Bir İhtimal Gökyüzü, Dilan Cudi Saruhan
Bir İhtimal Gökyüzü, Dilan Cudi Saruhan

Henüz Bir Gökyüzü Yoktu

29 Eylül 2026
7 dakika

İktidar sadece hukukla işlemez; yasalar eliyle ve yasaların ötesinde, toprağın biçimine, yolların yönüne, köylerin sessizliğine, duvarların yüksekliğine, gökyüzünün görünürlüğüne kadar uzanan bir mekânsal düzen kurar. Bu düzen insanların nerede duracağını, nasıl hareket edeceğini, neyi göreceğini, neyi unutacağını ve hatta neyi hayal edebileceğini de belirlemeye çalışır. Türkiye’de özellikle Kürt coğrafyasında uzun yıllara yayılan inkâr, güvenlik ve asimilasyon politikaları böyle bir mekansal rejim üretmiştir. Burda insan yalnızca yaşadığı yeri öğrenmez; yaşadığı yer de insanın içine yerleşir. Toprağın taşıdığı hafıza insanın yürüyüşüne karışır. Yolun kıvrımı, rüzgarın yönü, ya da aniden mavi bir ışıkla değişen manzara… Bunların her biri zamanla bedenin hafızasına dönüşür. Şiddet günlük hayatın içine yerleşir. Konuşulurken alçaltılan bir seste, her ay bırakılması gereken bir parmak izinde ya da sıradan bir nesnenin bir anda yasaklı bir nesneye dönüşmesinde kendini hissettirir. Yaşamın doğal ritmi içinde kendine yer edindiğinde ise kalıcı bir hale gelir.

BİR İHTİMAL GÖKYÜZÜ I Dilan Cudi Saruhan – 22.09-21.11.2026

Belki de bu yüzden baskının en yoğun hissedildiği yerlerde sanat temsilin ötesine geçerek yeni uzamlar üretmeye başlar. Dilan Cudi Saruhan’ın pratiği tam da bu eşikte konumlanıyor. Sanatçının üç farklı dönemdeki işlerini bir araya getiren Bir İhtimal Gökyüzü sergisi, mekânın insanı nasıl biçimlendirdiğini, nesnelerin nasıl ve ne şekilde bir hafızayı taşıdığını, çizginin zamanı nasıl kaydettiğini ve hayal gücünün en sınırlı koşullarda bile nasıl yeni ilişkiler kurabildiğini görünür kılıyor.

Bir İhtimal Gökyüzü, Dilan Cudi Saruhan
Bir İhtimal Gökyüzü, Dilan Cudi Saruhan

Dilan Cudi Saruhan, cezaevine girmeden önce ürettiği işlerinde insanın mekânla ilişkisini kontrol, güç, güvenlik, denetim, izlenme ve işaret edilme gibi kavramlarla birlikte ele alıyor. İşlerinde büyük anlatılar ya da dramatik imgeler yerine, hayatın içine yerleşmiş küçük ayrıntılar saklıyor. Bazen bir ışığın karanlığı tarayışı, bazen tekrar eden bir yürüyüş, bazen de sıradan bir nesne, görünmeyen politik bir düzenin sessiz tanığına dönüşüyor. Olağanın içine yerleşmiş olan iktidarı izleyen sanatçı, bakışın sürekliliğinde, tekrar eden bir hareketin içinde ya da insanın kendi varlığını sürekli kanıtlamak zorunda bırakıldığı bir zaman diliminde maruz kalınan baskıyı ifşa ediyor. Bu yüzden, sanatçının işlerinde gözetim, yaşamın içine yerleşen bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor.

Bu sessiz politika, sanatçının yedi yıllık cezaevi sürecinde nesnelerin farklı bir boyuta ve sıra dışı bir niteliğe kazanmasıyla da devam ediyor. Üretimlerinin dışarıya ulaşabilmesi için nesnelere başka bir gözle bakmak zorunda kalan sanatçının kullandığı malzemeler, direniş nesnelerine dönüşüyor. Kumaşlar, mendiller, atletler, saç telleri, yapraklar ya da kazaklardan sökülen iplikler, başka bir zamansallığın ve tutsaklığın taşıyıcısı haline geliyor. Her ilmek, her kat izi, her dikiş ve her çizgi, yaşanmış deneyimin sessiz bir kaydını taşıyor. Beden sürekli gözetim altındayken kendi varlığını yeniden yazıyor.

Dışarıya çıkan her üretim onun özgürlüğe yaklaştığı hissini verirken, cezaevinin sınırlarına hapsolmuş bir anlatıyı ters yüz ediyor. İnsan yaşadığı mekânı mı kaydeder, yoksa mekân mı insanın içine yerleşir? Bir nesne ne zaman sadece nesne olmaktan çıkar? Bir beden kapatıldığında hayal gücü yeni bir dünya kurabilir mi? Dilan Cudi Saruhan’ın sergisi bu soruların yankılanabileceği bir düşünce alanı açıyor.

