NARDA AFRİKA
NARDA AFRİKA

Narda Afrika ile Müzik Yolculukları ve Mücadeleleri Üzerine

13 Eylül 2025
10 dakika

Narda Afrika’nın müziği, dinleyenini içine çeken bir samimiyet taşıyor. Onların şarkılarında bir süsleme değil, doğrudan kalpten gelen bir dürüstlük var. Bu dürüstlüğe hem dinleyicileri olarak hem de uzun zamandır grupla yol arkadaşlığı yapan biri olarak yakından tanığım. Çok değer verdiğim ve güvendiğim bir dostun şarkılarındaki bu samimiyeti ve hissettiklerini dinleyicileri ile buluşturabilmelerini seviyorum… Bu yüzden Narda Afrika’yı sadece bir grup olarak değil, şarkılarıyla bir içsel yolculuk sunan dostlar olarak görüyorum.

Sosyal medyada onlara dair yazılan yorumlarda da benzer bir his var. Mesela; “Ben Efsaneyim”in introsundan itibaren çivileyen etki, hâlâ hak ettikleri kadar tanınmıyor olmalarına duyulan şaşkınlık, sabahı güzelleştiren şarkılar yorumları gibi gibi… Bütün bunlar aslında Narda Afrika’nın dinleyicide bıraktığı güçlü izlerin yansımaları.

On Air Music Co. etiketiyle yayımlanan ve yine birlikte çalıştığımız son şarkıları “Kim Kıracak Kalbimi”, iki yıl aradan sonra gelen çok güzel bir dönüş oldu. Aşkın kırıcı ama vazgeçilmez tarafını yalın bir dille anlatan bu şarkı, grubun kendi özüne sadık ama yeni bir sayfa açan tavrını yansıtıyor. Biz de bu dönüşü, şarkının hikâyesini ve grup olarak yürüdükleri yolu Barış Başarol’la konuştuk.

Sessizliğin ardından “Kim Kıracak Kalbimi” geldi. Narda Afrika’nın daha duygusal bir tarafını tanıtan bir şarkı oldu sanki; ne dersin?

“Çok haklısın” derim. Biz genelde üretimlerimizde samimi ve doğal olmaya özen gösteriyoruz. Her yeni şarkı, bizim için gerçekten yeni bir şarkıdır; her birinin kendine ait bir dünyası olduğuna inanıyoruz. Bu parçada ise biraz daha ‘mesaj kaygısından uzak’, biraz daha minimal ama güçlü bir hissiyat yaratmayı hedefledik. Hem biz bu duyguyu yaşadık, hem de dinleyenlere yaşatabildiğimizi düşünüyoruz.

“Narda Afrika bir grup olma ötesinde, bir ruh hali.”

Barış Başarol

Grubun değişim süreçlerine hem dinleyeniniz hem de birlikte yol alan ekipdaşınız olarak yakın tanıklarından biriyim. Bugün geldiğin noktada Narda Afrika’nın hem müzikte hem duyguda nasıl bir evrim geçirdiğini düşünüyorsun?

Bu yolculuk gerçekten bizim için bir evrim süreci oldu. Müzikal olarak artık daha açık, daha deneysel ve daha cesur davranabiliyoruz. Kendimizi belli kalıplara sokmadan, ‘o ne der, bu ne der’ diye düşünmeden; her şarkıyı kendi duygusuyla – ya da bizim o anki duygumuzla – ele alıyoruz. Bu da bize hem özgürlük hem de derinlik kazandırdı diye düşünüyorum.

Zaman elbette çoğu şeyi değiştiriyor ve bizleri de bu değişimden etkiliyor. Ama ilk günden bugüne baktığımızda, bu değişimin hep iyi yönde ilerlediğini; üzerine koyarak, kaliteyi artırarak müziğimize olumlu şekilde yansıdığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Bugünkü Narda Afrika’nın müzikal gücünde ve enerjisinde ekip arkadaşlarımızın katkısı çok büyük. Elektro gitarda Berk Arıhan ve Ersen Kamacı, bas gitarda Bülent Sezgin, bateride ise Fatih Börekçi ile birlikte aynı dili konuşuyoruz. Her birimiz farklı ruhlar taşısak da ortak bir frekansta buluşuyoruz. Bu uyum, üretimimize de konser sahnemize de yansıyor. Tüm ekip olarak sürekli üretmek, daha çok konser vermek ve müziğimizi daha fazla insana ulaştırmak için yanıp tutuşuyoruz.

