Barış Ulusoy’un samimi yolculuğu eşliğinde okuru kendi deneyimine davet ettiği İyi Ki Ben adlı kişisel gelişim kitabı, Yitik Ülke Yayınları etiketiyle Eylül 2026 tarihinden itibaren raflarda yerini aldı.
Son yıllarda, modern toplumlarda, nefes sadece oksijen ve karbondiyoksit döngüsü için değil, daha iyi hissetmek için bir araç haline dönüştü. Nefes seansları adı altında düzenlenen bireysel ve grup seansları, insanların uygulanan teknikle doğal nefes almasını ve geri nefes vermesini, dolayısıyla doğal nefes ile vücuttaki stresin azalmasına, zihinsel sağlığına yardımcı oluyor.
Nefes, tüm canlıların soluk alıp vermesidir. Burundan veya ağızdan aldığımız havayı yine aynı kanalları kullanarak geri veririz. Böylece karbondiyoksit ve oksijen yer değiştirir. Nefes almak, gün içinde defalarca yaptığımız, çoğu zaman da yaptığımızın bile farkında olmadığımız bir solunum eylemidir. Ta ki bedenimiz bize yanlış nefes aldığımızı söyleyene kadar.
Çoğu zaman nefesin kendisini değil, değiştiği anı fark ediyoruz. Kaygı anında hızlanıyor, korktuğumuzda kesiliyor, sakinleştiğimizde yavaşlıyor, hastaysak daralıyor. Bedenin kendiliğinden otonom olarak gerçekleştirdiği bu eylem, modern toplumlarda kişinin bedenini dinlemesinin, bedeniyle ve duygularıyla yeniden temas etmesinin bir aracına dönüşüyor. Nefese yüklenen anlam arttıkça, akıllara şu soru geliyor: Bu bir farkındalık egzersizi mi, yoksa tıbbın tamamlayıcı bir parçası mı?

İyi Ki Ben, 4 tema ve 52 yönlendirici bölümün bir araya gelmesiyle, Barış Ulusoy’un samimi yolculuğu eşliğinde okuru kendi deneyimine davet ediyor. Kitaba eşlik eden podcast kayıtları ise bu deneyimi yalnızca okunacak bir metin olmaktan çıkararak, ses aracılığıyla anlık ulaşılabilen bir seviyeye taşıyor.
Nefes seanslarında ortaya çıkan her yoğun duyguyu “iyileşme” olarak tanımlamak mümkün mü? Bir katılımcının ağlaması, geçmişte yaşadığı bir travmayı hatırlaması ya da bedensel olarak gevşemesi bize ne söylüyor? Bu deneyimler bir sonuca mı, yoksa devam eden bir yolculuğa mı işaret ediyor? Nefes koçluğu ile psikiyatri alanında kullanılan nefes ve gevşeme egzersizleri arasındaki sınır nerede belirginleşiyor? Ulusoy’un İyi Ki Ben adlı kitabı, bu soruların etrafında düşünülebilecek kişisel bir yolculuğa çıkarıyor.
Barış Ulusoy ile İyi Ki Ben üzerinden nefesi, kişisel deneyimi ve bu deneyime eşlik etmenin sınırlarını konuştuk.
Seni tanıyabilir miyiz?
Ben Barış Ulusoy. Aslında hayatımın uzun bir bölümünde beyaz yaka olarak, oldukça yoğun bir iş temposunun, sorumlulukların ve sürekli bir yerlere yetişme hâlinin içinde yaşadım. Nefesle tanışmam da biraz burada başladı diyebilirim. Kendime dönmenin, bedenimi fark etmenin ve bir an için durabilmenin ne kadar önemli olduğunu zaman içinde daha fazla görmeye başladım.
Bu süreçte “Canım Kendim” kampına katılmam da benim için önemli bir dönüm noktası oldu. Aslında ismi bile bende çok şey çağrıştırmıştı; insanın gün içinde herkese yetişmeye çalışırken kendisine ne kadar az döndüğünü fark ettiren bir tarafı vardı. Orada nefesle daha yakından tanıştım ve kendi üzerimdeki etkisini daha net deneyimledim.
Sonrasında bana iyi gelen nefesi, eğitimini alıp nefes koçu olarak kendime ve çevreme uygulamak istedim. Yaklaşık iki yıldır nefes koçu olarak bireysel ve grup seansları yapıyorum. Ama kendimi yalnızca “nefesi öğreten biri” olarak tanımlamıyorum. Benim için nefes, insanın kendisiyle yeniden temas kurabilmesi için kullandığımız araçlardan biri. Nefes koçluğunu profesyonel olarak sürdürdüğüm “Nefesinle Barış” da biraz buradan doğdu. İnsanlara nasıl nefes almaları gerektiğini söylemekten çok; gün içerisinde ne hissettiklerini, bedenlerinde neler olup bittiğini, neyi bastırdıklarını ya da kendilerinden ne kadar uzaklaştıklarını fark edebilecekleri bir alan yaratmaya çalışıyorum.
“Okur, yavaş yavaş kendi hikâyesinin içine giriyor.”
