Atölye Söyleşileri serisinin on beşinci konuğu ressam Dilara Göl.
Dilara Göl‘ün bilincinde oluşan imgeler, rastlantılar ve çağrışımlar resimlerinde karşımıza çıkar. Göl‘ün malzeme seçimi, yazma pratiği ve eskiz defteri üretim biçimlerinin temelini oluşturur.
Kendinden bahseder misin?
1995 İstanbul doğumluyum. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü mezunuyum. İstanbul’da yaşayan bağımsız bir sanatçıyım.
Üretimleri duygu ve imgelere göre, rastlantısallığa ayak uydurarak gerçekleştiriyorum. Malzeme benim için üzerine düşündüğüm kavramların birer enstrümanı. Hangi enstrüman duygumu ve düşüncemi daha iyi yansıtacaksa onu seçerek ilerliyorum.

Şu anda çalıştığın mekânın atölyen haline gelme süreci nasıl şekillendi? Bu atölyede ne zamandır üretim yapıyorsun?
Yaklaşık bir buçuk yıldır burada üretim yapıyorum. Atölyem Beyoğlu’nda. Burası hem atölye hem de yaşam alanım.
İkisini birbirinden ayıramadığımı, yaşadığım yerde her koşulda ürettiğimi farkettim. O nedenle, aslında ben neredeysem orası bir atölyeye dönüşüyor.
Üretmek dışında atölye senin için ne ifade ediyor?
Atölye benim için kelimelerin, renklerin, duyguların ve düşüncelerin yankılandığı bir alanı ifade ediyor. İçinde durmadan yıkıp inşa ettiğim, aynı zamanda beslendiğim ve dünyaya bir bakış geliştirdiğim alan.
Bu atölye bir canlı, bir koku ve bir ses olsaydı neler olurdu?
Bir canlı olsaydı, karanlıkta yanıp sönen bir ateşböceği olurdu. Bir koku olsaydı kahve kokusu, bir ses olsaydı ateş sesi olurdu.
Bir sanatçı atölyesini sadece üretim yeri olmaktan çıkartan unsurlar nelerdir?
Şeffaf olduğum bir mekân olması… İstediğim zaman kabuğuma saklanabildiğim, istediğim zaman kapımı açıp güzel sohbetler edebildiğim bir mekân. Sese, sessizliğe, kalabalığa, yalnızlığa ve bir çok duyguya düşünceye tanıklık ediyor. Bunu çok kıymetli buluyorum.

Atölyenin görünmeyen ama senin için en önemli malzemesi nedir?
Bir sandalye. Ailemin Makedonya’dan göç ederken Türkiyeye getirdikleri, altında “Yugoslavya” yazan sandalye.
Atölyeler gizli alanlar mıdır? Ziyaretler esnasında seni rahatsız eden durumlar oluyor mu? Nedir onlar?
Atölyeme davet edeceğim kişileri çok katı olmamakla beraber, elbette seçiyorum. Rahatsız eden bir durumla karşılaşmadım.
Atölyeni bir günlüğüne bir sanatçıya verseydin eğer o isim kim olurdu?
Atölyemi paylaşmayı tercih etmezdim.
Son olarak atölyende bir günün nasıl geçiyor?
Bir rutin oluşturmuyorum. Rutin bana katılaşmış hissettiriyor ve üretimime yansıyor. Kendi içinde dengeli ama sınırsız olmayı seçiyorum.
Geceleri de üretmeyi seviyorum.
“Hayatta olma bilinci kendini daha güçlü bir şekilde hissettirir geceleri, ölümün varlığı da öyle. ‘Yaşamın anlamı’ gece duyumsanır ve sorgulanır. Kimse bunu öğle yemeği sırasında tartışmaz. Yaşam gecenin konusudur.” -Gündüz Vassaf