Bu arada sevgili Beyza, şunu da özellikle eklemek isterim: Senin gibi işini bilen, çözüm odaklı, yaratıcı, harika bir dost ve ekiptaşımız olduğu için gerçekten çok şanslıyız. Seninle aynı yolda yürümek bizim için büyük bir değer.

Sahnede şarkıların bambaşka bir enerjiye dönüştüğünü biliyoruz. Senin için konserlerde dinleyiciyle kurulan bağ, kayıt sırasındaki samimiyetten ayrışıyor mu?

Narda Afrika olarak kayıt süreçlerimiz oldukça keyifli geçiyor diyebiliriz. Ama itiraf etmek gerekirse, en ama en özel ve keyifli anlar bizim için her zaman konserlerde yaşanıyor.

Biz çok sık konser veren bir grup değiliz. Bunun birçok sebebi var; mekan sayısının azlığı ve mekanların müziğe yaklaşımı bu konuda etkili oluyor. Genellikle mekanlar cover parçaların çalınmasını istiyor, oysa biz bir beste grubuyuz. Tabii kendi yorumumuzla çaldığımız coverlar da var, ama sahnede ağırlıklı olarak kendi şarkılarımıza yer veriyoruz. Bu yüzden konserlerimiz az ama öz oluyor.

O anlar var ki, seyirciyle bir bütün hâline geliyorsunuz. Aynı müzikal yolculuğun içinde buluşmak, tempolar değişse bile — ister yüksek, ister düşük olsun — o enerjinin karşılıklı olarak ‘saf samimiyet’ duygusuyla akması… İşte bu bizim için gerçekten paha biçilemez bir deneyim.

Dinleyicilerimizden de konserlerimize daha çok gelmelerini rica ediyoruz; çünkü biz bu sinerjiyi seviyoruz ve bu enerjiyi daha fazla izleyiciyle yaşamak istiyoruz.

Zaman içinde Narda Afrika birçok farklı döneme tanıklık etti. Bugün dönüp baktığında, sana ‘iyi ki yaşadık’ dedirten anlar neler? (Hep sektörün olumsuzluklarını konuşuyoruz, bu kez de biraz güzel anılardan söz edelim istedim.)

Gerçekten sektörün zorlukları çok ama biz Narda Afrika olarak bu yolculukta o kadar güzel anılar da biriktirdik ki… İyi ki yaşadık dediğim en özel anlar hep sahnede oluyor. Mesela konserde, şarkılarımızı insanların birlikte söylemesi, o enerjiyi hissetmek… İşte o anlarda neden müzik yaptığımızı, neden bu yolda olduğumuzu çok net anlıyoruz.

Bir de, bu süreçte yanımızda olan dostlarımız, ekip arkadaşlarımız var. Onlarla kurduğumuz bağlar, beraber yaşadığımız anlar, zorlukları birlikte aşmak çok kıymetli. Bu dostluklar ve o samimiyet olmasa belki bu kadar dayanamazdık.

Yeni bir şarkının ortaya çıkışından, ilk kez dinleyiciyle buluşmasına kadar yaşadığımız heyecan da çok özel. Her aşaması, emek ve sevgiyle dolu… İşte bu anlar, bu yolculuğun en güzel tarafları. İyi ki yaşadık, iyi ki beraberiz diye hissettiriyor bize.

Sosyal medyada dinleyenleriniz, müziğinizin üzerlerindeki etkisinden bahsediyor, hatta şarkılarınızın “hayatlarını güzelleştirdiğini” söylüyorlar. Dinleyicilerden gelen bu tür tepkiler müziğinizi veya üretmeye devam etme motivasyonunuzu nasıl etkiliyor?

