Taklit Sanatı mı?, Sanatın Taklidi mi?

Juan Genovés, Meollo I, 2011 (İspanya), ahşap panele yapıştırılmış tuval üzerine akrilik ve karışık teknik, 153 x 183,2 cm, sağ altta "genovés 11" imzalı ve tarihli, arkasında "GENOVÉS 'MEOLLO I' 2011" imzalı, isimli ve tarihli.
Juan Genovés, Meollo I, 2011 (İspanya), ahşap panele yapıştırılmış tuval üzerine akrilik ve karışık teknik, 153 x 183,2 cm, sağ altta "genovés 11" imzalı ve tarihli, arkasında "GENOVÉS 'MEOLLO I' 2011" imzalı, isimli ve tarihli.

Sanatta esinlenmekle taklit etmek arasındaki çizgi nerede başlar, nerede kaybolur? Sanat tarihi, sanatçıların birbirlerinden beslendiği, önceki kuşakların açtığı yolları takip ettiği ve bazen bu yolları tamamen değiştirdiği örneklerle dolu. Dolayısıyla mesele, bir sanatçının başka bir sanatçıdan etkilenmesi değil; bu etkinin nasıl dönüştürüldüğü.

Aslında sanatın taklitle kurduğu ilişki oldukça eski. Antik Yunan düşüncesinde “Mimesis” kavramı, sanatın doğayı ve gerçekliği taklit etmesi üzerinden tartışılıyordu. Platon bu taklide kuşkuyla yaklaşırken Aristoteles, onu insanın dünyayı anlama ve yeniden kurma biçimlerinden biri olarak ele aldı. Zamanla bu tartışma salt doğanın temsiliyle sınırlı kalmadı; sanatçıların birbirlerinin eserleriyle kurdukları ilişkiyi düşünmek için de bir zemin oluşturdu. Bugün de temel soru benzer aslında: Sanat, gördüğünü yeniden mi üretir, yoksa onu dönüştürerek yeni bir anlam mı kurar?

Empresyonistlerin ışığa, renge ve anın geçiciliğine yönelik ortak ilgisi, birbirine benzeyen ama birbirinin tekrarı olmayan üretimler ortaya çıkardı. Manet’nin Olympia’sı, Titian’ın Urbino Venüsü ile kurduğu ilişki üzerinden resim tarihine yeni bir bakış getirdi. Picasso’nun Velázquez’in Las Meninas tablosunu defalarca yeniden yorumlaması da yalnızca bir başyapıta duyulan hayranlığın sonucu değildi. Picasso, kendinden önceki eseri kendi sanatsal diliyle yeniden düşünüyordu. Bu örneklerde esinlenme, başlangıç noktasıydı; varış noktası değil.

Juan Genovés, Supuestos, 2006 (İspanya), ahşap panele yapıştırılmış tuval üzerine akrilik, 120,3 x 125,1 cm, sağ altta "genovés 06" imzalı ve tarihli, arkasında "GENOVÉS 'SUPUESTOS' 2006" imzalı, isimli ve tarihli.
Juan Genovés, Supuestos, 2006 (İspanya), ahşap panele yapıştırılmış tuval üzerine akrilik, 120,3 x 125,1 cm, sağ altta “genovés 06” imzalı ve tarihli, arkasında “GENOVÉS ‘SUPUESTOS’ 2006” imzalı, isimli ve tarihli.

Yaklaşık iki yıl önce Londra’daki Opera Gallery’de Juan Genovés’in eserleriyle karşılaştığımda, onun görsel dilinin gücünden bir kez daha etkilendim. Yukarıdan görülen kalabalıklar, birbirine yaklaşan ve uzaklaşan figürler, tek tek bireylerin neredeyse seçilemediği kompozisyonlar… İlk bakışta yalın görünen bu imgelerin arkasında, İspanya’nın politik tarihiyle ve sanatçının yaşadığı dönemin gerilimleriyle ilişkili çok daha kapsamlı bir düşünce dünyası vardı.

Genovés’in üretimini, Franco diktatörlüğünün İspanya üzerindeki etkisinden bağımsız düşünmek mümkün değil. Kalabalık, onun eserlerinde yalnızca bir insan topluluğu değildi. Bireyin toplum içindeki konumu, görünürlük ve anonimlik, birlikte hareket etme ve kontrol altında tutulma gibi meseleler, resimlerinin anlam katmanlarını oluşturuyordu. Figürlerin küçüklüğü, birbirleriyle kurdukları mesafe, yönleri ve yere düşen gölgeleri de bu anlatının bir parçasıydı. 1976 tarihli El abrazo isimli eseri ise İspanya’nın demokrasiye geçiş döneminde uzlaşmanın ve siyasal barışın simgelerinden biri hâline geldi. Genovés’in eserlerini güçlü kılan, yalnızca figürleri ele alış biçimi değil, bu biçimin arkasında biriken tarihsel ve politik anlamdı. Onun görsel dili, biçim ile düşüncenin birbirinden ayrılamayacağı bir bütünlük taşıyordu.

