25 Mayıs’ta Eskişehir The Key Art Gallery’de kapılarını sanatseverlere açacak olan ZAPT, dövme üzerinden bedeni bir arşiv olarak okumaya davet eden disiplinlerarası bir sergi. Hatırlamak, unutmak ve dönüşmek gibi güçlü temalarla şekillenen bu sergi, yalnızca görsel değil; duygusal ve düşünsel olarak da izleyiciyi içine çeken bir anlatı öneriyor. Paper People Project’in kurucuları Ece Ebrar Sözkesen ve Saltık Doğa Özsar ile hem bu serginin arka planını hem de kolektif üretimin yeni biçimlerini konuştuk.

Paper People Project nasıl ortaya çıktı? Bu oluşumun temel motivasyonu nedir?
Ece Ebrar Sözkesen – Paper People Project, Eylül 2024’te Eskişehir’de kuruldu. Projenin kurucuları olarak, son 3-4 yıldır bir heykeltıraş ve bir tasarımcı kimliğimizle farklı topluluklarda aktif biçimde yer alıyorduk. Daha önce, 2022 yılında kurulan gönüllü sanatçı topluluğu Ye’r Community’nin kurucu üyeleri olarak çalıştık ve 2024 yılında bu topluluktan ayrılarak Paper People Project’i hayata geçirdik. Bu oluşumu, genç kültür-sanat alanında çalışan profesyonellerle birlikte üretim yapabileceğimiz bir zemin yaratmak amacıyla kurduk. Disiplinler arası kültür-sanat ortamlarının zengin ve yaratıcı işler ortaya çıkardığına inanıyoruz; bu yaratıcılığın ve çeşitliliğin peşinden gitmek ise en temel motivasyonumuz.
Paper People Project’i klasik sanat kolektiflerinden ayıran temel farklar neler?
Saltık Doğa Özsar – Paper People Project olarak kendimizi hiçbir zaman klasik anlamda bir sanat kolektifi olarak tanımlamadık. Geleneksel kolektif yapılar çoğu zaman hiyerarşisizliği ve belirsiz rol dağılımlarını benimserken, biz daha çok görev tanımları net, üretim sürecinde sorumlulukların paylaşıldığı bir topluluk modeli benimsiyoruz. Her bir üyenin sürece nerede ve nasıl dahil olduğunu bilmesi, hem verimli bir işleyiş sağlıyor hem de ortaya çıkan işlerin niteliğini artırıyor. Topluluğumuzun zaman içinde evrim geçirdiğini, yeni katılımlarla birlikte şekil değiştirdiğini gözlemledik. Bu dönüşüm, bizim için bir zayıflık değil, aksine en büyük gücümüz. Sabit yapılar yerine güncel koşullara göre şekil alabilen, değişimle beslenen bir yapı kurmaya çalışıyoruz. Paper People Project’in klasik kolektiflerden temel farkı, bu esnekliği bir ilkeye dönüştürerek hem organizasyonel hem de yaratıcı süreçlerde sürdürülebilir kılmasıdır.
Proje ekibi nasıl bir araya geldi? Üretim sürecinde roller nasıl dağılıyor?
Ece Ebrar Sözkesen – Paper People Project’in temelleri, kurucu ekip üyelerinin bir araya gelmesiyle atıldı. Başlangıçta yalnızca biz vardık; ama hayalini kurduğumuz yapıyı netleştirdikçe, bu fikri hayata geçirebilecek doğru insanları aramaya başladık. Projeyi geliştirme sürecinde, alanında uzman kişilere vizyonumuzu anlatarak onları bu topluluğun bir parçası olmaya davet ettik. Ekip üyelerimizin üretim sürecindeki rollerini belirlerken, herkesin kendi profesyonel yaşamında uzmanlaştığı alanda sorumluluk almasına özen gösteriyoruz. Yani biri grafik tasarımcıysa görsel dili oluşturuyor, biri küratörlük eğitimi aldıysa içerik planlamasına yön veriyor, iletişimci ise toplulukla bağ kurmayı üstleniyor. Böylece herkesin kendi alanında var olabildiği, sınırların belli ama yaratımın özgür olduğu bir ortam kurmuş oluyoruz. Zaten motivasyonumuz da buradan geliyor: Disiplinler arası kültür-sanat ortamlarının zengin ve yaratıcı işler ortaya çıkardığına inanıyoruz ve bu çeşitliliği besleyen bir yapı kurmak istiyoruz.
