Gülper Ergün
Gülper Ergün

Uluslararası Gastronomi Film Festivali Üzerine Gülper Ergün ile Söyleşi

1 Haziran 2026
6 dakika

5-7 Haziran tarihleri arasında Çeşme Belediyesi ev sahipliğinde Altın Yunus Hotel’de sinema ve gastronomi tutkunlarını buluşturmaya hazırlanan Uluslararası Gastronomi Film Festivali öncesinde, festivalin mutfağına girdik ve Kurucu Direktör Gülper Ergün ile organizasyonun detaylarını, hedeflerini ve programın öne çıkanlarını konuştuk.

5-7 Haziran tarihlerinde bizleri nasıl bir program bekliyor? Film seçkisini oluştururken hangi kriterleri ön planda tuttunuz ve izleyiciler film gösterimlerinin yanı sıra ne tür atölye çalışmaları veya deneyimlerle karşılaşacak?

Festival boyunca yalnızca film gösterimlerinden oluşan bir program değil, sinema ve gastronominin birbirine temas ettiği çok katmanlı bir deneyim alanı kurmaya çalışıyoruz. Gösterimlerin yanında söyleşiler, yaratıcı endüstri buluşmaları, GastroSınıf ve SineSınıf oturumları, şef buluşmaları ve çoklu duyusal deneyim alanları da programın önemli parçalarından biri olacak.

Film seçkisini oluştururken bizim için en önemli kriterlerden biri, gastronomiyi yalnızca estetik bir unsur olarak kullanmayan işlerdi. Bir tabağın arkasındaki insanı, üretim biçimini, coğrafyayı ya da toplumsal dönüşümü hissedebildiğimiz filmler bizi daha çok etkiliyor. Çünkü iyi bir gastronomi filmi aslında yalnızca yemek anlatmaz; insanı, zamanı ve yaşadığı dünyayı anlatır.

Bu yıl özellikle farklı anlatım biçimlerini aynı program içinde buluşturmaya da dikkat ettik. Belgeselden kurmacaya, deneysel işlerden genç üreticilerin kısa filmlerine kadar uzanan bir çeşitlilik var. İzleyicinin festival boyunca yalnızca izleyen değil, düşünen, hisseden ve temas kuran bir deneyimin içinde olmasını önemsiyoruz.

Öğrencilerle profesyonelleri bir araya getiren bu tür alanların sizce en büyük katkısı ne?

Bence en büyük katkısı, görünmeyen mesafeleri ortadan kaldırması. Çünkü gençler çoğu zaman üretim dünyasını uzaktan izliyor ama o dünyanın içine nasıl girileceğini bilemeyebiliyorlar. Aynı ortamda bulunmak, soru sorabilmek, bir fikri paylaşabilmek bazen yıllarca sürecek bir cesaretin başlangıcı olabiliyor.

Biz festival boyunca hiyerarşik bir yapıdan çok, karşılaşma alanları oluşturmaya çalışıyoruz. Bir öğrencinin yıllardır takip ettiği bir yönetmenle aynı masada oturabilmesi ya da genç bir gastronomi öğrencisinin bir şefle doğrudan konuşabilmesi çok kıymetli.

Çünkü yaratıcı alanlarda bilgi kadar temas da önemli. İnsan bazen bir atölyeden çok, bir sohbetten dönüşmüş olarak çıkabiliyor.

Gençlerin gastronomi ve kültür alanında üretim yaparken bugün en çok neye ihtiyaç duyduğunu düşünüyorsunuz?

Bence gençlerin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey, kendilerine ait bir ses geliştirebileceklerine inanabilecekleri alanlar. Çünkü içinde yaşadığımız çağda herkes çok hızlı görünür olmaya çalışıyor ama derinleşmek için gereken zamanı bulmak giderek zorlaşıyor.

Oysa kültür üretimi biraz sabır istiyor. Gözlem yapmayı, yaşadığı coğrafyayı anlamayı, kendi hikâyesine dikkatle bakabilmeyi gerektiriyor. Gençlerde çok güçlü bir enerji ve yaratıcılık görüyorum ama bazen bunun sürekli “mükemmel üretim” baskısıyla zedelendiğini de hissediyorum.

Bence bugün en değerli şeylerden biri samimiyet. Çünkü insanlar artık kusursuz görünen ama hiçbir duygu taşımayan işlerden çok çabuk uzaklaşıyor. Gerçek bir bakış açısı ise her zaman kendine bir yol buluyor.

Uluslararası Gastronomi Film Festivali
Uluslararası Gastronomi Film Festivali

İlk festivalden bu yana programın yapısında veya yaklaşımında nasıl dönüşümler oldu?

İlk yıl bizim için biraz “mümkün mü?” sorusunun cevabını aradığımız bir dönemdi. Gastronomi ve sinemanın aynı zeminde nasıl bir karşılık bulacağını görmek istedik. O süreç bize şunu gösterdi: İnsanlar artık yalnızca etkinlik değil, anlamlı karşılaşmalar yaşamak istiyor.

