I. Mekânın Ruhu ve Tanıklığın Başlangıcı
Bodrum, popüler kültürün sığ sularına hapsolmuş bir tatil beldesi olmanın ötesinde, her zaman derin bir bellek katmanına ev sahipliği yapmıştır. Ancak bu kez karşımıza çıkan manzara, sadece bir coğrafyanın değil, bir toplumsal cinsiyetin tarihsel varoluş mücadelesinin kristalize olmuş halidir. Bodrum Belediyesi ve Bodrum Kadın Dayanışma Derneği (BKDD) iş birliğiyle hayata geçirilen “Bir Hayat Nefesi” 1 sergisi, 06 Mart – 08 Nisan 2026 tarihleri arasında bu kadim toprakları bir “soluklanma” alanına dönüştürüyor.
Serginin küratörlüğünü üstlenen Yaren Akbal, ismini Clarice Lispector’un 2 o sarsıcı eserinden ödünç alırken, aslında her bir sanat pratiğini birer “nefes” olarak kurguluyor. Bu kurgu, serginin seçildiği mekânlarla birleştiğinde politik bir eyleme dönüşüyor. Bodrum’un ilk kadın hâkimi Mefaret Tüzün’ün bir zamanlar yaşadığı Kaymakam Evi ile eski adliye binası olan Akademia Vakfı arasındaki aks, serginin omurgasını oluşturuyor. Bu iki mekân, kadının kamusal alandaki varlığının, adaletin eril dilinden süzülerek nasıl bir “hakikat arayışına” evrildiğinin fiziksel kanıtları gibi karşımızda duruyor.
II. Terazi, Kâğıt ve Kadın: Adaletin Bedenselleşmiş Yükü
Serginin kalbinde, Mefaret Tüzün’ün mirası etrafında şekillenen hukuk ve adalet sorgulamaları yer alıyor. Benal Dikmen’in “İsimsiz” 3 ile karşımıza çıkan, başı yerine kalın ve yıpranmış bir hukuk kitabı yerleştirilmiş kadın figürü, adaletin sadece zihinsel değil, bedensel bir yük olduğunu haykırıyor. Figürün elleriyle kaldırdığı antik terazi kefeleri, kadının toplumdaki “denge kurucu” rolünün ötesinde, yasaların ağırlığı altında ezilen varlığını temsil ediyor. Topuklu ayakkabıları ve zarif giysileriyle çömelmiş bu figür, “hukukun kadına biçtiği kaftan” ile kadının özgürleşme arzusu arasındaki gerilimi estetize ediyor.
Bu tema, serginin diğer bir durak noktasında, Gamze Taşdan’ın “Bodrum Hâkimi” 4eseriyle masasında yazan bir kadın hâkim portresiyle devam ediyor. Figürün yüzünün belirsizliği, onu bireysel bir portre olmaktan çıkarıp kamusal alanda yer bulan tüm kadınların anonim ama kararlı mücadelesine dönüştürüyor. Hemen yanında duran Ayşecan Kurtay’ın “Askıda” 5eseri devasa dosya ve kâğıt yığınları içinden çıkan daktilo yerleştirmesi ile bürokrasinin gri koridorlarında yankılanan “sessiz çığlığı” simgeliyor. eser Burada kâğıt, sadece bir kayıt aracı değil; kadın hakları mücadelesinin, dilekçelerin, yasakların ve kazanımların somutlaşmış bir anıtı gibi yükseliyor.

III. Örgüdeki Hafıza ve Topraktaki Yumruk
Serginin en etkileyici müdahalelerinden biri, Kaymakam Evi’nin dış cephesini saran devasa dantel yerleştirmedir. Züleyha Altıntaş tarafından sergi için revize edilen “Görünmeyen Emek” 6 geleneksel olarak “ev içi” ve “kadın işi” olarak yaftalanan örgü ve dantel, burada bir örümcek ağı gibi binayı kuşatarak, mahrem olanın kamusal olanı nasıl koruduğunu veya kuşattığını sorgulatıyor. Bu dev ağ, geçmişin tozlu sayfalarından süzülen kadın hafızasını günümüze bağlıyor.
Bu bağ, toprağa vuran bir yumruk imgesiyle sertleşiyor. Çatlamış, kurak bir toprakta diz çökmüş kadın figürü 7, sadece bir çukur açmıyor; aynı zamanda Bodrum’un antik çağlardan bu yana süregelen kadın hakları mücadelesinin köklerine iniyor. Bu imge, feminist mücadelenin sadece entelektüel bir tartışma değil, toprağa, emeğe ve bedene dayalı hayati bir direnç olduğunu hatırlatıyor.
Sanatçıların malzeme seçimi de bu direnci destekler nitelikte. Örneğin, Ebru Uğur, “Kapı” 8 eserinde bir sütun üzerine neon ışıklarla yerleştirerek etrafını saç telleriyle çevriliyor. Saç, hem kırılganlığı hem de kesildiğinde veya döküldüğünde bir isyan sembolüne dönüşen gücüyle serginin “nefes” metaforuna eklemleniyor. Kadının kimliği ve beden politikaları üzerine çarpıcı bir yorum sunuyor.