Eskişehir’de sergi açmak size nasıl bir özgürlük ya da sınırlama sunuyor? Alternatif sanat üretimlerinin merkez dışında sergilenmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Saltık Doğa Özsar – Eskişehir’de sergi açmak bizim için hem güçlü bir özgürlük alanı hem de zaman zaman karşılaştığımız bazı kısıtlarla birlikte gelen yaratıcı bir mücadele biçimi. Burada kendimizi tek ve izole bir yapı olarak görmüyoruz; aksine farklı sanatçı kolektifleri, bağımsız oluşumlar ve kurumlarla kurduğumuz dayanışma ilişkisi, üretimimize çok şey katıyor. Eskişehir’de yaşayanların sergilere gösterdiği yüksek katılım ve ilgisi, doğru yerde olduğumuzu hissettiriyor. Aynı zamanda farklı şehirlerden gelen sanatçılar ve ziyaretçilerle bağ kurmak, yaptığımız etkinliklerin sınırları aştığını görmek bizi ayrıca motive ediyor. Hatta aldığımız geri bildirimler, birçok kişinin “Eskişehir’de neler oluyor?” sorusunu sormasına vesile oluyor. Burada olmanın en büyük özgürlüğü, bağımsız alanlara duyduğumuz inanç ve şehrin potansiyel sanatçı profiliyle kurduğumuz samimi ilişkiler. En büyük sınırlayıcı unsur ise elbette kaynak bulma süreci; ancak bu durum da bizi alternatif çözümler üretmeye teşvik ediyor. Alternatif sanat üretimlerinin yalnızca büyük merkezlerde değil, Anadolu’nun farklı şehirlerinde de yer bulması gerektiğine inanıyoruz. Bu, kültür sanatın demokratikleşmesi adına da önemli bir adım. Üstelik sadece Eskişehir’le sınırlı kalmak gibi bir niyetimiz de yok; 2026 yılında yurtdışında bir şehirde aktif olarak çalışmaya başlayacağız… Ama o ülke ve şehir şimdilik sürpriz olsun!

“ZAPT” sergisi oldukça güçlü bir kavramsal zemine sahip. Dövme, hafıza ve beden üçgeninde ilerleyen bu fikir ilk olarak nasıl ortaya çıktı?
Ece Ebrar Sözkesen – “ZAPT” sergisinin çıkış noktası, kişisel bir deneyimle başladı. Hayatımın bir döneminde dövme ve dövme kültürüyle kısa ama etkileyici bir temasım oldu. Bu temas, zamanla zihnimde dövme ile beden arasındaki ilişkiyi yeniden düşünmeye itti beni. Dövmenin sadece estetik bir tercih değil; aynı zamanda bireysel hafızanın, aidiyetin ve kimliğin bir taşıyıcısı olabileceğini fark ettim. Bu düşünce, bir sergi fikrine evrildi. Dövmenin, beden ve hafıza üçgenindeki yerini sorgulayan bir sergi nasıl olurdu? Bu soruyu ekip arkadaşlarımla paylaştığımda, fikir hızla kolektif bir yaratım sürecine dönüştü. Her birimizin katkısıyla, kavramsal çerçevesi derinleşen “ZAPT”, sadece dövme üzerine değil; bedenin bir ifade aracı, bir arşiv ve bir direniş yüzeyi olabileceğini tartışmaya açan bir sergiye dönüştü.
Dövme gibi bireysel görünen bir ifade biçiminin kolektif belleğe nasıl bağlanabileceği fikri oldukça ilgi çekici. Bu kavramsal gerilim sizi nasıl düşündürdü?
Saltık Doğa Özsar – Dövme ilk bakışta bireysel bir ifade biçimi gibi görünse de, aslında insanlık tarihi kadar eski ve oldukça kolektif bir gelenek. Kabile işaretlerinden dini sembollere, askerî aidiyetlerden etnik kimliklere kadar birçok topluluk, kendini dövme aracılığıyla tanımlamış ve görünür kılmış. Bugün hâlâ bir gruba aitliği, ideolojik duruşu ya da kültürel bir mirası temsil eden dövmeler oldukça yaygın. Dolayısıyla dövmeyi yalnızca bireyin iç dünyasına dair bir dışavurum olarak değil, kolektif belleğin ve ortak hafızanın da bir taşıyıcısı olarak görmek mümkün. Biz bu sergide, dövmenin zaten var olan kültürel katmanlarını başka bir mecra üzerinden, plastik sanatlarla ifade edilebilir hale getirmeyi amaçladık. Aslında dövme kültürünün dışına çıkmadık; sadece onun ifade biçimini sanatçılar aracılığıyla yeniden yorumladık ve izleyiciyle yeni bir düşünsel düzlemde buluşturduk. Bu kavramsal gerilim –yani bireysel olanın kolektif olanla kesiştiği alan– serginin temel düşünsel omurgasını oluşturdu.
