarak yorumluyor.

Yusuf Murat’ın “Pilin Yansıma” adlı mürekkep çalışması, bir çizgi karakter üzerinden algı bozulmasını ve içsel gerilimi bilinmeyen figürler aracılığıyla dolaylı biçimde görünür kılıyor.

Sergide foto‑gerçeklik yaklaşımıyla öne çıkan bir diğer üretim, Onat İskenderkaptanoğlu’nun “Nadya II” adlı yağlı boya tablosu. İskenderkaptanoğlu, renk ve ışık kullanımıyla tuvali duyguların yüzeye yansıdığı bir zemin olarak ele alıyor.

“Yansıma” teması, her sanatçının kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkiyi kimi işlerde doğrudan, kimi işlerde ise alt metinler aracılığıyla görünür kılıyor. Farklı disiplinlerde üretilen eserler; porselen, gravür baskı, yağlı boya, seramik, tekstil, metal ve video gibi geniş bir malzeme çeşitliliği sunuyor.

Sergiye seçilen 33 eser, mekânın tamamına yayılan bir yerleştirme anlayışıyla konumlandırılmış. Sergileme biçimi yenilikçi olmamakla birlikte farklı medyumların bir aradalığıyla dikkat çekiyor. Duvara asma yöntemiyle sergilenen işlerin yanı sıra, sert malzemelerden üretilen eserlerin mekânın zemininde konumlandırılması, izleme deneyimini çeşitlendiriyor.

ODAK sergi serisi, sanatçılar için yalnızca bir sergileme olanağı sunmakla kalmıyor; Türkiye’nin farklı şehirlerinden başvuran sanatçılara İstanbul merkezli bir kültür‑sanat mekânında görünürlük ve bilinirlik kazandırıyor. Aynı zamanda profesyonel ağlara erişim ve kariyer gelişimi açısından önemli bir basamak oluşturuyor. Bu nedenle bu tür sergilerin, yalnızca bir sergileme değil, maddi ve manevi motivasyon açısından da desteklenmesinin gerekliliğine dikkat çekmek gerekiyor.

*Sergiye ODAK 2025 adlı katalog da eşlik ediyor.

ODAK 2025 sergi serisine dair cevabını merak ettiğim soruları kurucu mimar Victoria Şahin ve jüri üyeleri Hicran Aksöz ile Özgür Uğuz yanıtladı.

Decollage Art Space Kurucusu Viktoria Şahin
Decollage Art Space Kurucusu Victoria Şahin

“Bizim için asıl motivasyon, bu sanatçıların üretimlerini nitelikli bir sergileme alanında izleyiciyle buluşturmak.“

Victoria Şahin

Bu yıl üçüncü kez gerçekleşen ODAK 2025 sergisinin “Yansıma” temasına nasıl karar verdiniz? ODAK 2025 sergilerinin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Nereye kadar sürecek?

Bir önceki sergimiz Dönüşüm teması etrafında şekillenmişti. ODAK sergilerinde tema belirlerken, sanatçıların kavramı tek bir çerçeveye sıkışmadan; bireysel, toplumsal ve kültürel katmanlarıyla ele alabilmesine alan açan başlıklar seçmeye özen gösteriyoruz. Yansıma da bu arayışın doğal bir devamı olarak ortaya çıktı.

Kültürel ve toplumsal olayların sanata yansıması kadar, sanatçının kendi iç dünyasının, benliğinin ve deneyimlerinin üretime nasıl aktarıldığı da bizim için önemli bir merak alanı.

ODAK 2025 sergilerini, bu çok katmanlı düşünme biçimini besleyen ve her edisyonda yeni sorular üreten bir süreç olarak görüyoruz. ODAK, belirli bir noktada sonlanan bir proje olmaktan çok; sanatçılarla birlikte dönüşen, gelişen ve her yıl yeniden odaklanan bir sergi dizisi olarak yoluna devam edecek.

Decollage Art Space yeni ve bilinmeyen isimlerin görünürlüğünü destekleyici ODAK sergileriyle dikkat çekiyor. Seçilen isimlerin sergileme ödülüne ek olarak -sanatçıların koşulları da dikkate alındığında- maddi bir ödülle motive edilmesi fikri kulağa nasıl geliyor?

