Avukat Mustafa Zorbozan İle Telif Hakları Yasası Üzerine Bir Söyleşi

Telif hakları yasası sıkça duyduğumuz ve gelişen teknolojiyle alanı genişleyen bir konu olarak sürekli karşımızda. Sosyal medyanın hayatımızın odak noktası olması, sanat üretimlerinin dijitale taşınması ve üretimlerin de o tarafa evrilmesi derken genel çerçeve etrafında aklıma takılan ve sanatçı adaylarının ve meraklılarının işine yaracağını düşündüğüm sorularımı Sanat Hukuku Enstitüsü Kurucu Yönetim Kurulu Başkanı Av. Mustafa Zorbozan‘a ilettim.

Keyifli okumalar.

Avukat Mustafa Zorbozan
Avukat Mustafa Zorbozan

Telif hakkı davaları hangi şartlarda gerçekleşir?

Telif hakkı davaları ülkemizde daha çok üretilen eserin hak sahipleri dışında 3. kişiler tarafından izinsiz olarak kullanılması sonucu ortaya çıkmaktadır. Burada eser, eser sahibinin izni olmaksızın, 3. kişiler tarafından izinsiz olarak kullanılarak eser sahibinin eserden doğan mali ve manevi hakları ihlal edilmektedir. Bunun doğal bir sonucu olarak artık eser sahibi tarafından hukuki süreç başlatılmakta, eserden doğan haklarının ihlali sebebiyle hem hukuki hem adli süreçler yürütülmektedir.

Dijital sanatlarda telif hakları nedir ve neler bu hakkı doğurur?

Burada aslında öncelikle telif hakkı nedir sorusunun yanıtını vermek daha doğru olacaktır. Telif hakkı kişilerin her türlü fikri ürünlerinden ortaya çıkan haklardır. Bu haklar eserden doğan haklar ve bağlantılı haklardır. Geçmiş dönemlere bakıldığında, eserin kullanımı ancak fiziki olarak mümkün olduğu için fiziki-dijital telif hakları gibi bir ayrım mevzuatımız da yer edinmemiştir. Ancak her ne kadar mevzuat anlamında böyle bir düzenlemeye yer verilmemiş olsa da son dönemde teknolojinin çok hızlı gelişmesi ve hayatımızda çok büyük bir yer edinmesi ile birlikte roller değişmiş, bir eserin dijitalde kullanımı ve pazarlanması fiziki kullanımın ve satışın önüne geçmiştir. Bu sebepledir ki, mevzuat anlamında bir değişiklik olmamasına karşın eserin dijital alandaki kullanımı ve satışlarından doğan haklar dijital telif hakları olarak adlandırılmaktadır.

Bir sanatçının üretimlerini koruyabilmesi için sanat hukukçusundan destek almasının yanı sıra bilmesi gereken kritik maddeler nelerdir?

Her zaman ifade ettiğim bir husus aslında bu, bir sanatçı elbette Sanat Hukuku alanında çalışan bir hukukçu kadar telif hakları ile ilgili bilgi sahibi olamaz ancak en azından üretmiş olduğu eser yahut icra ettiği işten doğan hakları ile ilgili tasarrufta bulunurken bilinçli kararlar verebilmesi adına az da olsa Sanat Hukuku biliyor olması çok önemlidir. Burada önemli olan noktaların başında, sanatçının üretmiş olduğu eserden yahut icra ettiği işten doğan mali ve manevi hakları bulunduğunu ve bu hakların neler olduğunu bilmesi gelmektedir. Bununla birlikte bir diğer önem arz eden husus, mali hak devir sözleşmeleri ve bu sözleşmelerin ne anlama geldiğinin yüzeysel de olsa bilinmesidir. Öyle ki imza atılan sözleşme türleri arasındaki fark bilinmeden bilinçsizce bir imza atıldığında üretilen eserle sanatçı arasında hiçbir bağ kalmadığı ve eserden doğan tüm hak ve yetkilerin 3. bir kişiye devredildiği maalesef çokça karşılaştığımız bir durum. Ancak pek tabii en önemli şey, eserden doğan haklar yahut icra edilen iş ile ilgili bir tasarrufta bulunurken mutlaka Sanat Hukuku alanında çalışan bir hukukçu ile birlikte çalışılmasının gerekliliğidir.

Telif hakları konusunda eser sahiplerinin ve 3. kişilerin en sık yaptıkları hatalar neler?

Telif hakları konusunda eser sahiplerinin en fazla yaptığı hata mevcut haklarının kullanımı noktasında bilinçsiz olması sebebiyle, eserden doğan haklarından gerekli maddi manevi menfaat temini sağlayamama oluyor diyebilirim. Birçok sanatçımız, eser üzerinden elde edebileceği gelirleri ya hiç takip etmiyor ya da 3. kişilere devrederek kendisini bu gelirlerden mahrum bırakıyor.

