Piyanist Ali Başarır İle Müziğin Yaşamındaki Yerine Dair Bir Söyleşi

Ali Başarır, klasik temelli piyanosuyla modern tarzı, özgünlüğünde harmanlamış bağımsız bir müzisyen. Kendisiyle enstrümanist bir müzisyen olmasından, müziği tercih ettiği plaza yaşamına kadar yaşamsal konularına değindik, müzik dünyası hakkındaki görüşlerini öğrendik.

Keyifli okumalar dileriz.

Ali Başarır “Shelter in the Forest”
Ali Başarır

Okuyucularımız arasında sizinle yeni tanışacak olanlar ve bestelerinizi dinleyen, hakkınızda bilgi edinmek isteyenler için kısaca kendinizden bahsedebilir misiniz?

Ailecek İstanbulluyuz, 45 yaşındayım, yaklaşık 2010 yılından beri akustik piyano ve dijital klavyeyle Ambient, Electronic ve Neo Classical tarzları harmanlayarak besteler üretmekte ve çalmaktayım.

“Ben müzisyen olmalıyım ya da olacağım” dediğiniz o sihirli anı hatırlıyor musunuz? Ne zaman ve nasıl karar verdiniz?

Çok net hatırlıyorum zira benim için önemli bir dönüm noktasıydı. 30’lu yaşlarımda beyaz yakalı bir plaza çalışanıydım, hayatı sorgulamaya başladığım bir dönemdi ve sürekli -neredeyim?, ne yapıyorum?, gerçekten şu an olmak istediğim yerde miyim? gibi düşünceler kafamı kurcalamaya başlamıştı ve kendimi açıkçası olduğum yerde çok da mutlu hissetmiyordum. Piyanoyla ilk olarak okul yıllarında tanıştım ve o zamandan beri de müzisyenliğe ve müzik üretimine karşı hep bir ilgim olmuştu. Ancak yetenekli bulunmama rağmen o yıllarda hayat şartları ve gidişatı gereği kariyer planımı müzik üzerine ne yazık ki kuramamıştım. Dolayısıyla hayatın ortasına yaklaşırken kendimi bir anda ciddi bir karar eşiğinde hissettim ve önemli bir adım atarak, çoğu şeyi arkamda bırakarak risk almayı kabul ettim. Aklımın ve yüreğimin sesini dinleyerek kararımı “müzisyen olmalıyım” değil de “müzisyen olacağım” yönünde kullandım. İyi ki bu kararı vermişim. Bugün olsa yine aynı kararı verirdim.

Enstrümanist bir müzisyensiniz. Türkiye’de daha çok şarkı söyleyenlerin öne çıktığı popüler bir müzik ortamı yaratılmış. Böyle bir dünyada piyanist olarak neler söylemek istersiniz?

Aslında sadece Türkiye’de değil, maalesef tüm dünya genelinde yaratılan bu ortamın çok adaletli olduğunu açıkçası düşünmüyorum. Çünkü, özellikle ülkemizde diğer türlerin bu kadar arka planda kalması, hatta neredeyse gözükmüyor olması, farklı türlerde iş yapan müzisyenler için çok olumsuz bir durum. Oysa ülkemizde çok yetenekli ve trend dışında çok kaliteli işler yapan müzisyenler var ama destek çok yetersiz. Müzik tek bir türden ibaret değildir. Bağımsız müziğinde günümüzde en büyük problemi de bu diyebilirim. Trend skalasında değilseniz genelde hep arka plandasınız, dolayısıyla bu durumda arzu edilen kitleye ulaşmak çok da kolay olmuyor maalesef. Bu da sonuç olarak bir sanatçıyı veya müzisyeni umutsuzluğa sürükleyebiliyor. Zaman zaman beni bile… Yaptığım müziği dinleyen elbette kemik bir kitle var ama daha fazlasına ulaşmak için organizatörler, festivaller tarafından daha çok önemsenmeye, daha çok etkinlik, daha çok tanıtım ve daha çok konser desteğine ihtiyacımız var. Bu konuda örneğin şu an birlikte keyifle ve gönül rahatlığı ile çalıştığım ve bence müzisyen temsili olarak bir örnek teşkil eden OnAir Music’e bağımsız müzisyenlere verdiği sonsuz destekten ötürü müteşekkirim.

Klasik müzikle ambient müziğin sentezi olarak yorumladık biz çalışmalarınızı ama icra ettiğiniz müziğin tarzı hakkında siz neler söyleyeceksiniz?

Klasik değil de Neo klasik ve Ambient karması diyebilirim, aslında bana kalırsa çok net bir tarz üzerinden gitmiyorum, çünkü bana göre teknoloji sayesinde alternatif üretimin bir sonu yok. Dolayısıyla iç sesimi dinleyip piyanonun başında ruhumu ve parmaklarımı özgür bırakıyorum, kurallarımı kendim belirliyorum, müziğim daha çok beni yansıtıyor, zaman zaman ambient ağır basarken, bazen sadece minimalist bir neo klasik de ortaya çıkabiliyor, müziğin rengini o anki ruh halim belirliyor.