İyi Ki Ben’in yolculuğu nasıl başladı? Kitaba nasıl evrildi? Okuru neler bekliyor?
“İyi ki Ben” aslında önce bir kitap fikri olarak başlamadı. Daha çok benim kendi içimde biriktirdiğim soruların, fark ettiğim duyguların ve nefes yolculuğum sırasında karşıma çıkan bazı anların ve durumların nasıl nefes ile üstesinden gelirim düşüncesiyle oluştu.
Bir süre sonra şunu fark ettim; hepimizin hayatında farklı biçimlerde karşılığı olan çok temel meseleler var: Kendini yeterli hissetmek, sınır koyabilmek, bırakabilmek, kontrol etme ihtiyacı, kaybetme korkusu, kendine şefkat gösterebilmek, olduğun kişiyle kalabilmek…
Yalnızca bunları anlatan bir kitap yazmak istemedim. Okur bir bölümü bitirdiğinde “Evet, bu okuduğumu bende hissediyorum” deyip kitabı kapatmasın istedim. Okuduğu şeyin biraz kendi hayatına dönmesini, kendisine bir soru sormasını ve mümkünse o soruyla bir süre kalmasını istedim. Bu nedenle 52 bölümden oluşan bu kitabın her bölümün kendi konusu ve yönlendirmesi var. Bölümler ilerledikçe okur yalnızca benim anlattığım bir hikâyeyi takip etmiyor; aslında yavaş yavaş kendi hikâyesinin içine giriyor.
Ben “İyi ki Ben”i baştan sona hızlıca okunup bitirilmesi gereken bir kitap gibi görmüyorum. Bazen bir bölümde birkaç gün kalınabilir. Bir cümlenin altı çizilebilir. Bir soruya hemen cevap verilemeyebilir. Çünkü kitap biraz da insanın kendisiyle kurduğu o aralığa alan açıyor.
Kitaptaki bölümlerin uygulanabilirliğinden ve podcast kayıtlarından bahseder misin? Neden sesinle eşlik etmeye ihtiyaç duydun?
Kitabı yazarken benim için önemli olan noktalardan biri, okurun yalnızca zihinsel olarak metnin içinde kalmamasıydı. Çünkü bazen bir şeyi anlamakla onu gerçekten hissetmek arasında fark olabiliyor. Bu nedenle bölümlerin ikinci kısmında nefesle birlikte uygulanabilecek yönlendirmeler bulunuyor. Kitap dört ana tema etrafında ilerliyor ve nefes çalışmalarında da bedenin farklı alanlarına doğru ilerleyen bir akış var. Okur dilerse yalnızca bölümü okuyabilir, dilerse sonrasında nefes uygulamasına geçebilir.
Podcast kayıtları da tam burada ortaya çıktı. Bir nefes çalışmasını yazılı olarak takip etmekle, gözlerini kapatıp bir sesin yönlendirmesine bırakmak aynı deneyim değil. Okur kitabı bir kenara bırakabilsin, gözlerini kapatsın ve benim sesim ona eşlik etsin istedim. Bu yüzden ses kayıtlarını kitabın bir alternatifi değil, kitabın deneyimini tamamlayan bir alan olarak görüyorum. Çünkü bazen okumaya bazen düşünmeye, bazen de hiçbir şeyi çözmeye çalışmadan sadece nefes almaya ihtiyaç duyuyoruz.
“Nefes seansları tıbbi bir tedavi değildir; tanı koymaz ve psikiyatrik ya da psikolojik tedavinin yerine geçmez.”
Nefes koçlarının yaptırdığı nefes seansları ile psikiyatri alanında uzmanların önerdiği nefes ve gevşeme egzersizleri aynı şey mi? Nefes seansının tıbbi sürecin tamamlayıcı bir parçası olarak görebilir miyiz?
Burada önemli bir ayrım olduğunu düşünüyorum. Nefes koçlarının kullandığı bazı nefes ve gevşeme teknikleriyle psikoloji veya psikiyatri alanında kullanılan bazı uygulamalar arasında benzerlikler olabilir. Ancak bunları aynı şey olarak tanımlamak doğru olmaz.
Bir psikiyatristin ya da klinik alanda çalışan bir uzmanın nefes egzersizini kullanması, kişinin sağlık durumuna ve yürütülen tedavi sürecine göre şekillenen profesyonel bir sağlık hizmetinin parçasıdır. Nefes seansları ise tıbbi bir tedavi değildir; tanı koymaz ve psikiyatrik ya da psikolojik tedavinin yerine geçmez.
Bu nedenle ben kendi çalışmalarım için “terapi” ifadesini kullanmıyorum. Yaptığımız şey nefes terapisi değil, nefes seansı. Terapi, ruh sağlığı alanında eğitim ve yetkinlik gerektiren ayrı bir profesyonel süreç; nefes koçluğu ise bu alanın yerine geçmeyen, farklı sınırları olan bir çalışma.
Ben, kendi çalışmalarımda bu sınırı özellikle önemsiyorum. Nefes çalışmaları kişinin bedenini fark etmesine, gevşemesine, bulunduğu ana dönmesine veya kendisiyle temas kurmasına yardımcı olan tamamlayıcı bir pratik olabilir. Ancak bir kişinin psikiyatrik ya da psikolojik bir tedavi süreci varsa bu süreç mutlaka ilgili sağlık profesyonelleri tarafından yürütülmelidir.
