Atölye Söyleşileri serisinin ikinci konuğu, bağımsız ve disiplinlerarası üretimleriyle dikkatimi çeken genç sanatçı Berka Beste Kopuz.
Kent, mekânın hafızası, arşiv ve toplumsal bellek gibi katmanlı kavramlarla çalışan Beste, çoğu zaman mekâna özgü işler üretmeyi tercih ediyor. Bu söyleşide, kendi atölyesini bir üretim alanı olarak nasıl konumlandırdığını paylaşıyor; hem mekânla kurduğu ilişkiyi hem de pratiğinin arka planını birlikte keşfe çıkıyoruz…
Kendinden bahseder misin?
Ben Berka Beste Kopuz. 29 yaşındayım. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi resim bölümü mezunuyum. Çoğunlukla kent, mekânın hafızası, arşiv, toplumsal bellek konuları özelinde disiplinlerarası çalışan ve mekâna özgü işler üreten bağımsız bir sanatçıyım.
Şu anda çalıştığın mekânın atölyen haline gelme süreci nasıl şekillendi? Bu atölyede ne zamandır üretim yapıyorsun?
Bu zamana kadar üç atölyem oldu. Şu anda üretimlerime devam ettiğim atölyeme 2021 yılında taşındım. 4 yıldır aktif olarak bu atölyemde üretimlerime devam ediyorum. Buraya taşınmamdaki etkenler arasında hem pandemi hem de bir önceki atölyemin mekânsal özellikleriydi diyebilirim. 6 yıldır atölyemi yaşam koçu ve felsefi danışman olan ablam ile paylaştığımdan dolayı bu mekân, ikimiz için de oldukça konforlu ve aktif bir kullanım alanı sunuyor.

Üretmek dışında atölye senin için ne ifade ediyor?
Atölyem benim için; her zaman aktif olarak fiziksel bir üretim yapmasamda, haftanın mutlaka 5 günü sabah 11:00 civarı geldiğim ve akşama kadar vakit geçirmeyi önemsediğim hem fiziksel hem zihinsel olarak bir çalışma alanı. Evden bağımsız ama bir o kadar da yuva hissi olan bir yer. Bir nevi güvenli alanım diyebilirim. Atölyenin her bir köşesini zihnimin içinin bir temsili olarak görüyorum. Bu yüzden işlerim kadar atölyemde benim için oldukça özel. Bunun yanı sıra atölyemi her zaman bir buluşma, paylaşma, tartışma noktası olarak çevremde konumlandırmaya özen gösteriyorum.
Bu atölye bir canlı, bir koku ve bir ses olsaydı neler olurdu?
Şu anki atölyemde Şaşkın isimli bir kedim var. Neredeyse taşındığımdan beri benimle diyebilirim. O hep burada kaldığı için aslında mekânın asıl sahibinin o olduğunu da söyleyebiliriz. Bu yüzden bu sorunun cevabı benim için kesinlikle Şaşkın hanım. 🙂
Bir sanatçı atölyesini sadece üretim yeri olmaktan çıkartan unsurlar nedir?
Atölye; her ne kadar sanatçı için mahrem bir alan olsa da, bence kapılarının çalınabilir olması bir paylaşım noktası olmasını da sağlıyor. Eğitim yıllarında üretmenin dışında atölye ortamında düşünsel süreçte birbirimizi beslememiz gibi, kişisel atölyemde de sık sık arkadaşlarımın ziyaretleri, vermiş olduğum davetler ile bu paylaşımları dinamik tutmaya özen gösteriyorum. Bu sebeple atölyemin fiziksel bir üretimin dışında düşünsel bir mekân olarak hafızalara sirayet etmesini kıymetli buluyorum.
Atölyenin görünmeyen ama senin için en önemli malzemesi nedir?
Atölyemde hem aile yadigârı olan hem de eskicilerden ve sahaflardan toplamış olduğum çok fazla eski eşya, kitap ve haritalar mevcut. Kimilerinin benim çocukluğuma dair anılar barındırması ile ayrı bir yeri olsa da, kimilerinin de yaşanmışlığı, örneğin eski bir kitabın arasından çıkan bir not ile çalıştığım konulara dair oldukça ilham verici olabiliyor.

Atölyeler ayrıcalıklı alanlar mıdır? Ziyaretler esnasında seni rahatsız eden durumlar oluyor mu? Nedir onlar?
Bir sanatçının atölyeye sahip olabilmesi günümüzde kesinlikle bir ayrıcalık ve şans bence. Hem üretim sürecini rahatlıkla sürdürebilmesi hem de sanat aktörlerini ağırlayabilmesi ve farklı karşılaşma alanları yaratabilmesi adına atölyeleri önemli buluyorum.
Eski atölyemin konumu ve direk sokakla kurduğu ilişkiyle bağlantılı olarak zaman zaman çat kapı, davetsiz ya da hiç tanımadığım misafirlerim olabiliyordu :). Ancak genel olarak ne öncesinde ne de şu anki atölyemde ziyaretler sırasında herhangi bir rahatsız edici durumla karşılaşmadım.
Atölyeni bir günlüğüne bir sanatçıya verseydin eğer o isim kim olurdu?
Çalıştığım malzemelerin doğası gereği çok pis çalışmak durumunda kalan bir sanatçıyım. Ancak genel olarak düzenli ve kuralcı bir insanım diyebilirim. Kendimi ait hissettiğim ve bana dair çok fazla özel şeyi beraberinde barındıran atölyemi sanıyorum ki yakın çevremden, beni iyi tanıyan sanatçı bir arkadaşım ile paylaşabilirim.
Eğer tek bir isim vermem gerekirse bu isim, daha önce de aynı atölyeyi paylaşmış olduğum çok sevdiğim sanatçı dostum Damla Yalçın olurdu. Ki zaten kapıları kendisine bir gün değil her gün açık diyebilirim :).
Son olarak atölyende bir günün nasıl geçiyor?
İlk olarak kapıyı açmamla beraber Şaşkın’ın beni karşılaması ve önce onunla ilgilendiğim bir süreç başlıyor. Sonrasında her zaman ilk olarak müzik bana eşlik eder ve bütün camlar açılır, bu benim için oldukça önemli. Son günlerde çoğunlukla yeni projeler üzerine çalıştığım için aslında gün boyu proje yazımları ve bu projelerin taslakları üzerine çalışıyorum. Kimi zaman elim çimento harcına bulanırken, kimi zaman kanvas bezlerle uğraşıyorum. Gün, üzerinde çalışıp düşündüğüm projeler arasında akıp gidiyor diyebilirim.