Haklarını bilmeyen bir sanatçının sıkça düştüğü hataların başında gelen ve çok sık rastladığımız durumlardan bir tanesi, önlerine konulan sözleşmelerin bilinçsizce, herhangi bir sorgulama yahut araştırmaya tabi tutulmadan imzalanması ve bunun neticesinde tüm hak ve menfaatlerinin üçüncü kişilere devredilmesidir. Öyle ki, bu sanatçılarımız devrettikleri hak ve menfaatleri istedikleri her an geri alabileceklerini sanmakta, çoğu zaman bu hataya düşerek o sözleşmeleri bilinçsizce imzalamaktadırlar. Ancak, gerekli şartlar mevcut değilse ve başarılı bir hukuki bir operasyon yürütülemezse devredilen hakların geri dönüşü çoğu zaman mümkün olmamaktadır.

3. kişilerin en çok yaptığı hataların başında ise tabi ki izinsiz kullanımlar geliyor diyebilirim. Birçok kişi, özellikle sosyal medyanın da hayatımızın büyük bir bölümünü işgal ediyor olması sebebi ile eserlere daha kolay ulaşabiliyor. Bunu bir sonucu olarak da gerçekleştirdiği eylemin telif hakkı ihlali oluşturduğunu bilmeden eseri kullanıyor ve eser sahibinin mali ve manevi hakları üzerinde ihlaller gerçekleştiriyor.

Bir tiyatro oyunu, şiir, monolog, hikâye, beste vb. yazıların sosyal medyada yayınlanmasından doğacak hak ihlalleri nedir, eser sahibinin o eserin kendisine ait olduğunu ispatı nasıl mümkün olabilir?

Bir tiyatro oyunu, şiir, monolog, hikâye, beste vb. yazıların sosyal medyada yayınlanması öncelikle eser sahibinin eserden doğan ve kanunda düzenlenmiş işleme, çoğaltma, yayma, temsil, umuma iletim olarak belirlenmiş mali haklarından bazılarının ihlal edilmesi anlamına gelmektedir. Burada eser sahibinin o eseri kendisine ait olduğu ile ilgili ispat ancak ispat vasıtası varsa mümkün olacaktır. Böyle bir durumda, eser sahibinin ihlale uğrayan ve kendisine ait olduğunu iddia ettiği eseri, sosyal medyada yayınlayan kişinin yayın tarihinden daha önceki bir tarihte 3. kişilerle paylaşarak üretmiş olduğunu eseri “alenileştirmesi” yahut tarih yönünden ispata elverişli bir kayıt sistemine kaydetmiş olması, eser sahipliğinin ispatı noktasında iddiasını güçlendirecek deliller olacaktır.

Fikir ve sanat eserlerinde koruma süreleri nedir?

Fikir ve Sanat Eserlerinde koruma süreleri 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca eser sahibinin hayatı oyunca ve ölümünden itibaren 70 yıldır. Ancak burada önem arz eden istisnai bir durum da mevcuttur. Buna göre eğer ki bir eser birden fazla kişi tarafından meydana getirilmiş, yani eser sahibi birden fazla ise hayatta kalan son eser sahibinin ölümünden itibaren 70 yıllık koruma süresi başlayacaktır.

Ülkemizde kullanılan yasaları, sanatçı, eseri ve sanat alıcısı için yeterli koruyuculukta buluyor musunuz? Yasalarımızın uygulanmasında hatalı ve eksik gördüğünüz maddeler var mı?

Fikri haklar ile ilgili yasalaşma hareketlerinde her ne kadar dünyanın gerisinde kalmış ve fikri haklar ile ilgili koruma mekanizmalarını çok geç oluşturmuş olsak da bugün geldiğimiz noktada dünyanın çok gerisindeyiz diyemeyiz. Elbette gerek biz hukukçuların gerek sanat dünyasında meslek birlikleri ve sivil toplum kuruluşlarının tespit ettiği belli eksikler mevcut ve bu eksikler doğrultusunda kanunda değişiklikler yapılması gerekiyor. Bana göre en önemli ve bir an önce çözüme kavuşturulması gereken sorunlardan biri ise, bağlantılı hak sahipliği ve icracı sanatçının tanımının ve haklarının kanun kapsamında detaylı bir şekilde, hiçbir tartışma ve şüpheye yer bırakmayacak biçimde ele alınarak düzenlenmesidir. Bu gibi önem arz eden ve uygulamada hak ihlallerine sebep olan bazı değişiklikler yasalarımızda yer bulduğunda daha iyi bir noktaya geleceğimizi söyleyebilirim.