Dövme, hala belirli toplumsal normların dışında kalan bir ifade biçimi. Bu sergiyle o sınırlara dair nasıl bir tartışma açmak istediniz?
Ece Ebrar Sözkesen – Aslında dövmenin artık toplumsal normların tamamen dışında kalan bir ifade biçimi olduğunu düşünmüyoruz. Elbette belirli dönemlerde, belirli topluluklar ya da sistemler tarafından dövme dışlanan, ötekileştirilen bir pratikti. Ancak günümüzde dövme, özellikle genç kuşaklar arasında oldukça yaygın ve kabul gören bir ifade biçimine dönüştü. Yine de bazı ülkelerde ya da kapalı topluluklarda dövmeye yönelik önyargılar hâlâ sürebiliyor. Bu sergide biz, dövmeyi “marjinal” ya da “merkez dışı” bir imaj üzerinden değil; kültürel ve sanatsal hafızanın bir parçası olarak konumlandırmayı tercih ettik. Dövmenin tarihsel olarak taşıdığı anlamları, toplumsal bellekteki yerini ve bireyler üzerindeki etkilerini sanatın farklı disiplinleri aracılığıyla görünür kılarak, aslında dövmenin hâlâ tartışmalı olduğu alanlarda da düşünsel bir zemin açmak istedik. Amacımız dövmeyi meşrulaştırmak değil; zaten meşru olan bir kültürel ifade biçiminin nasıl evrildiğini ve sanatsal alanda nasıl yeniden okunabileceğini tartışmaya açmaktı.
Dövmeyi hem bireysel hem toplumsal bir hafıza izi olarak düşündüğümüzde, sergi bu ikiliği nasıl yorumluyor?
Sergide sanatçılardan bedeni bir ifade alanı olarak ele almalarını istedik, dövmenin evi olan beden hem cezayı, hem ödülü, hem aidiyeti hem de dışlanmayı işaret eden bir belirtece ev sahipliği yapan bir alan çünkü. Sanatçılar da bunu çok güzel bir şekilde kendi pratikleri ve anlayışlarına uygun şekilde yorumladılar. Örneğin İrem Esra Gökalp’in Dayîka Mezin adlı çalışması Deq adı verilen ve yüze yapılan geleneksel Kürt dövmesini kendi bireysel belleği üzerinden aktarıyor, büyükannesinin portresi üzerinden. Ya da Hatice Karakaş kumaş üzerinden toplumun parçası olarak bireyin toplum tarafından “maruz bırakıldığı” izleri yorumladı.
Dolayısıyla sergi bireysel ifadeden toplumsal ifadeye ve sonra tam tersi bir istikametle yaratılan etkileşimi, izler-ifade-beden- yaşam kavramları üzerinden yorumluyor.
Sergide yer alan sanatçıları ve işleri seçerken nasıl bir küratöryel yaklaşım izlediniz?
ZAPT sergisinde sanatçıları ve işleri seçerken, bedenle kişisel ve duygusal bir ilişki kurabilen, hafızayı bir iz olarak düşünebilen yaklaşımlara yöneldik. Dövmeyi sadece estetik bir ifade değil, hatırlama, unutma ve dönüşümün bir biçimi olarak ele alan işleri bir araya getirmek istedik. Bu nedenle teknikten çok anlatının derinliği ve samimiyeti bizim için belirleyici oldu. Çok sesli ama kavramsal olarak birbirine temas eden bir yüzey oluşturmayı amaçladık.
Sergide “silmek” ve “kazımak” gibi eylemler hem metaforik hem fiziksel olarak işleniyor. Bu kavramlar sizin için ne ifade ediyor?
