Atölye Söyleşileri: Demet Orbay

Demet Orbay
Demet Orbay

Atölye Söyleşileri serisinin on ikinci konuğu ressam Demet Orbay.

Demet Orbay, resimlerinde insan formu üzerine yoğunlaşır. Resim dışında heykel ve enstalasyon üretimleri de gerçekleştirir. Resim yapma sürecini dürtüsel ve obsesif olarak tanımlar. Üretim süreci yeniliklere açık, değişken malzemelerle oynayarak geçer.

Demet Orbay, atölye ortamını sadece sanat üretimi yaptığı bir mekân olarak görmez: Onun için atölye aynı zamanda, galeri, ofis, muhasebe departmanı, lojistik firması, teknik servis ve halkla ilişkiler birimidir.

Görsel düşünmek benim için refleks gibi. Ama Güzel Sanatlar Lisesine girerken hayatımın tamamen sanat üzerine kurulacağını bilmiyordum. Sonraki eğitimlerim, seyahatlerim, hayatı keşfetme halim de hep bu yön üzerinden şekillendi. İzmir’den İstanbul’a, oradan Atina’ya ve Berlin’e uzanan yolculuklarım, bedenle, estetikle, formla olan ilişkimi derinleştirdi birazda karmaşıklaştırdı. Şimdi tüm bu düşünceleri ve dağınıklığı Kalkan’da, Art Cave adlı atölyemde bir düzene ikna etmeye çalışıyorum.

Resim, heykel, tasarım, enstalasyon… Sanatın herhangi bir görsel halinde, o estetik hazzı yakalayabilmek için saatlerimi harcarım. Üretim sürecim planlı değil daha çok dürtüsel ve obsesiftir. Zihnime takılan bir görüntü ya da içimde biriken bir şeyin dışarı çıkmak için yol aradığı, kontrolü elimden alan bir süreç bu. Teknikle oynamayı severim. Malzemeye sadık değilim; sürekli yeni yollar ararım. Ama genelde tüm fikirlerimin ana formu ‘insan bedeni’dir. Yıkılmış bir bina; bacakları kırılmış bir figür, çürümüş bir meyve; iltihaplı bir el… Olmak ya da olmamak da; ağırlığınca süzülen bir beden benim gördüğüm ve ‘çizgi’, tüm bu ağrlıkları her şeyden önce ifade ettiğim beyin dalgalarım.

Demet Orbay Atölye
Demet Orbay Atölye

Şu anda çalıştığın mekânın atölyen haline gelme süreci nasıl şekillendi? Bu atölyede ne zamandır üretim yapıyorsun?

Kaş, İstanbul’dan sonra sığındığım bir alandı, bir nevi “şimdilik idare eder” dediğim bir yer. Sonra Kalkan’a yerleştim ve meğer ihtiyacım olan tek şey buymuş. Bağımsız çizim yapabilmek için; lavabosu olan 10 metrekarelik minicik bir oda. İlk olarak sokaktan bulduğum bir masa ile yatağa dönüşebilen bir koltuk aldım ve bir anda burada günde 15 saate yakın resim yapmaya başladım.

Zamanla atölye bir tür zihinsel ve üretimsel uzay alanı haline geldi. Dışarıdan bakıldığında küçük bir yer gibi görünüyor ama içeriden bakanlar için durum başka. O yüzden sık sık “Tardis” benzetmesini de duyuyorum. Zaman, malzeme, fikir, saplantı hepsi içeri sığdı bir şekilde.

Şu an atölyemin 5. yılı ve burayı devam ettirebilmemde ki en önemli unsur sanatseverler ve küçük işletmeler oldu. Zamanla her biri bir motivasyona bir ilhama dönüştü.

Üretmek dışında atölye senin için ne ifade ediyor?

Açıkçası üretimden ayrı düşünmekte zorlanıyorum atölyemi. Zihnimin içi gibi: Dağınıklığıyla, sessizliğiyle, ani patlamalarıyla…

Kendimi bulduğum, var ettiğim yer burası. Ne düşündüğümü, neye dönüştüğümü önce burada çiziyor ve görüyorum. Ama tabii burası sadece boya döktüğüm, tamamen bireysel bir alan da olamaz. Çünkü Türkiye’de, Kalkan’da, şehrin tam göbeğinde bir atölye ve bu atölye aynı zamanda insanlara ulaşan bir galeri. Sadece bir iç mekân değil, sokakla içiçe olan, yaşayan bir dokunun parçası —hatta bazen o dokunun sinir uçlarına dokunan bir parça. Camın önünde, kaldırımda ve sokağın ortasında şövalyede duruyor çıplak, kırılgan, bazen sert, bazen yaralı insan figürlerim. Bu yüzden atölye benim için hem kendimle hem de toplumla bir yüzleşme alanı. Kim neye bakıyor, nasıl bakıyor, nasıl yorumluyor?

Bu atölye bir canlı, bir koku ve bir ses olsaydı neler olurdu?