Bu yıl programın daha çok katmanlandığını söyleyebiliriz. Yarışma bölümlerinin büyümesi, genç üreticilere açılan yeni alanlar, uluslararası edisyonlar, duyusal deneyimler ve yaratıcı endüstrileri daha güçlü dahil eden yapı festivalin dönüşen taraflarından bazıları. Ama özünde değişmeyen bir şey var: Biz hâlâ aynı sorunun peşindeyiz. Kültürü yalnızca anlatan değil, hissettiren bir alan nasıl kurulur?

Buradaki söyleşi ve buluşmalardan gençlerin nasıl bir ilhamla ayrılmasını umuyorsunuz?

Kendilerini daha küçük değil, daha mümkün hissederek ayrılmalarını isterim. Çünkü bazen gençler yaratıcı alanlara dışarıdan baktığında, üretimin yalnızca belli insanlara ait olduğunu düşünebiliyor. Oysa en güçlü işler çoğu zaman çok kişisel yerlerden çıkıyor. İnsan kendi hikâyesine gerçekten bakmaya başladığında üretim de orada başlıyor. Festival boyunca gençlerin sadece bilgi edinmesini değil, farklı üretim biçimlerini yakından görmesini önemsiyoruz. Bir fikrin nasıl büyüdüğünü, bir filmin nasıl ortaya çıktığını ya da bir şefin kendi dilini nasıl kurduğunu görmek ilham verici olabiliyor. Bence ilham dediğimiz şey bazen çok büyük cümlelerde değil; bir insanın kendi yolunu kurabildiğini görmekte ortaya çıkıyor.

Bu oluşumu kurarken sizi en çok motive eden şey neydi?

Sanırım en büyük motivasyonum, kültürün hâlâ insanları bir araya getirebilen en güçlü alanlardan biri olduğuna inanıyor olmamdı. Uzun yıllardır gastronominin içindeyim ve şunu çok net gördüm: Sofralar yalnızca yemek yenilen yerler değil. İnsanların birbirini dinlediği, hafızasını taşıdığı, bazen barıştığı bazen de kendini yeniden anlattığı alanlar. Sinema da benzer şekilde insanı başka hayatlarla karşılaştırıyor. Bu iki alanın bir araya geldiğinde çok güçlü bir düşünsel ve duygusal alan açabileceğini hissettim. Festival biraz da bu inançtan doğdu aslında. İnsanların yalnızca tüketmeye değil, yeniden düşünmeye ve birbirine yaklaşmaya ihtiyaç duyduğu bir dönemde yaşıyoruz.

Peki, söyleşimizi sonlandırmadan önce; bu heyecan verici festivalin geleceğine dair vizyonunuzdan veya okurlarımıza/katılımcılarımıza iletmek istediğiniz son bir mesajınızdan bahsetmek ister misiniz?

Ben ve ekibim bu festivalin geleceğini yalnızca büyüyen bir etkinlik olarak değil, zamanla kendi kültürel hafızasını oluşturan uluslararası bir platform olarak hayal ediyoruz. Farklı şehirlerde, farklı insanlarla, farklı üretim biçimleriyle temas eden yaşayan bir yapı kurmaya çalışıyoruz. Ama bizim için en önemli şey ölçekten çok festivalin ruhunu koruyabilmesi. Çünkü bugün dünyanın her yerinde etkinlik yapılabiliyor; asıl mesele insanların gerçekten bağ kurabildiği, birbirinden ilham alabildiği alanlar yaratabilmek.

Festivalin geleceğinde daha fazla genç üreticinin, daha fazla kadın yaratıcı liderin, daha fazla disiplinlerarası üretimin yer almasını çok önemsiyorum. Kültür dediğimiz şey biraz da birbirimize alan açma biçimi. Ben gençlerin özellikle şunu hissetmesini istiyorum: Büyük görünen şeyler bazen çok küçük bir hayalle başlıyor. Ama o hayalden vazgeçmezseniz, etrafında zamanla başka insanlar da toplanmaya başlıyor.

Bu festivali kurarken kusursuz şartlara değil, güçlü bir fikre sahiptim. Bazen dünyayı büyük yapılar değil, hayaline ciddiyetle yaklaşan insanlar değiştiriyor. Eğer bu festival bir gencin içinde “Ben de yapabilirim” duygusu bırakıyorsa, bence asıl anlamını orada bulacak. Bazen insanın hayatını uzun yollar değil; doğru anda karşılaştığı tek bir cümle değiştirir. Bir film, bir sofra ya da içimize geç kalan bir duygu gibi.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Edward Hopper, Gece Kuşları (Nighthawks), 1942
Önceki

Çerçevenin Dışı: Edward Hopper ve Sinema

Masada III, Galeri Bu.
Sonraki

Haz Ciddiye Alınabilir mi?