Tam da bu nedenle, benzer bir görsel dille karşılaştığımda kendime şu soruyu sormadan geçemiyorum : Bir sanatçının kompozisyonunu, figürlerini ya da görsel yaklaşımını almak ne kadar kolay; peki onun düşünsel dünyasını yeniden kurmak ne kadar mümkün? Bir görsel dilin tanınabilir özelliklerini kullanmak, o dili gerçekten anlamakla aynı şey mi?

Elbette hiçbir sanatçı boşlukta üretmez. Sanat tarihi, alıntılarla, göndermelerle, yeniden yorumlarla ve karşılaşmalarla ilerler. Ancak bir eserin başka bir eserden beslenmesiyle, onun yalnızca dış görünüşünü tekrar etmesi arasında önemli bir fark vardır. Esinlenme, yeni bir düşünceye kapı açabilir; taklit ise çoğu zaman o kapının önünde kalır.

Daha da ilginci, bazen görsel benzerliğin yanına kavramsal açıklamalar eklenerek bu mesafenin kapatılmaya çalışılması. Oysa birkaç cümlelik bir açıklama, bir eserin düşünsel derinliğini kendiliğinden yaratmaz. Bir görsel dilin arkasında tarihsel, politik ya da teorik bir bağlam varsa, bu bağlamı yalnızca sözcüklerle anmak yeterli değildir. Önemli olan, düşüncenin eserin biçimine ve üretim sürecine gerçekten nüfuz edip etmediğidir. Yeni bir kavram önermek, mevcut bir görsel dili dönüştürmekle aynı şey değildir.

Juan Genovés, El abrazo, 1976, tuval üzerine akrilik, 151 x 201 cm, Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofía Koleksiyonu, Madrid (Envanter no: AS06289).
Juan Genovés, El abrazo, 1976, tuval üzerine akrilik, 151 x 201 cm, Museo Nacional Centro de Arte Reina Sofía Koleksiyonu, Madrid (Envanter no: AS06289).

Üstelik taklidin de taklidi var. Bir sanatçının geliştirdiği görsel dil, başka sanatçıların elinde tekrarlandıkça ilk bağlamından uzaklaşır. Tarihsel ve düşünsel bir zeminde ortaya çıkan özgün bir araştırma, zamanla biçimsel bir benzerliğe dönüşür. Sonunda geriye, sanatçının düşünsel dünyasından çok, kolayca tanınan bir kompozisyon kalır. İşin trajikomik tarafı, Genovés’i hatırlatan kompozisyonların İstanbul kafelerinin duvarlarına kadar düşmüş olması. Bir zamanlar politik ve düşünsel bir arka planı olan görsel dil, bugün kahvenin yanında sunulan bir dekorasyon unsuruna dönüşebiliyor. Galeride kavramsal derinlik, kafede latte art… Taklidin de bir sınırı olmalı.Burada mesele, bir sanatçının mutlaka kendinden önceki sanatçıdan daha derin düşünmesi gerektiği değil. Mesele, aldığı etkiyi dönüştürüp dönüştürmediği; o görsel dile yeni bir anlam, yeni bir gerilim ya da yeni bir soru ekleyip eklemediği. Başkasının dilini kullanmak mümkündür; fakat o dilin içinde gerçekten söyleyecek bir şeyinizin olması gerekir.

Juan Genovés’in eserleriyle karşılaşmak, benim için bu ayrımı yeniden düşünme fırsatıydı, bu yazıyı çok geç yazdığımın farkındayım. İki yıl bir düşüncenin olgunlaşması için yeterli bir süre; bir yazıyı geciktirmek içinse fazlasıyla cömert. Onun resimlerinde kalabalıklar yalnızca bir araya gelmiş insanlardan oluşmuyordu; tarih, siyaset ve insanın toplum içindeki varoluşu da o kalabalığın içindeydi. Belki de bir sanatçının görsel dilini bu kadar kolay tanınır kılan şey, aynı zamanda onu taklit etmeyi de kolaylaştırıyor. Ancak bir görsel dili tanımak, onu yeniden üretmek ve gerçekten dönüştürmek birbirinden çok farklı şeyler.

Bu satırlar da 2020 yılında kaybettiğimiz Juan Genovés’e gecikmiş bir selam olsun.

Descansa en paz, Juan Genovés

YAZAR

Zeynep Albeniz Erbelger
Sanat Okur yazarı

Zeynep Albeniz Erbelger

Zeynep Albeniz Erbelger, Işık Üniversitesi’nde Sanat Bilimi alanında doktora tez çalışmalarını sürdürmektedir. Sanat yazıları ve sanat eleştirileri yazmakta, kürasyonel çalışmalar gerçekleştirmekte ve Feyziye Mektepleri Vakfı Işık Okulları Kültür Komitesi’nde görev almaktadır. Çalışmaları, çağdaş sanat ve sanatın farklı disiplinlerle…

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.