Atölye… bana göre uysal bir yırtıcı ve binlerce metre yükseklikteki bol oksijenli dağ kokusu olurdu.

Buranın sesinin çizgilerimle belirlendiğini düşünüyorum. Herkes duymuyor, ama bu yer, benim için hep akışta, çok sesli koro ile yüzlerce enstrümanın olduğu bir orkestra gibi.

Demet Orbay Atölye
Demet Orbay Atölye

Bir sanatçı atölyesini sadece üretim yeri olmaktan çıkartan unsurlar nedir?

Türkiye’de sanatçı + kadın olmak, sadece sanat üretmekle değil, o üretimi hayatta tutmakla da sınanmak demek. Atölye yalnızca bir çalışma alanı değil; aynı zamanda galeri, ofis, muhasebe departmanı, lojistik firması, teknik servis ve halkla ilişkiler birimi. Ben sadece ressam değilim; aynı zamanda duvar boyuyorum, sergi tabelasını kendim kesiyorum, çerçeveciyle pazarlık ediyorum, mail kovalıyorum, bütçe çıkarıyorum, paylaşım yapıyorum. Birçoğumuz için liste daha da uzun. Kültür-sanat destek sistemleri sınırlı. Kurumsal alanlar dar, bağımsız alanlar çoğu zaman kendi imkanlarıyla hayatta kalmaya çalışıyor. Galeriye ulaşmak zor, koleksiyonerle temas ayrı bir dil istiyor. İşte bu yüzden atölye, bir üretim yerinden fazlasına dönüşüyor. Burası aynı zamanda bir direniş alanı, bir ikna sahası, bir lojistik operasyon merkezi. Tüm bunları yaparken de hâlâ yaratıcı, tutkulu ve üretken kalman gerekiyor. Kısacası: bir sanatçının atölyesi, bugün hayatta kalmak için şekil değiştiren bir canlı gibi —sadece sanat değil, sistemle sürekli pazarlık eden bir zihin haritası…

Atölyenin görünmeyen ama senin için en önemli malzemesi nedir?

Atölyenin gerisinde, perdenin arkasında 2 metrekarelik kutsal bir alanım var. Bu alanın bir tür mekânsal illüzyonu var: dışarıdan bakan, oranın geniş bir alana açıldığını sanıyor. Oysa bir adım sonra duvara tosluyorsun. Orası benim küçük galaksim. Fırçalar, boyalar, bitmemiş işler, aletler, notlar, çöpler… her şey kaotik ama kendi içinde nefes alacak kadar düzenli. Ama asıl mesele ‘perde’. Atölyenin en kritik malzemesi o olabilir, her şey onun ardında gizli.

Atölyeler gizli alanlar mıdır? Ziyaretler esnasında seni rahatsız eden durumlar oluyor mu? Nedir onlar?

Bu sorunun cevabı büyük ölçüde o gün neye ihtiyacım olduğuna göre değişiyor.

Bazen fikir alışverişi istiyor insan, sosyal buluşma noktası olsun istiyorsun. Ama bazen de tam zihinsel bir konsantrasyonun içine gömülmüşsün, transendental andasın biri uğruyor, geriliyorsun.

Sokakla iç içe olmanın sosyal sorumluluğu da var. Git diyemezsin gitme de diyemezsin. Orada asılı kalıyor her şey. Fakat Art Cave aynı zamanda bir sergi alanı da olduğundan bu durumu yönetmeye çalışıyorum. Çünkü ziyaretçilerle kurulan ilişki çoğu zaman bana ilham veriyor. Onların yaklaşımıyla aynı işe farklı açılardan yeniden bakabiliyorum ve genel olarak atölyelerin kısmen açık olmasını her anlamda daha faydalı buluyorum.

Atölyeni bir günlüğüne bir sanatçıya verseydin eğer o isim kim olurdu?

Sanırım bu aralar Andy Warhol’a verebilirdim. Biraz fabrika ayarının yapılması bana ve ziyaretçilere iyi gelebilirdi.

Son olarak atölyende bir günün nasıl geçiyor?

Sabahlar genelde bir tür zihinsel alarm haliyle başlıyor. Yetişmem gereken bir fikir, tamamlamam gereken bir şey mutlaka oluyor. Yataktan doğruca atölyeye geçiyorum. Amy’nin suyu ve maması ilk ritüel; sonra dağınık ama kesin bir akışa kendimi bırakıyorum. Müzik çoğunlukla oradadır, atıştırmalar masanın kenarında. Çizim, boyama, tasarım; gelenler, gidenler; daralmalar, heyecanlanmalar … Bir bakmışım gün bitmiş. Resim bitmediyse çok gergin olurum. Akşam ise o meşhur angaryalar: mailler, bütçeler, evrak işleri… Biraz sevgiliye vakit, sonra yine aklıma takılmış bir form, bir fikir, bir renkle uyur ve uyanırım.

YAZAR

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.