Dinleyicilerimizden müziğimizle ilgili böyle güzel geri dönüşler almak bizim için tarif edilemez bir mutluluk ve güç kaynağı. Bizi dinleyip, şarkılarımızın hayatlarına dokunduğunu, onları güzelleştirdiğini söylemeleri, yaptığımız işin anlamını ve değerini daha da derinleştiriyor. Tüm bunlar, hep bahsettiğimiz o ‘samimiyet’e dayanıyor aslında.

Biz, müziğimiz, dinleyicilerimiz… İlkokulda bizi dinlemeye başlayan ve şimdi üniversiteden mezun olanlar; bizimle aşklarını yaşayanlar, evlenenler; tüm güzel ve hüzünlü anlarında bizi dinleyenler… İşte bunlar, ‘Biz büyük bir aile olduk galiba’ dedirten şeyler.

Bu motivasyonun yerini başka hiçbir şey tutamaz.

Grubun görsel dünyası da şarkılar kadar karakteristik. Kapaklardan kliplere uzanan bu estetik dili kurarken seni en çok hangi duygular yönlendiriyor? Üstelik çoğu kez kısıtlı imkânlarla, hatta imkânsızlıklardan estetik çıkararak yaptığınıza da tanıklık etmiş biri olarak soruyorum. 

Müziğimizin taşıdığı etkinin, hikâyenin görsel olarak da hissedilmesini çok önemsiyorum. Bence müzik, işitsel ve görsel bir bütünlük içinde ‘dans etmeli’. Şarkının yalnızca kulağa değil, göze ve kalbe de hitap etmesi gerekiyor.

Ama senin de dediğin gibi, çoğu zaman kısıtlı imkânlarla çalışıyoruz. Kapak tasarımları, çizimler vesaire bir şekilde hallediliyor ama iş klip çekmeye geldiğinde işler gerçekten zorlaşıyor. Maliyetli bir süreç ve biz bugüne kadar hep büyük zorluklarla, dostlarımızla güçlerimizi birleştirerek, kolektif bir ruhla kliplerimizi üretmeye çalıştık.

Günümüzde müzik dinleme alışkanlıkları değişti, artık birçok müzisyen klip çekmeyi gereksiz görüyor. Ama ben bu olaya sadece ‘şarkının bir görseli olsun’ diye değil, bir sanatsal bütünlük oluşsun diye bakıyorum. Aksi takdirde bu kadar zahmete girmenin bir anlamı olmaz.

Yapay zekâyla bir klip oluşturmak elbette mümkün ama bu, bize göre biraz kolaycılık ve anlamsızlık gibi geliyor. Bu durumda, siyah bir arka fonda yayınlamayı tercih ederiz — bu bile en azından bir duruş, bir protest tavır olur diye düşünüyoruz.

Elbette yapay zekâ karşıtı değiliz, doğru kullanıldığında çok faydalı bir araç. Ama sanata fazla bulaşması, işin ruhunu ve emeğini zedeleyebiliyor. Bu yüzden biz grup olarak hâlâ hissetmeye ve hissettirmeye inanan taraftayız.

Motivasyonumuz tamamen müzik, tamamen sanat.

Barış Başarol

Narda Afrika birçok grubun yapamadığını yaparak ayakta kalmaya ve üretmeye devam ediyor. Yeni şarkılarınız hayatlara dokunurken, ‘grup olabilmek’ ve “Narda Afrika” ismini sürdürmek üzerine neler söylersin?

Grup olmak gerçekten kolay bir şey değil. Hele ki uzun yıllar boyunca bir arada kalmak, üretmeye devam etmek, tüm o iniş çıkışlara rağmen ismini yaşatabilmek… Bu müzikalden de ziyade, aynı zamanda duygusal ve insani bir mücadele.