Cezaevi sürecinden önce ürettiği videolardaki denetim, gözetim ve mekânsal kontrol, daha sonra atletlere işlenen nakışlarda, mendillerde, saç tellerinde, yapraklarda ya da bir dağın zirvesinde başka biçimlerde geri dönüyor. Bu nedenle cezaevi, sanatçının araştırdığı iktidar ilişkilerinin yoğunlaştığı bir eşik olarak karşımıza çıkıyor. Saruhan’ın üretimleri bu sürekliliği görünür kılıyor. Böylece içerisi ile dışarısı arasındaki sınır bulanıklaşıyor. Cezaevi, dış dünyanın karşıtı olmaktan çok, onun yoğunlaşmış biçimi olarak beliriyor. Özgürlüğün yalnızca bedensellikte olmadığını gösteren sanatçı, düşüncenin, yaratımın ve tahayyülün sınırlarını zorluyor. İçinde bulunduğu ânları üretimleriyle özgürleştiriyor.

Bu kırılmanın izleri, sanatçının erken dönem video ve performanslarından son dönem yerleştirmelerine kadar uzanıyor. Gözetimi bedenin dünyayı algılama biçimini değiştiren müdahaleler olarak ele alıyor ve onu dönüştürmenin yollarını araştırıyor. İşlerinde gözetlenmenin farklı biçimlerini ifşa ederek mutlak görünen iktidarı bozmaya çalışıyor. Çizgiler ve nakışlar, açtığı çatlakların içinde çalışıyor. Bu yüzden sanatçının pratiğinde malzeme farklı bir anlam kazanıyor. Her biri yaşanmış deneyimin içinden geçerek, taşıdığı hafızayla birlikte başka bir hayata kavuşuyor, özgürleşiyor. Dokunmanın, beklemenin ve zamanın kaydedildiği yüzeylerle çalışıyor. Bir çarşafın üzerine işlenmiş kadın tutsakların saç telleri, dayanışmanın özgürlük hayaliyle birbirine bağlanarak gökyüzüne ulaşıyor. Kurumuş bir yaprak tutsaklığın tanığına, mendil unutulmaya karşı kurulmuş kırılgan bir hafıza yüzeyine dönüşüyor. Atlet ise kısıtlamaların özgürleştirdiği ikinci bir beden haline geliyor. Saruhan’ın sanat pratiğinde nesneler sessizce yer değiştiriyor, hafızanın organlarına dönüşüyor ve yeni deneyimlerle yüklenerek başka bir dilde konuşuyor.

Bir İhtimal Gökyüzü, Dilan Cudi Saruhan
Bir İhtimal Gökyüzü, Dilan Cudi Saruhan

Sanatçının son dönem yerleştirmelerinde ise bu pratik yeni bir ölçeğe taşınıyor. Beden, mekânın kendisini dönüştüren bir varlık olarak karşımıza çıkıyor. İçine girilebilen oyuklar, duvarın içinde sıkışmış kendine yer açmaya çalışan formlar, korunma ile sığınma arasında salınan yaşamları düşündürüyor. Beden, çevresiyle sürekli ilişki kuran geçirgen bir yüzeye, mekân da yaşamla birlikte şekillenen canlı bir organizmaya dönüşüyor.

Saruhan, doğayı da benzer şekilde belleğin ve bedenin uzantısı gibi düşünüyor. Bir yaprağın damarlarında zaman okunuyor, kurumuş bir çiçekte bekleyiş birikiyor, taşlar sessizlikleriyle de konuşuyor. Çizimleri doğayı betimlemekten çok, onunla yeniden ilişki kurmanın yollarını arıyor. Bazen yapraklar içerden dışarıya açılan bir kapı oluyor ama “Ev derî venabe” bu kapı açılmıyor. Umutsuzluğa kapılsa da her iş kendi içinde bir ihtimali ve direnişi barındırıyor.

Çizimler, notlar, eskizler ve günceler ölçülebilir zamanı görünmez kılarak başka bir ritim kuruyor. Hareket tekrarlandıkça zaman yoğunlaşıyor. Günlük hayatın en sıradan ayrıntıları, çizginin içinde yavaşça birikiyor. Bu yüzden Dilan Cudi Saruhan’ın çizimleri tamamlanmış kompozisyonlardan çok, sürmekte olan düşüncelere benziyor. Anlam arayan bir ruhun izlerini bir varoluş ve tanıklık alanına dönüştüren düşünceler…

Açılmayan kapılar, merdivenler, gökyüzüne açılan boşluklar ya da rüzgara tutunan kırılgan formlar, gerçekliğin karşısına başka bir dünya koymak yerine, gerçekliğin içinde küçük yarıklar açıyor. Gökyüzü bir manzara olmaktan çıkarak, ortak bir ufkun, henüz tamamlanmamış bir dünyanın imgesi, yeniden kurulması gereken “bir ihtimal” gibi okunuyor. Ve sanatçının üzerine “Min ji bîr neke — Beni unutma” kelimelerini nakışla işlediği mendil, içerde tutsak olan yüzlerce siyasiyi bize hatırlatıyor. Bir İhtimal Gökyüzü sergisi henüz var olmayan bir gökyüzünün ihtimalini içinde barındırıyor.

Sergi / Exhibition: Depo, İstanbul 22.09–21.11.2026

Konuk Yazar

Bu hesaptaki yazılar, Sanat Okur’da konuk olarak yer alan misafir yazarlarımıza aittir. İçeriklerde dile getirilen görüş ve düşünceler yalnızca yazarların kendisine ait olup Sanat Okur’un kurumsal görüşünü yansıtmaz. Yayınlanan tüm yazılar KVKK kapsamında ve site kuralları doğrultusunda değerlendirilir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

"Deniz Canavarları" Yazar: Roger Crowley
Önceki

Efsane Tarihçi Roger Crowley’den Yeni Kitap: Deniz Canavarları