Decollage Art Space olarak ODAK sergilerinde öncelikli hedefimiz, yeni ve henüz geniş kitlelere ulaşmamış sanatçıların görünürlüğünü artırmak. Bizim için asıl motivasyon, bu sanatçıların üretimlerini nitelikli bir sergileme alanında izleyiciyle buluşturmak, profesyonel bir bağlamda temsil edilmelerini sağlamak ve uzun vadeli bir sanat yolculuğuna eşlik edebilmek.

Bu süreçte galeride satış kanallarının oluşturulması ve yönetilmesi konusunda sanatçılara aktif olarak destek oluyoruz. ODAK sergilerini, tek seferlik bir ödül mekanizması olarak değil de sanatçının sürdürülebilir şekilde üretmeye ve görünür olmaya devam edebileceği bir ekosistem olarak kurguluyoruz.

Decollage Art Space’in sanatçı temsiliyeti vermeye başladığını biliyorum. Bu kararda ODAK sergileri belirleyici mi? ODAK’a başvuran isimler de temsiliyet için başvurabilir mi? Kriterleriniz nedir?

Evet, Decollage Art Space olarak sanatçı temsiliyetleri vermeye başladık; ancak bu karar yalnızca ODAK sergileriyle sınırlı ya da onlara bağlı bir süreç değil. ODAK, bizim için önemli bir gözlem alanı oluşturuyor fakat tek belirleyici unsur değil.

ODAK sergilerine başvuran ve seçilen sanatçılar arasından, üretim dili, yaklaşımı ve galerinin vizyonuyla örtüşen isimleri kendi değerlendirmemiz doğrultusunda belirliyor ve temsiliyet için doğrudan teklif götürüyoruz. Bu süreç şu aşamada açık bir başvuru sistemiyle ilerlemiyor.

Temsiliyet kararında; sanatçının üretim sürekliliği, kavramsal derinliği, sergileme pratiği ve birlikte uzun vadeli bir iş birliği kurabilme potansiyeli bizim için temel kriterler arasında yer alıyor.

Decollage Art Space İstanbul Anadolu Yakasının kültür sanat ihtiyacını domine eden birkaç mekândan biri. ODAK sergileri dışında içeride neler oluyor? Bu sezon neler var?

ODAK sergi programımızın yalnızca bir parçası. Sergi sezonumuz yaz aylarına kadar, farklı sanatçılar ve temalarla kesintisiz şekilde devam edecek.

Bunun yanı sıra sahnemiz bu sezon oldukça aktif. Yeni tiyatro yapımımız Lucy, sezon boyunca tiyatroseverlerle buluşmaya devam ederken; farklı tiyatro oyunlarına ev sahipliği yaptığımız ve çeşitli iş birlikleriyle zenginleşen bir performans programımız da olacak. Her ay en az iki klasik konser mutlaka etkinliklerimize dahil ediyoruz.

Sanat atölyeleri ise Decollage’ın vazgeçilmezlerinden. Yağlı boya, mozaik, heykel ve seramik gibi farklı disiplinlerde, derinleşmeye alan açan atölyelerimizi ve masterclass’larımızı bu sezon da sürdürüyoruz. Amacımız, izleyicinin yalnızca sanatla karşılaşan değil; üreten, deneyimleyen ve sürecin parçası olan bir özneye dönüşebileceği çok yönlü bir kültür-sanat alanı yaratmak.

Odak 2025 Jüri Üyeleri
Odak 2025 Jüri Üyeleri (Resul Aytemur, Özgür Uğuz, Hicran Aksöz, Victoria Şahin)

Oldukça titiz bir değerlendirme süreci yürüttük…

Özgür Uğuz

Bu yılki “Yansıma” temasına en uygun işleri seçtiğiniz ODAK 2025 sergisinde kriterleriniz ne oldu?

Hicran Aksöz: “Yansıma”yı salt optik bir olgu olarak değil; benlik, toplum ve doğa arasındaki ilişkiyi sorgulayan, düşünsel derinliği olan bir eylem olarak ele alan işlere odaklandık. Tanıdık teknik ve malzemelerin yaratıcı ve kişisel bir dilde dönüştürülmesi, niyet ve ustalığın dengelenmesi de önemli bir unsurdu. Mümkün olduğunca fazla sayıda yetenekli sanatçıya yer vererek disiplinler ve ifade biçimleri açısından zengin bir sergi oluşturmak istedik.