IV. Ejderhalar, Anahtarlar ve Kolektif Özgürlük
Serginin Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar sanatçı kolektifiyle 9 kurduğu bağ, sergiye mitolojik ve epik bir derinlik katıyor. Kolektif sanatçılarından Beyza Boynudelik’in “Ejderhanın Annesi” 10 eseri epik anlatıyı ve kolektifin ruhunu yansıtıyor. Işıklandırılmış, saydam bir ejderha formu, kadının içindeki evcilleştirilemez gücü ve yaratıcılığı temsil ediyor. Bu, Lispector’un “hayat nefesi”nde bahsettiği o ham ve işlenmemiş yaratım gücünün sanatsal bir tezahürüdür.
Son olarak, serginin çeşitli noktalarında karşımıza çıkan büyük seramik anahtarlar, “açılması gereken kapıları” ve kazanılan hakların kilidini temsil ediyor. Bu anahtarlar, 8 Mart’ı bir anma gününden çıkarıp, yeni bir ilk olarak umudu çoğaltan feminist bir odağa yerleştiriyor.
Sonuç olarak; “Bir Hayat Nefesi”, sadece bir sergi değil; Mefaret Tüzün’ün şahsında tüm kadınların kamusal alandaki ayak izlerini takip eden bir “hafıza haritasıdır.” Küratör Yaren Akbal ve sanat danışmanı Züleyha Altıntaş, Bodrum’u sadece bir mekân olarak değil, bir “eylem alanı” olarak kullanmayı başarmışlar. Bu sergi, izleyiciye şu soruyu soruyor: Hukuk kitaplarının ağırlığı altında ezilmeden, dantel ağlarının koruyuculuğunda ve toprağın kadim bilgeliğiyle, hep birlikte yeni bir nefes alabilir miyiz?
Bodrum’un dar sokaklarında yankılanan bu ses, tüm Muğla’ya ve ötesine bir dayanışma ağının müjdesini veriyor. “Bir Hayat Nefesi”, bize sanatın sadece seyirlik bir nesne değil, özgürlük mücadelesinin ta kendisi olduğunu bir kez daha kanıtlıyor.
Sonsöz
Bodrum’un ilk kadın hâkimi Mefaret Tüzün’ün mirası, “Bir Hayat Nefesi” sergisindeki eserlere hem biyografik birer saygı duruşu hem de adalet kavramının feminist bir sorgulaması olarak yansımıştır.
Tüzün’ün hâkimlik kimliği, eserlerde adalet simgeleriyle doğrudan ilişkilendirilmiştir. Hukukun hem bir güç hem de bedensel bir yük oluşunu simgeleyen eserler ile Tüzün’ün kamusal alandaki öncü varlığını ve otoritesini somutlaştırıyor. Ancak müdahalelerdeki kadın mücadelesi kimi zaman hukukun sağlayamadığı adaleti de irdeliyor.
Sergi, Tüzün’ün bizzat yaşadığı Kaymakam Evi ve çalıştığı eski adliye binasında (Akademia) gerçekleşerek bu mekanları sanatın bir parçası haline getirir. Binayı saran dev dantel ağları, kadın emeğinin ve kadın hafızasının bu resmî kurumlara nasıl sızdığını ve onları nasıl dönüştürdüğünü gösteren güçlü bir yerleştirmeler olarak dikkat çekmektedir.
Bu yansımalar, Mefaret Tüzün’ü sadece tarihsel bir figür olarak anmakla kalmaz; onun yaşamını eşitlik, adalet ve özgürlük mücadelesinin yaşayan bir parçası haline getirir.
Kaynaklar
- Sanatçılar: Benal Dikmen, Betül Akzambaklar, Canan Sönmezdağ Zöngür, Damla Sari, Ebru Nakamura, Ebru Uğur, Elvan Erdin, Esma Ekiz, Evrim İnan, Funda Cömert, Gamze Taşdan, Gülşah Bayraktar, Gözde Mimiko Türkkan, Gülçin Aksoy, Seda Hepsev, Züleyha Altıntaş ve KRE; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar Sanatçı Kolektifi: Ayşecan Kurtay, Ayşegül Sağbaş, Beyza Boynudelik, Didem Ünlü, Füruzan Şimşek, Nur Gürel. ↩︎
- Clarice Lispector (2025) Bir Hayat Nefesi Kalp Atışları, Çevirmen Bengi de Sa Matos Paixao, Can Yayınları, İstanbul. ↩︎
- Benal Dikmen (2026) İsimsiz, 115×80 – 50 x 40 cm, fotokolaj serisi, 8 parça. ↩︎
- Gamze Taşdan (2026), Bodrum Hâkimi, Tuval üzerine akrilik, 60 x 80 cm. ↩︎
- Ayşecan Kurtay (2026) Askıda, enstalasyon, Daktilo, yazılı basın, el yazmaları, dosyalar. ↩︎
- Züleyha Altıntaş (2026), Görünmeyen Emek, Tığ işi el örgüsü, Misina, (Bir Hayat Nefesi sergisi üzerine revize edilmiş versiyonu) ↩︎
- Gözde Mimiko Türkkan (2022), Earth Fight, 4K Video, ses, 4’52. ↩︎
- Ebru Uğur (2025), Kapı, 210x80x20cm, sentetik saç, beton, metal, led, pleksiglas. ↩︎
- Ayşecan Kurtay, Ayşegül Sağbaş, Beyza Boynudelik, Didem Ünlü, Füruzan Şimşek, Nur Gürel. ↩︎
- Beyza Boynudelik (2022) Ejderhanın annesi, 32x19x13 cm, epoksi döküm. ↩︎