Bizim için önemli olan para değil. Zaten para kazanmak için büyük dinlenmeler, büyük popülerlikler — ama doğal ama bot basılarak gelen ünler —, festivallerde yer almak gerekiyor. Ama mevcut festivaller, maalesef müzikal kaliteye değil; Spotify dinlenme sayılarına, menajerlerle olan çıkar ilişkilerine göre karar veriyor. Türkiye’de 10 büyük festival varsa, hepsinde neredeyse aynı sanatçılar, aynı gruplar sahne alıyor. Bu duvarları aşmak gerçekten çok zor.

Müzikte kalite açıkçası kimsenin umurunda değil — ne organizatörlerin, ne menajerlerin, ne de büyük çoğunlukla dinleyicilerin. Biz Türkiye’de iyi müzik, iyi sözler, kaliteli işler dinleyen küçük ama çok özel bir topluluğa hitap ediyoruz ve bunun farkındayız. Daha büyük kitlelere ulaşmak için kaliteyi düşürmek gerek ama bu bizim için mümkün değil. Ki istesek de beceremeyiz 🙂 Ve açıkçası hiç istemeyiz de.

Motivasyonumuz tamamen müzik, tamamen sanat olduğu için Narda Afrika 13–14 yıldır ayakta. Elbette isteriz festivallerde sahne alalım, daha kalabalıklara çalalım… Hangi müzisyen istemez ki bunu zaten? Ama dediğim gibi, ülkedeki tüm sektörlerde olduğu gibi müzik sektöründe de tekelcilik, tanıdık kayırmacılığı, sanattan uzak ve sadece para odaklı dinamikler, bizim gibi sanat merkezli grupların önünü kesiyor.

Hele menajer konusu var ki… Acayip bir mesele. İşini hakkıyla yapanları tenzih ederim ama ‘menajerim’ diyen bazıları, tanıştıkları grup ve sanatçılardan para istiyorlar — resmen maaş gibi, aylık gibi ya da toplu para şeklinde. Ve bu ödemenin karşılığında ne olacağı da belli değil. Zaten sanatçı para kazanmıyor, bir de kazanmadığı parayı menajere vermesi bekleniyor… Büyük saçmalık!

Bu vesileyle, yeni kurulan gruplara ve genç müzisyenlere bir tavsiyemiz olsun: Eğer paranız varsa, kendi PR’ınızı kendiniz yapın. Günümüzde müzisyenden sadece müzik yapması değil; kapak tasarımı, video yönetmenliği, kayıt, menajerlik, PR… hepsi bekleniyor. Kendi kendine yetebilen müzisyenler ise, kurda kuşa yem olmadan yol alabiliyor.

Konu biraz dağıldı belki ama biz tüm samimiyetimizle ve gücümüz yettiğince müzik yapmaya devam edeceğiz. Bize bu fırsatı verdiğin için çok ama çok teşekkür ederiz Beyza, iyi ki varsın.

Seninle sohbet her zaman çok keyifli Barışcım, çok teşekkür ederim. Senin eklemek istediğin bir şey var mı?

Ben de çok teşekkür ederim Beyza’cım. Gerçekten çok içten, düşünülmüş ve yerinde sorular sordun — hem bizim hikâyemizi anlatmamıza hem de kendimizi hatırlamamıza vesile oldun.

Biz müzik yapmayı, hikaye anlatmayı, sanatı paylaşmayı ve en çok da birlikte hissetmeyi seviyoruz. Bizi dinleyen, destekleyen, seven, bir şekilde yolumuza dokunan herkese kalpten teşekkür ediyoruz. Ve şunu söylemek isteriz ki: Narda Afrika bir grup olma ötesinde, bir ruh hali. Ne zaman ihtiyaç duyarsanız, açın bir şarkımızı, biz hep orada olacağız — en çok ihtiyacınız olan yerde.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

32. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali
Önceki

Adana Altın Koza’da Sürdürülebilir Bir Gelecek Filizleniyor

Attilla Dur, Göz Önünde, Mine Sanat Galerisi
Sonraki

Attilla Dur’un Yeni Sergisi: Göz Önünde