Özgür Uğuz: ODAK 2025’te temel kriterimiz, “yansıma” kavramını yalnızca görsel bir tekrar ya da düz bir anlam olarak değil; düşünsel, psikolojik, toplumsal ve mekânsal katmanlarıyla ele alan işler oldu.

Teknik yeterlilik elbette önemliydi; ancak belirleyici olan, işin düşünsel derinliği, önerdiği problem ve kendi içindeki tutarlılığı idi. Bu nedenle seçilen eserler, farklı disiplinlerden, çok farklı estetik dillerden gelmelerine rağmen, temayı kavramsal olarak güçlü biçimde taşıyan ve koruyan işler oldu.

“Yansıma” kavramı ODAK 2025’te nasıl görünür oldu? Sanatçıların üretimlerini güncel sanat pratiği içinde nasıl değerlendiriyorsunuz?

Hicran Aksöz: ODAK 2025’te “yansıma”, görünürlüğün merkezi bir değer haline geldiği çağımızda, bireyselden toplumsala uzanan çok katmanlı bir müzakere alanı olarak ele alındı. İnsanın dönüştürme eylemiyle varlığını somutladığı fikrinden hareketle sergi, düşünce ile madde, görünen ile saklı olan arasındaki gerilimi araştırır nitelikte.

Sanatçılar, bu temayı; içsel yolculuklar, psikolojik durumlar, ekolojik kaygılar veya toplumsal yapılar gibi farklı bağlamlarda yorumluyor. Bu çeşitlilik, kavramın güncel sanattaki canlılığını ve sanatın, karmaşık gerçeklikleri anlamlandırmadaki önemli dilini gösteriyor.

Özgür Uğuz: “Yansıma” ODAK 2025’te tek bir biçimde değil, çoklu anlam katmanlarıyla görünür oldu.

Örneğin bazı sanatçılar bu kavramı benlik, kimlik ve içsel bölünme üzerinden ele alırken; bazıları hafıza, zaman ve mekân ilişkisi üzerinden düşündü, bazıları ise toplumsal, politik ya da kültürel yansımalar üzerinden anlamı yeniden üretti.

Bu çeşitlilik, serginin en güçlü yönlerinden birini oluşturdu. Aynı zamanda bu durum, güncel sanatın bugün tek bir estetik hatta ya da tek bir anlatım biçimine değil; çoğul, kırık, parçalı ve melez dillere yaslanan yapısıyla doğrudan örtüşen bir sergi ortaya çıkmasını sağladı.

Bir araya gelen bu işler, serginin; genç sanatçıların ve farklı kuşaklardan katılımcıların, güncel sanatın bu çoğul düşünme biçimiyle güçlü bir bağ kurabildiğini göstermesi açısından da önemli bir yerde durduğunu düşündürüyor.

Yeni mezun ya da az bilinen isimlerin Açık Çağrı ile başvurduğu ODAK 2025’de seçim yaparken nasıl bir sorumluluk hissettiniz? Kariyerleri için sizin belirleyici olmanız bu sorumluluğu zorlaştırdı mı?

Hicran Aksöz: Açık çağrı yoluyla 461 başvuru arasından seçim yapmak, sanatsal gelişime katkı sunma anlamında büyük bir sorumluluktu. Bu sorumluluğu şu şekilde taşıdık, anonim değerlendirme süreci, yalnızca eserin kavramsal ve teknik gücüne odaklanmamızı sağladı. ODAK serisinin temel amaçlarından biri, “henüz yolunun kesişmediği sanatçılarla tanışmak ve onlarla birlikte yeni karşılaşmalara alan açmak”. Seçilen sanatçılar, sergileme hakkının yanı sıra katalogda yer alma, tanıtım ve etkinliklere katılım gibi görünürlük fırsatları da elde etti. Çok sayıda nitelikli başvuru arasından, nihai seçimi yaparken, sergi mekânının fiziksel ve kavramsal bütünlüğünü koruyacak dengeli bir sanatçı listesi oluşturmaya özen gösterdik.

Özgür Uğuz: Evet, bu soru serginin en hassas ve en önemli boyutlarından birine işaret ediyor. Çünkü DeCollage’ın ev sahipliği yaptığı bu sergi, bazı sanatçılar için ilk görünürlük alanını oluşturuyor.

Bu nedenle seçim sürecinde bu sorumluluğu özellikle önemsedik. Oldukça titiz bir değerlendirme süreci yürüttük; kimi zaman uzun uzun tartışarak, en doğru ve en adil seçimi yapmaya çalıştık.