Saltık Doğa Özsar – “Silmek” ve “kazımak” kavramları bizim için sadece fiziksel bir eylemden ibaret değil; tarihsel, duygusal ve toplumsal bir hafızaya da temas eden güçlü metaforlar. Bazen bir insanı, bazen bir olayı, bazen de bir düşünceyi unutmak ya da hatırlamak istiyoruz. Silmek, ilk bakışta yok etmek gibi görünse de aslında çoğu zaman bir iz bırakıyor. Kazımak ise tam tersi: bir şeyi daha da derine işlemek, kalıcı hale getirmek. Bu iki eylem, tarih boyunca bireylerin ve toplumların hafızasında sürekli yer almış. Kimi zaman unutulmak istenen bir acıyı silmeye çalışırken, kimi zaman da bir isyanı, bir kimliği ya da bir sesi tarihe kazımaya çalışıyoruz. Bu dinamizm, yaşamın ve belleğin dokusuna işlemiş durumda; hep tekrar ediyor ve hep orada. “ZAPT” sergisinde bu eylemleri hem somut hem soyut olarak ele almak istedik çünkü bu ikikavram, hem dövmenin doğasında hem de insanın hafıza ile kurduğu ilişkide derin izler taşıyor.
Paper People Project ve ZAPT izleyiciye ne söylemek istiyor? Bu serginin izleyicide hangi duygularla yer etmesini arzuluyorsunuz?
Ece Ebrar Sözkesen – Paper People Project olarak biz, izleyiciyi sadece bakmaya değil, hatırlamaya, sorgulamaya ve hissetmeye davet ediyoruz. ZAPT sergisinde dövme gibi bireysel bir ifade biçimini kolektif hafıza, kimlik ve bedenle buluşturarak izleyicinin alışıldık düşünce kalıplarının dışına çıkmasını hedefliyoruz. Dövmenin tarihsel ve kültürel derinliğinden yola çıkarak, silmek ve kazımak gibi kavramlar üzerinden iz bırakma, hatırlanma ve unutulma hâlleri üzerine düşündürüyoruz. Sergide yer alan işler, izleyicinin kişisel belleğiyle kolektif olan arasında bir köprü kurmasını amaçlıyor.
Bu sergiyle, izleyicinin yalnızca estetik bir deneyim yaşamasını değil, aynı zamanda kendi bedenine, geçmişine ve toplumla olan bağlarına dair yeni sorular sormasını arzuluyoruz. Dövmenin plastik sanatlar alanına nasıl aktarılabileceğini göstererek, bireysel deneyimlerin aslında ne kadar çok insanla kesişebileceğini görünür kılmak istiyoruz. En nihayetinde ZAPT, izleyicide kalıcı bir iz bırakmayı değil, o izin neden ve nasıl oluştuğunu düşündürmeyi amaçlıyor.
Paper People Project’in gelecek planlarında bizi ne bekliyor? Yeni sergiler ya da üretim modelleri var mı?
Saltık Doğa Özsar – Paper People Project olarak geleceğe dönük net hedeflerimiz var. Özellikle 2026 yılına odaklandık. Üretim anlayışımızı geliştirecek, daha geniş kitlelerle temas kurmamızı sağlayacak yeni sergiler üzerinde çalışıyoruz. Bununla birlikte, yalnızca sergilerle sınırlı kalmayıp, alternatif üretim ve paylaşım modelleri geliştirmek üzere yeni kurumlarla işbirliği sürecindeyiz. 2026 yılı ve daha sonrası için projeler ve işbirliği aşamasındayız.
Disiplinlerarası yapımızı koruyarak, farklı alanlardaki üreticilerle kesişim noktaları yaratmayı sürdüreceğiz. Merkez dışında alternatif sanat üretimlerinin önemine inanıyor, 2026 itibariyle yurt dışında da aktif şekilde varlık göstermeyi hedefliyoruz. Paper People Project’in temel motivasyonu olan bağımsız ve esnek üretim biçimini, yerel ve uluslararası ölçekte sürdürülebilir kılmak için dinamik, dönüşebilen bir yapı kuruyoruz. Bu dönüşümün parçası olacak yeni projeleri yakında duyuracağız.
Bedenin normlarla kuşatıldığı, kimliğin sürekli sınandığı bir çağda; “ZAPT”, hatırlamanın, silmenin ve yeniden yazmanın yollarını arıyor. Sergi, yalnızca işleriyle değil, ortaya koyduğu sorularla da izleyiciyi aktif bir tanıklığa çağırıyor. ZAPT Sergisini 25 Mayıs itibarı ile The Key Art Gallery’de ziyaret edebilirsiniz.
The Key Art Gallery
Uluönder, Baksan Sanayi Sitesi, 26140 Tepebaşı/Eskişehir
