Çocukken duyduğu bir define hikâyesinden ilham alan Hikmet Kerem Özcan, Hakkı ile hırsın, yoksulluğun ve haklılık illüzyonunun iç içe geçtiği çarpıcı bir karakter portresi sunuyor. Küçük bir Ege kasabasında geçen film, defineyi bulan değil, bulduktan sonra değişen insanın hikâyesine odaklanıyor. Mizah ile melankoliyi ustalıkla harmanlayan Özcan, seyirciyi hem karakterle empati kurmaya hem de yüzleşmeye davet ediyor.
Başrolünde Bülent Emin Yarar’ın yer aldığı, Montreal ve Adana film festivallerinden ödüllerle dönen Hakkı, hem bireysel hem de toplumsal katmanlara temas eden bir anlatı. Yönetmeniyle yaptığımız bu söyleşide karakterin oluşum sürecinden görsel dile, mekân kullanımından yapım zorluklarına, Türkiye’de hakikat ve değer kavramlarının dönüşümünden yapay zekânın sinemaya etkisine kadar pek çok konuyu konuştuk.

Hakkı’nın hikâyesi sizde ilk ne zaman ve nasıl yankı buldu?
Çocukken duyduğum bir define hikâyesi vardı; aile, toprağın altında bir eser buluyor ve hayatları altüst oluyor. Beni çeken, hazinenin değil, hazineyi bulan insanın ertesi sabah nasıl uyandığı sorusuydu. Bir keşfin insanda yaratacağı sarsıntıyı anlatma isteğiyle yola çıktım.
Hakkı sizin gözünüzde neyin temsilcisi? Bir birey mi, bir sınıf mı, yoksa bir ruh hâli mi?
Hakkı, bunların kesişim noktası: yoksullukla yoğrulmuş bir birey, sınıfsal sıkışmışlığın sembolü ve kontrolsüz hırsın vücut bulmuş hâli.
Dönüşümde sizi en çok ilgilendiren şey neydi?
Kendi kendine kurduğu haklılık oyunları. Ve her zaman devam etmesini sağlayacak bir neden yaratması.
Mizah ve melankoliyi birlikte kullanma kararınız anlatının tonunu ne yönde etkiledi?
Benim hayata bakışım bu şekilde olmakla beraber aslında hayatın kendisinin de bu şekilde olduğunu düşünüyorum. En karanlık anlar aslında absürtlük de içerir. Mizah, var olan gerilimi de keskinleştirdi.
Mülayim ve sevecen bir adam olan Hakkı, geçimini antik bir Ege köyünde küçük turistik işler yaparak sağlayan biri. Ancak tesadüfen bulduğu bir eserle birlikte hem iç dünyasında hem hayatında karanlık bir dönüşüm başlıyor. Böylesine çok katmanlı ve kırılgan bir karakteri yaratırken Bülent Emin Yarar’la nasıl bir hazırlık süreci geçirdiniz?
Senaryoyu okur okumaz karakteri sahiplendi. Prova sürecinden önce uzun konuşmalar yaptık; Hakkı’nın en ufak detayını bile konuştuk. Sete geldiğimizde karakter zaten yaşıyordu.
Hikâye küçük bir Ege kasabasında geçiyor ve bu mekân sadece bir arka plan değil, aynı zamanda karakterin ruh hâline eşlik eden güçlü bir unsur. Bu coğrafyanın dokusu, kasabanın ritmi ve görsel atmosferi anlatının tonunu nasıl etkiledi? Mekânı bir anlatı aracına dönüştürürken nelere dikkat ettiniz?
Mekân bir fon değil, karakterin uzantısı oldu. Ben zaten mekânın ve karakterlerin anlatının enstrümanları olduğunu düşünüyorum. Anlatı makro olarak Ege’de geçiyor ve Ege hikâyesi ama mikro olarak da her bir detay anlatıya katkı sağladı.
Görsel dili kurarken nelere dikkat ettiniz? Kamera sizin için anlatıcı mı, yorumcu mu?
Kamera önce tanık, sonra yavaşça Hakkı’nın zihnine sızan bir “yorumcu”ya dönüştü. Bence kamera hep ikisi arasında bir yerdedir çünkü “tanıklık estetiği” de bir yorumdur.
Projenin en zor kısmı Hakkı karakterini gri alanda canlı tutabilmekti
Hikmet Kerem Özcan
Senaryo süreci sizin için nasıl işliyor? “Hakkı”yı yazarken en çok zorlandığınız husus neydi mesela?
Bende klasik sinopsis-tretman-senaryo süreci farklı işliyor. Senaryo sürecinde birden geriye dönüp sinopsisi değiştirebiliyorum, başa dönmeler ve yeniden değerlendirmeler çok fazla oluyor. En zor kısmı, Hakkı’yı gri alanda canlı tutabilmekti.
27 Haziran’dan bu yana MUBİ’de izleyiciyle buluşan “Hakkı”, karakterinin yaptığı tercihlerle güçlü duygusal tepkiler yaratmaya açık bir film. Sizce izleyici üzerinde nasıl bir yankı uyandırmasını, nasıl bir içsel tartışma başlatmasını umuyorsunuz?
Desteklemek, öfkelenmek, aşık olmak, nefret etmek. Hayatımızda olan iyi tanıdığımız ilişkilerimizdeki dalgalanma gibi. Tabii bunun sonucu da Hakkı üzerinden kendi düşüncelerinin yankısını duyması seyircinin.
Sinema sizin için bireysel bir anlatım alanı mı, toplumsal bir müdahale mi?
Önce bireysel, hayatla kurulan ilişkide yaşanan sorunları tahlil etmek.
Ama dürüst bir bireysellik zaten toplumsala dokunur, insanı toplumdan ayırmak da çok mümkün değil. Ama bunu bir toplumsal müdahale değil de bir paylaşım gibi görüyorum. Bende böyle bir şey var, “ihtiyacı olan incelesin” der gibi.
Hakikatin sık sık pazarlığa açıldığı bir dönemdeyiz
Hikmet Kerem Özcan
Bugünün Türkiye’sinde güç, değer ve hakikat ilişkisi sizce nasıl evrildi; film bu anlamda ne söylüyor?
Hakikatin sık sık pazarlığa açıldığı bir dönemdeyiz. Gerçeğin ne olduğunun değil ne kazandırdığının daha çok önemi var. Film, “değer” kavramının meta ile ölçüldüğünde nasıl çürüyebileceğini gösteren bir gözlem ve de bir eleştiri.
“Filmde ‘değer’ kavramının metalaşması ve hakikatin pazarlık konusu hâline gelişi güçlü bir eleştiriyle sunuluyor. Bu noktada bağımsız sinema üretimi de benzer çelişkilerle boğuşuyor. ‘Yapım ve dağıtım sürecinde sizi en çok zorlayan neydi?’ sorusuna bu bağlamda nasıl yanıt verirsiniz?”
Bağımsız film yapmak akıntıya karşı kürek çekmek demek. En ufak detaydan en büyüğüne kadar tüm sorunlara bir problem çözme hevesiyle yaklaşmanız gerekiyor yoksa mental gücünüz hasar alabilir. En büyük sorun herkesin tahmin edebileceği gibi kaynak bulmaktır. Ama kaynağı bulsanız bile doğru ekibi kurup doğru sinerjiyi yaratamazsanız bu daha büyük bir sorundur.
Bağımsız film yapmanın zorluğunu ifade ettiniz. Böyle zorlu bir süreçten sonra ‘Altın Koza İzleyici Ödülü’nü almak, yaşadığınız bu mücadelede size motivasyon ve güç vermiş olsa gerek?
Elbette. Filmin en temelinde hedeflediğim şey izleyiciyle duygusal bağ kurmaktı; o ödül bu bağın kurulduğunu gösterdiği için çok kıymetli.
Bağımsız sinemada emek ve mücadele kadar, teknolojik gelişmeler de sektörü dönüştürüyor. Son olarak, yapay zekânın sinemaya girişi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tabii ki bir çok şeyi değiştirecek ama insanın bir başka bir insanın ürettiği duygu karmaşasına bakma ihtiyacını öldürmediği sürece gerçek insan üretimi sanat güncelliğini koruyacak. Ama teknik beceriye dayalı kısmı ciddi şekilde dönüştürebilir.