Seçilen işlerin sergileme biçiminde nelere dikkat ettiniz?

Hicran Aksöz: Eserlerin sergilenme biçimi, izleyicide anlamlı bir yolculuk yaratacak şekilde, mekânın akışına ve işler arasındaki diyaloğa göre kurgulandı. Geleneksel ve çağdaş baskı tekniklerinin ele alındığı işlerle başlayan sergi, ardından izleyiciyi ekolojik meseleleri odağına alan, doğa ve materyal ilişkisini sorgulayan bir alana yönlendiriyor. Bu bölümdeki heykeller, malzeme seçimleriyle bu temayla güçlü bir iletişim kuruyor. Serginin bir kanadında, figüratif anlatım ve içsel yolculukları konu alan işler yer alırken; canlı renklerin ve farklı biçimlerin öne çıktığı eserler, camlı bölmede izleyiciyle buluşuyor. Buradaki heykeller de form ve renk diliyle çevrelerindeki işlerle görsel bir diyalog içinde. Çoklu figürlerden oluşan porselen bir eser, serginin merkezinde konumlandırılarak, figüratif anlatımın sergideki ağırlığına işaret ediyor ve mekânın farklı noktalarından gelen tematik bağlantıları kendinde topluyor.

Özgür Uğuz: Sergileme kurgusunda temel hedefimiz, işleri yarıştıran değil, birbirleriyle konuşturan bir mekânsal düzen kurmaktı. Bu nedenle işlerin birbirleriyle diyalog kurabilmesine ve izleyicinin sergi içerisinde kavramsal bir akışı hissedebilmesine özellikle dikkat ettik.

Ayrıca her işin kendi nefes alanını bulmasını ve kendi bağlamı içinde okunabilmesini önemsedik. Bu yaklaşım, serginin birlikte düşünülmüş bir anlatı mekânı olarak kurgulanmasını sağladı.

Bu noktada, serginin kurulumunda büyük bir özen gösteren DeCollage ekibinin ve aynı zamanda jüride de yer alan Hicran Aksöz’ün emek ve özverilerinin katkısını özellikle vurgulamak gerekir.

Akılda kalıcı üç iş ve üç isim nedir?

Hicran Aksöz: Sergideki 33 değerli sanatçının her biri özgün bir yaklaşım sergiliyor. Bunlardan, teknik ve kavramsal açıdan öne çıkan birkaç örnek şöyle,

Pınar Hüseyinoğlu – “RefleXus (Reflection+Nexus) Möbius” başlıklı çoklu seramik heykel, sergi için özel olarak üretilmesiyle ve formuyla yansıma ile bağlantı (nexus) kavramlarını fiziksel bir bütünlükte buluşturmasıyla dikkat çekici.

Umut Kartal’ın, çoklu figür kompozisyonuyla kolektif kimlik, toplumsal yansıma veya bir arada var olma hallerine odaklandığı söylenebilir. Çoklu figüratif anlatım, “yansıma”yı bireysel bir eylem olmaktan çıkararak toplumsal bir müzakere alanına dönüştürür. Sanatçının çalışması, günümüzde görünürlüğün güç kazandığı bir kültürde, bireylerin birbirleri ve toplumsal yapılarla olan ilişkisini görselleştirerek, serginin bu yöndeki kavramsal çerçevesini güçlendirir.

Berk Ergül – Seramik üzerine uyguladığı transfer tekniği, geleneksel olarak heykelsi bir malzeme olan seramiğin dilini değiştirerek onu bir resim yüzeyine dönüştürüyor. Bu yaklaşım, malzeme sınırlarını sorguluyor ve serigrafi baskıya özgü bir estetik sunuyor.

Kaan Kaya – Gravür çalışması, büyük boyutu ve karmaşık kompozisyonu, bu tekniğin sınırlarında başarıyla geziniyor. Detaycı çizgi işçiliği, yansıma temasını anlatısal ve görsel olarak yoğun bir şekilde işliyor.

Decollage Art Space, ODAK 2025 “Yansıma” sergisi 1 Mart 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Yazar: Harun İsmail Çırak Foto: Yasin Baran
Önceki

Harun İsmail Çırak’ın Yeni Romanı: Tazı – Gölgenin Rengi

C. Nazım Arslan
Sonraki

Portfolyo: C. Nazım Arslan