Dolayısıyla ben nefesi “tedavinin yerine geçen” bir yöntem olarak değil, uygun kişilerde ve doğru sınırlar içerisinde kişinin kendisiyle kurduğu ilişkiye eşlik edebilecek bir çalışma olarak görüyorum.
Bir katılımcının seans sırasında travmalarını hatırlaması, ağlaması, duygu boşalımı yaşaması veya bedenen gevşemesi bir iyileşme evresi midir? “İyileşme” yerine “yolculuğun kendisi” demek daha mı doğru olur? Sınır nerede belirginleşiyor?
Ben burada “iyileşti” kelimesini kullanmayı tercih etmiyorum. Bir nefes seansı sırasında insanlar çok farklı deneyimler yaşayabiliyor. Bir kişi ağlayabilir, başka biri gülebilir, bir başkası derin bir gevşeme hissedebilir. Bazı kişiler geçmişten bir anıyı hatırlayabilirken; bazıları için seans oldukça sakin geçebilir.
Bunların hiçbiri tek başına “iyileşme gerçekleşti” anlamına gelmez. Benim için bunlar daha çok o anda kişinin yaşadığı deneyimlerdir. Bazen uzun zamandır fark etmediği bir duygu görünür hâle gelir bazen bedende tuttuğu bir gerginliği fark eder, bazen de yalnızca bir süre hiçbir şey yapmak zorunda olmadığı bir alanda kalır. Bu nedenle “yolculuğun kendisi” ifadesini daha doğru buluyorum.
Sınır da aslında burada belirginleşiyor. Bir nefes koçu olarak benim görevim kişinin yaşadığı bir duyguyu teşhis etmek, geçmişindeki travmayı yorumlamak veya onu psikolojik olarak tedavi etmek değil. Ben nefes sürecine güvenli bir şekilde eşlik edebilirim.
Eğer seans sırasında ortaya çıkan bir deneyim kişinin günlük hayatını etkileyen, yoğun bir psikolojik süreçle ilişkiliyse o noktada psikolog veya psikiyatrist gibi alanında yetkin bir sağlık profesyonelinin desteği gerekir.
Bence nefes alanındaki en önemli sorumluluklardan biri de nerede eşlik edebileceğini ve nerede başka bir uzmana alan açman gerektiğini bilmektir.

Nefes seanslarında katılımcılarda gözlemlediğin ortak bir pozitif sonucu paylaşır mısın?
Seanslardan sonra en sık duyduğum cümlelerden biri aslında çok basit: “Uzun zamandır kendime böyle bir alan ayırmamıştım.”
Bazı katılımcılar bedenlerinin gevşediğini, bazısı zihninin biraz daha sakinleştiğini, bazıları daha hafif hissettiğini söylüyor. Bazen “İlk defa nefes aldığımı fark ettim” diyenler oluyor. Bazıları ise seans sırasında ne kadar fazla şeyi kontrol etmeye çalıştığını fark ettiğinden bahsediyor.
Grup seanslarında beni en çok etkileyen şeylerden biri de herkesin aynı çalışmayı yapmasına rağmen tamamen farklı bir deneyim yaşaması. Çünkü aslında nefes herkeste aynı yere dokunmuyor. İnsan, o gün neyle geldiyse, içinde ne varsa çoğu zaman biraz onunla kalıyor. Bu nedenle benim için en kıymetli geri bildirim “Çok rahatladım”dan bile önce şu oluyor: “Kendimle ilgili bir şey fark ettim.” Çünkü değişim dediğimiz şey, önce fark etmekle başlıyor.
Katılımcılar, “İyi Ki Ben” kitabını okumadan nefes seansı alabilirler mi, yoksa kitap seans için yönlendirici bir kılavuz mu?
Elbette kitabı okumadan da nefes seansına katılabilirler. “İyi ki Ben” bir nefes seansına katılmanın ön koşulu ya da kullanım kılavuzu değil. Kitap ve seanslar aynı yaklaşımın iki farklı yolu gibi düşünülebilir.
Kitapta insan biraz daha kendi zamanında ilerliyor. Bir bölümü okuyor, duruyor, düşünüyor, belki bir sorunun cevabını günler sonra buluyor. Nefes seansında ise o anın içinde birlikte ilerliyoruz. Ben yönlendirmeyi yapıyorum ve katılımcı kendi deneyimiyle kalıyor. Dolayısıyla ikisi birbirini tamamlayabilir ama birbirine bağımlı değil. Hatta benim hoşuma giden tarafı da bu.
Bir kişi önce “İyi ki Ben”i okuyup ardından nefesi deneyimlemek isteyebilir. Başka biri önce bir nefes seansına katılıp sonrasında kitabı edinebilir. Her iki yolun da vardığı yer benim için aynı soruya çıkıyor:
“Ben, kendimle ne kadar temas halindeyim?”
Kitap ve daha fazlası için www.nefesinlebaris.com
