Atölye Söyleşilerinin yirmi dördüncü konuğu ressam ve mağaracı Özge Kahraman. Resim sanatı ve mağara oluşumunu aynı zeminde buluşturan ressam, noktalama tekniğiyle ürettiği mağara resimleri, video ve yerleştirmeleriyle dikkat çekiyor.
Kahraman’ın eserlerinde ilhamı ve ana malzemesi keşfettiği, gezdiği mağaradır. Noktalama tekniğiyle ürettiği resimlerinde, her bir nokta o mağaranın yapısal değişimini ve direncini temsil eder. İzleyiciye derinlik algısı kazandırır.
Özge Kahraman için mağara sadece bir mekân değil; direncin, geçmişten bugüne belleğin ve yeniden ilişkilenme çabasının ruhani karşılığıdır.
Kendinden bahseder misin?
Ben Özge Kahraman. Ressam ve mağaracıyım. Yaklaşık on beş yıldır yeni mağaralar keşfediyor ve bu mağaralarda araştırmalar yapıyorum. Sanatsal pratiğimin merkezinde mağaralar, karanlık, jeolojik zaman ve hafıza yer alıyor. Mağarayı yalnızca doğal bir oluşum olarak değil; insanın kendisiyle, geçmişiyle ve bilinçdışıyla karşılaşabildiği bir mekân olarak görüyorum. Bu deneyimleri noktalama tekniğiyle ürettiğim resimlere, LiDAR taramalarıyla oluşturduğum dijital çalışmalara, videolara ve yerleştirmelere aktarıyorum. Benim için sanat, doğayı temsil etmekten çok onunla birlikte düşünmenin ve onun zamanına yaklaşmanın bir yolu.

Şu anda çalıştığın mekânın atölyen hâline gelme süreci nasıl şekillendi? Bu atölyede ne zamandır üretim yapıyorsun?
Altı yıldır bu atölyede çalışıyorum. Burasını seçmemin en önemli nedeni, ışığı ve sessizliği oldu. İlk taşındığımda oldukça boş bir mekândı; zamanla yaptığım her üretim, getirdiğim her obje ve tamamladığım her sergiyle birlikte atölye de benimle birlikte dönüştü.
Atölyemin en sevdiğim tarafı, bir çatı katında olması. Gün içinde değişen doğal ışık, havanın ve mevsimin etkisi içeride hissediliyor. Bu durum üretim ritmimi de etkiliyor. Mekânı hiçbir zaman tamamen düzenli tutmaya çalışmıyorum; çünkü bazı fikirlerin biraz da dağınıklığın içinde ortaya çıktığına inanıyorum. Her köşesinde devam eden bir araştırmanın izleri var. Tamamlanmış işler kadar yarım kalan eskizler, mağaralardan getirdiğim notlar, haritalar ve denemeler de bu mekânın hafızasını oluşturuyor.
Üretmek dışında atölye senin için ne ifade ediyor?
Atölye benim için yalnızca çalıştığım bir yer değil; düşüncelerimin yavaşladığı, dış dünyanın hızından uzaklaşabildiğim bir alan. Mağaralarda hissettiğim zamansızlık duygusuna en çok burada yaklaşabiliyorum. Bazen üretmeden saatlerce sadece oturup düşündüğüm oluyor. O sessizlik bile sürecin bir parçası. Atölye, kendimle en dürüst şekilde karşılaşabildiğim yer diyebilirim.
Bu atölye bir canlı, bir koku ve bir ses olsaydı neler olurdu?
Bir canlı olsaydı yarasa olurdu. Çünkü mağaralarla kurduğum ilişkinin en güçlü tanıklarından biri onlar ve karanlıkta yön bulabilme yetenekleri bana her zaman ilham veriyor.
Bir koku olsaydı akrilik boya ile nemli taş kokusunun karışımı olurdu. Hayatımın iki farklı dünyasını aynı anda taşıyan bir koku.
Bir ses olsaydı ise mağaranın derinliklerinden gelen su damlasının sesi olurdu. Çok küçük ama bulunduğu mekânın bütün sessizliğini hissettiren bir ses.
Bir sanatçı atölyesini sadece üretim yeri olmaktan çıkartan unsurlar nedir?
Bence atölyeyi özel yapan şey, orada biriken zamandır. Aynı masada yıllarca çalışmak, aynı duvara tekrar tekrar bakmak, başarısız denemeleri saklamak, bazen aylarca hiçbir sonuca ulaşamamak… Bunların hepsi mekânın hafızasını oluşturuyor. Atölye sadece eserlerin üretildiği bir yer değil; sanatçının düşünme biçiminin de görünür olduğu bir alan. Bazen bir köşede duran taş parçası ya da eski bir eskiz, bitmiş bir iş kadar önem taşıyabiliyor.

Atölyenin görünmeyen, ama senin için en önemli malzemesi nedir?
Sessizlik.
Çünkü benim işlerim çok uzun süreler boyunca tekrar eden hareketlerle oluşuyor. Noktalama tekniği sabır ve dikkat istiyor. Sessizlik, bu ritmi koruyabilmemi sağlıyor. Bunun dışında mağaralardan taşıdığım zihinsel hafıza da görünmeyen ama en önemli malzemem diyebilirim. Atölyede olsam bile aslında zihnim çoğu zaman yerin yüzlerce metre altında dolaşıyor.
Atölyeler gizli alanlar mıdır? Ziyaretler esnasında seni rahatsız eden durumlar oluyor mu? Nedir onlar?
Bir yönüyle evet. Atölye, henüz tamamlanmamış düşüncelerin bulunduğu bir yer. Bu yüzden biraz mahrem bir alan olduğunu düşünüyorum.
İnsanların atölyeyi sadece bitmiş işleri görmek için ziyaret etmelerini değil, üretim sürecine de saygıyla yaklaşmalarını önemsiyorum. En rahatsız olduğum durum ise daha tamamlanmamış bir fikrin hemen değerlendirilmeye çalışılması. Bazen bir iş aylarca sadece beklemek ister. O bekleme hâli de üretimin bir parçasıdır.
Atölyeni bir günlüğüne bir sanatçıya verseydin eğer o isim kim olurdu?
İlk mağara resimlerini yapan ve mağaralarda yaşayan isimsiz sanatçılardan birini atölyemde görmek isterdim. Aynı masaya oturup hiçbir ortak dilimiz olmadan sadece çizerek iletişim kurmayı hayal etmek bile heyecan verici. Sanırım en çok bunu deneyimlemek isterdim.
Son olarak atölyende bir günün nasıl geçiyor?
Gün içinde atölyede hazırlık yapıyor, düşünüyor ve araştırıyorum. Asıl üretim ise çoğunlukla gece gerçekleşiyor. Mağaralarda mutlak karanlığın içinde geçirdiğim zamanlar, karanlıkla olan ilişkimi tamamen değiştirdi. Gece benim için günün sona erdiği değil, dikkatin ve hayal gücünün arttığı bir zaman. Atölyede de bunu hissediyorum.