2019 bestelerinizi yayımlamaya başladığınız tarih. 2019’a iki albüm (B-Side, Soul Collector) ve bir EP (The Man Walking in the Dark Forest) sığdırmışsınız. Sonrasında 2022’ye kadar bir sessizlik var gibi. Son dönem yayımladığınız Shelter in the Forest’e kadar geçen bu süreçten biraz bahsedebilir misiniz?

Evet üç albümde aynı yıl gibi gözüküyor ama şöyle bir açıklık getireyim. 2019 aslında üç albümünde dijital kanallarda yani Spotify, Apple Music, Deezer vb. platformlarda aynı anda yayımlanan tarihi diye düzeltmeliyim. “Soul Collector” 2019’da yayımlandı o doğru. “The Man Walking in the Dark Forest” ilk olarak 2017’de sadece YouTube ve SoundCloud’da yayımlanmıştı. “B-Side” ise geçmişte yaptığım teklilerimi aynı anda yayımlayabilmem adına oluşturduğum bir toplama albüm ki içindeki parçalarda daha önce yine YouTube ve SoundCloud’da yayımlandı. Hatta konserlerimde de fazlasıyla çaldım. Albümler 2019’da dijital kanallara yüklendikten sonra pandemi başlangıcına kadar belirli aralıklarla “Piano House” da gerek konser, gerekse klasik karma resitaller ile bestelerimi çalma ve dinleyiciyle buluşma fırsatım oldu ve sonra malum pandemi döneminden itibaren, sadece bir kez Instagram üzerinden 29 Mart 2020 tarihinde ‘live concert’ yaptım. Bundan sonrası ise önümüzü tam olarak göremediğimiz bir belirsizlik ve sanal hayata uyum süreci idi. Neyse ki müzik üretimimi durdurmayarak, önce “Edelweiss” ve “Blindfold” adlı iki teklimi, sonrasında ise “Shelter in the Forest”ı oluşturan “Tree House”, “Pathway-45” ve “Aged Pines”ı yazdım. Bu sene başında mastering çalışmalarını tamamlayıp sonrasında OnAir Sahne ile anlaşarak 29 Nisan 2022’de OnAir Music etiketiyle maxi single olarak dijital medyada yerini aldı.

Maxi Single çalışmanız Shelter in the Forest’te 3 eser yer alıyor: Tree House, Pathway 45, Aged Pines, hikâyelerini öğrenebilir miyiz?

Hayat hepimiz için bazen karanlık, bazen de süprizlerle dolu bir orman gibi. Saniyeler sonra ne olacağını bilmeden yürüdüğümüz bu yolda hepimizin güvenli bir sığınağa ihtiyacı var. “Shelter in the Forest” hayatın içinde kendimize ait olan özel alanı ifade ediyor. Tree House : Hayat diye örneklediğim ormandaki o sığınak. Orası güzel evimiz, içinde geçmişi ve geleceği, gülümsemeyi ve göz yaşlarımızı sakladığımız gizli alanımız. Bizi hayatın zorluklarına ve kötü olan her şeyden koruyan bir kalkan. Pathway-45 : Hayatımın 45. Yılını yaşadığım bu hayat yolunda halen bilinmezliklerle dolu kendi sisli patikamda bu kez daha güçlü, deneyimli ve donanımlı bir şekilde yürümeye devam ettiğimi ifade ettiğim kendim için yazdığım bir tılsım diyebilirim. Aged Pines : Yılların deneyimiyle yaş almış, hikayeleriyle hayata dair dersler veren yaşlı kişilerin gözüyle dünyaya bakmaya çalıştığım, onların anlattığı hayat hikayeleri olarak tanımlayabilirim.

Konser çalışmalarınız ve yeni projeleriniz hakkında bilgi alabilir miyiz?

1 Haziran 2022’de YouTube için evimde çekmiş olduğum üç parçadan oluşan “Tiny Home Concert”isimli konser kaydımı yayımlayacağım. Sonrası bir konser için henüz net bir tarih yok ama yakında OnAir Sahnenin yapımını üstlendiği ‘Novel Soundtrack’ projesine yazar Gülşah Elikbank’ın “Aşıklar Gece Ölür” romanı için yazdığım “Lovers Die at Night” isimli bestemde yakında dinleyiciyle buluşacak.

Röportajımıza katıldığınız için teşekkür ederiz, sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Çok teşekkür ediyorum, sevgiyle ve sanatla kalın : )


Beste ve kayıtları müzisyene ait olan “Shelter in the Forest” single’ı dijital müzik servislerinden dinleyebilirsiniz.
Spotify I Apple Music I Fizy I Deezer I Muud I YouTube Music

Türkiye'nin En Büyük Sanat Haber Portalı, Güncel Sanat Haberleri, Sergi Rehberi, Sanatçı Portfolyoları, Sanat Üzerine Röportajlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.