Noter onaylı tasdik hangi durumlarda şarttır?

Fikir ve Sanat Eserleri Hukuku uyarınca eser sahipliği, eserin meydana getirilmesi ile kazanılır. Yani eseri üreten kişinin eserden doğan hakları iktisap etmesi için ayrıca bir tasdi yahut tescil işlemine gerek yoktur. Ancak noter tasdiki eser sahipliğinin ispatı noktasında önemli olabilmektedir. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Madde 13 hükmünde “filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren film yapımcıları ile seslerin ilk tespitini gerçekleştiren fonogram yapımcıları, hak ihdas etmek amacı taşımaksızın, sahip oldukları hakların ihlal edilmemesi, hak sahipliklerinin belirlenmesinde ispat kolaylığı sağlanması ve mali haklara ilişkin yararlanma yetkilerinin takip edilmesi maksadıyla, sinema ve müzik eserlerini içeren yapımlarının kayıt ve tescilini yaptırırlar. Aynı maksatla, eser sahiplerinin talebi üzerine, bu Kanun kapsamında korunan tüm eserlerin kayıt ve tescili yapılabilir, mali haklara ilişkin yararlanma yetkileri de kayıt altına alınabilir.” düzenlemesi getirilmiş ve isteğe bağlı bir kayıt ve tescil sistemi öngörülmüştür. Bu sebeple noter tasdikinin eser sahipliği haklarının kazanılmasına zorunlu olmadığını, ancak eser sahipliğini ispat etmek noktasında önemli olduğunu söyleyebiliriz.

Ülkemizde en sık karşılaşılan fikir ve sanat eseri davaları neler oluyor? Sizin karşılaştığınız ilginç bir dava oldu mu?

Fikir ve Sanat Eserleri ile ilgili davalar, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda düzenlenmiştir. Buna göre, kanunda düzenlenen davalar eser sahipliğinin tespiti davası, tecavüzün ref’i, tecavüzün meni, maddi ve manevi tazminat davalarıdır. Burada tazminat davaları diğer davalarla birlikte açılabilmektedir. Kendi avukatlık dönemim boyunca en sık karşılaştığım dava türü ise tecavüzün ref’i ve maddi tazminat davaları diyebilirim. Karşılaştığım ilginç davalar oldu, ancak halihazırda derdest dosyalar olduğu için dosya hakkında bilgi vermemek daha doğru olacaktır diye düşünüyorum.

Güzel sanat eserlerinin sinema ve televizyonda farkında olunmadan veya izinsiz gösterilmesi telif haklarına tabi midir?

Elbette, bir sinema filmi yahut tiyatro sahnesinde kullanılacak müzik parçası için mutlak surette eser sahibinden izin alınmalıdır. Aksi halde izinsiz kullanım ve telif hakkı ihlali meydana gelecek, ihlali gerçekleştiren sorumluların tazminat yükümlülüğü doğacaktır.

Bir eserin kullanımı noktasında telif hakkı ihlalinden söz edebilmemiz için kullanım saikinin tespit edilmesi önem arz emektedir. Burada güzel sanat eserlerinin ticari faaliyet ve menfaat temini amacıyla sinema veya televizyonda gösterilmesi söz konusu ise telif hakkı ihlali gerçekleşecektir.

Bir eserin birden fazla kişi tarafından meydana getirilmesi halinde eserden doğan haklar kime ait olacaktır ve kim tarafından nasıl kullanılacaktır?

Bu durum kanunda düzenlenmiş bir husustur. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na göre birden çok kişinin meydana getirdiği eser, kısımlara ayrılabiliyorsa ortak (müşterek) eser sahipliğinden söz edilir. Bu halde eser sahiplerinden her biri meydana getirdiği kısmın/bölümün sahibidir. Ortak eser sahipliği, daha önceden meydana getirilmiş bağımsız eserlerin bir araya getirilmesiyle de ortaya çıkabilir. Ancak her halükârda ortak eseri oluşturan her bir eser bölümü, birbirinden bağımsız bir şekilde değerlendirilebilir nitelikte olmalıdır.

Birden çok kişi tarafından her bir paydaşın hususiyeti ve katkısıyla ortaya çıkarılan bir eser söz konusu ve bu eser ayrılmaz bir bütün teşkil ederek eser sahiplerinin eserin hangi kısmı üzerinde hak sahibi olduğu anlaşılamıyorsa burada iştirak (elbirliği) halinde eser sahipliğinden bahsedilir. Burada eser sahibi onu meydana getirenlerin birliğidir ve bu birliğe adi şirkete ilişkin hükümler uygulanmaktadır.

sanathukukuenstitusu.com / @sanathukukuenstitusu / @zorbozz

1988, İstanbul doğumlu. Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi mezunu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir