Atölye Söyleşilerinin beşinci konuğu genç sanatçı Ekin Keser.
Ekin Keser, resim malzemesinin sınırlarını aşarak çeşitli medyumlar aracılığıyla insan hakları, LGBT+, veganizm, pornografi, kayıplar ve varoluş gibi yaşadığı toplumun merkezinden meseleleri izleyiciyle buluşturan işler üretir. Disipliner sanat pratiğinde, farklı dönemlerden seçilmiş fotoğraflara sıkça başvurduğunu görmek mümkündür.
Kendinden bahseder misin?
Genellikle yaşadığım alanlar ve etkenlerinden, kendi deneyim ve içimde yarattığı hislerle buluntu malzeme üzerinde çok düşünüyor ve vakit geçiriyorum. Bunların sonucunda eserlerimin kendini en iyi şekilde ifade edecek kıvama gelmelerini bekliyorum. Bütün eserlerim bayağı bir zaman sonucu ortaya çıkıyor. Bu beni bazen yorsa da eserin fiziksel yaşanmışlığını aktarmak daha çok keyif veriyor. Disiplinlerarası üretim şeklim buradan doğuyor. Toplumsal gerçekçiliği kendi deneyimlerimle aktarabilmek en çok özendiğim unsurlardan biri.
Şu anda çalıştığın mekânın atölyen haline gelme süreci nasıl şekillendi? Bu atölyede ne zamandır üretim yapıyorsun?
16 yıl İstanbul’da yaşadıktan sonra ne yazık ki depremde (6 Şubat) kaybettiklerimin ardından annem yalnız kaldı ve atölyemi Antakya’ya taşıma kararı aldım. Mart 2024’ten beri burada yaşıyor ve üretiyorum.

Üretmek dışında atölye senin için ne ifade ediyor?
Çok tatlı bir soru! Benim atölyem her zaman dezavantajlı bireylere açık oldu. Kullanabildiğim alan büyüdükçe atölyenin de kapsayıcılığı artıyor. Örneğin; şu an Antakya’daki atölyem bir dayanışma alanı da. Burada en başta sokak hayvanları beslenip barınabiliyor. Etraftaki çocuklarla küçük etkinlikler yapılıyor ve bu unsur da benim için çok önemli, şiddet gören, görme ihtimali olan bireylere her zaman kapının açık olduğunu iletirim. Bir Lubunya sanatçı olarak oluşturduğum güvenli alanı bilir çevrem ve ihtiyaca yönelik kullanılır atölyem.
Bu atölye bir canlı, bir koku ve bir ses olsaydı neler olurdu?
Bu soru beni biraz zorladı. Sebebi ise depremden sonra geliştirdiğim bazı projelerde bu alanın bir mezar ve içinde çürüyen bir beden olduğumu hissettirirken bazı eserlerimin de bir nefes alma alanı açtığımı gösteriyor. Sevdiklerimi gömmeden önce bu alanda vakit geçirmiştik bedenleriyle. Açıkçası bir şeye benzetemiyorum net olarak.
Bir sanatçı atölyesini sadece üretim yeri olmaktan çıkartan unsurlar nedir?
Bunun bir önemi olmadığını düşünüyorum. Sanatçının keyfine kalmış bir şey. Sonuçta orası “sanatçının atölyesi”.

Atölyenin görünmeyen ama senin için en önemli malzemesi nedir?
Çocuklarım, anılarım, güven, sevdiğim sanatçıların eserleri…
Atölyeler ayrıcalıklı alanlar mıdır? Ziyaretler esnasında seni rahatsız eden durumlar oluyor mu? Nedir onlar?
Bir atölyeye sahip olmak ayrıcalıklı bir durum tabii ki. Fakat yine işin içine öznel bir durum girdiği için bazen, bazı kişilere açmak rahatsız edebiliyor beni. Yani güvenli alan teriminin altını çizmek istiyorum yine. Bu kişilerde genellikle fikir hırsızlığı yapan ya da benim yaşam biçimime uymayan insanlar oluyor.
Atölyeni bir günlüğüne bir sanatçıya verseydin eğer o isim kim olurdu?
Bütün kalbimle Esin Aykanat Avcı’ya.
Son olarak atölyende bir günün nasıl geçiyor?
Uyanır uyanmaz içeceğimi hazırlar, sigaramı sarar ve üretimin başına geçerim. Yüksek sesle müzik dinlerim o esnada. Bir iki saat sonra çocukların kahvaltısını verip kendi kahvaltımı hazırlarım. Öğlen kahvesine çevredeki kadınlar gelir. Bazıları işlerini benimle birlikte halleder. Örgü örer sohbet ederiz. Sonrası tamamen sabaha kadar kapandığım vakittir. Çoğu ihtiyacımı karşılayacak bir ortam olduğu için de günlük rutinlerimden sonra uyuyana kadar üretir, malzeme inceler, okuma yapar ve bir şeyler izlerim.
