Zihinlerin Devleri, Karakterlerin Cüceleri

Kamuda Yargılanan Bir "Aydın", Görsel: Hasan Nazif Yılmaz
Kamuda Yargılanan Bir "Aydın", Görsel: Hasan Nazif Yılmaz

Kamusal alanda faaliyet göstermenin, fikir beyan etmenin veya eser üretmenin kaçınılmaz ve birinci etkisi, bireyin kendisini topyekûn bir eleştiriye maruz bırakmasıdır. Bir entelektüel ve aydın, kamusal alanda yer almayı seçtiğinde, sadece yazdıklarıyla değil, tüm eylemleri ve duruşuyla bu role soyunmuş sayılır. Bu durum, kişinin kendisi dahil her şeye eleştirel bakacağını ilan etmesi anlamına gelir ve dolayısıyla toplumun da ona aynı eleştirel gözle bakma hakkını doğurur.

Ancak bu eleştiri süreci, bazen “Aydın İdeali” metninde vurgulandığı üzere, rasyonel bir tartışmadan ziyade devasa bir “ahlak mahkemesine” dönüşebilmektedir. Özellikle önemli figürlerin vefatı veya toplumsal kriz anları, bu figürlerin eserlerinden ziyade politik duruşlarının veya sessizliklerinin yargılandığı birer duruşma alanı haline gelmesi de oldukça doğaldır. Çünkü sahip olduğu unvanın, ilişki ağlarının yarattığı dokunulmazlık zırhı da ortadan kalkar. Elbette kamusal figürlerden kusursuz bir “ahlak pusulası” veya “kurtarıcı” olmalarını beklenmez ancak eylemleri ile söylemleri arasında uyum aramak da en doğal eğilimdir. 

Tartışmanın sağlıklı yürütülebilmesi için alim, entelektüel ve aydın kavramları arasındaki farkları belirginleştirmek gerekir:

Alim (Bilgi Sahibi): Kendi alanında devasa bir hafıza inşa eden, metodolojik bir çerçeve sunan ve geçmişin belgelerini deşifre eden kişidir. İlber Ortaylı örneğinde görüldüğü gibi, alimin görevi toplumsal hafızayı inşa etmek ve arşivlerin yükünü omuzlamaktır. Alim, bilginin otoritesini temsil eder ve uzmanlık alanındaki emeğiyle değerlendirilir.

Entelektüel (Yeni Bilgi Yaratan ve Öz-Düşünüm Sahibi): Entelektüel, sadece bilgiye sahip olan değil, o bilgiyi eleştirel bir süzgeçten geçirerek yeni perspektifler üreten kişidir. Entelektüelin en büyük yetisi, kendi çıkarlarının ve grup aidiyetlerinin dışına çıkarak kendisine ve dünyaya uzaktan bakabilme yetisidir (öz-düşünüm). Entelektüel, iktidarlara kafa tutan ve hesap soran bir konumda durur; bu nedenle kendisi de hesap verebilir olmak zorundadır. Bilgi ve öğrenme, yapay zekanın yaygınlaştığı çağda entelektüeli tanımlamaya yetmez; asıl belirleyici olan “etik” duruşudur.

Aydın (Eylemiyle Bilgisini Taçlandıran): Aydın, sahip olduğu bilgiyi ve entelektüel birikimini toplumsal sorumlulukla birleştirerek eyleme döken kişidir. Entelektüelin yazdıkları kadar yaptıkları da önemlidir çünkü bu pratikler ülkedeki entelektüel kültürü ve iklimi üretir. Aydın ideali, bilginin sadece zihinsel bir faaliyet olarak kalmamasını, yaşam pratiğinde ve siyasi eylemlerde karşılık bulmasını gerektirir.

İlber Ortaylı
İlber Ortaylı

Bir entelektüelin sadece yazdıklarıyla eleştirilmeyi talep etmesi, ancak bir hayran kitlesinin kriteri olabilir. Eğer bir figür siyaset sahnesine bir aktör olarak girmişse, tarihçiliği kadar siyasi eylemleri de tartışmaya açılmalıdır. Örneğin, Nazi yanlısı olan Knut Hamsun’un edebi dehası takdir edilse de, toplumsal hafızada Nazi işbirlikçiliğiyle anılması ve okurlarının kitaplarını kapısına bırakması, eylemlerin bilgiyle olan kopmaz bağını gösterir. İlber Ortaylı’nın ölümünden sonra, kimi yazarlar, Ortaylı’ya yönelik eleştirileri karşılarken onun Dünya, Osmanlı ve Türkiye tarihi konularındaki biricikliğinin, toplumsal ve politik suskunluğuna tercih edilmesini salık verirler. Ve tarihten pek çok örnekle entelektüel ile eseri arasına mesafe koyarak onu yıllarını verdiği alanın tartışmalarından soyutlamaya çalışırlar. Caravaggio’nun katil olması tablolarının değerini, Heidegger’in Nazi partisi üyesi olması felsefi dehasını, Picasso’nun şiddet faili olması ise “Guernica”nın önemini yok etmeyeceği ifade edilir. 

Oysa ki metoo hareketinden, feminist öğretilerden, Barış Akademisyenleri’nden, Boğaziçi Üniversitesi öğretin üyelerinin ve öğrencilerinin direnişlerinden öğrendiklerimiz çok farklı bir dünyanın da imkânını sunar. Kişisel ve toplumsal duyarlılıklar çoğu kez sahip olunan unvanlardan çok daha önem arz eder.  Örneğin, Barış İçin Akademisyenler bildirisi Türkiye’de 2015-16’da yaşanan çatışmanın bir parçası olarak gerçekleşen operasyonlar sırasındaki sokağa çıkma yasaklarının ve şiddetin sona ermesi için çağrı yapan bir bildiridir. 2016’da 2212’ye ulaşan bu insanların pek çoğu şimdilerde barış sürecinin yürütücüsü olan iktidar tarafından terör suçlamasıyla bir anda çıkarılan KHK’lar aracılığıyla işlerinden atılmış; toplumsal, bireysel, hukuksal ve ekonomik suçlamalara maruz bırakılmıştır. 

Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden protesto
Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden protesto

Bir başka örnekse, Boğaziçi Üniversitesi protestolarıdır. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasına karşı 2021’de başlayan, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri ve öğrencileri, Bulu’nun istifa etmesini ve rektörün seçimle belirlenmesini talep ederek başlayan ve günümüze kadar devam eden direnişleri ifade eder. Protestolar sırasında düzenlenen operasyonlarla birçok öğrencinin evi basıldı ve birçok öğrenci gözaltına alındı. Bu protestolar sürecinde üniversitenin polislerce kapatılması, kapısına kelepçe takılması, güvenlik görevlileriyle öğrenciler arasında arbede yaşanması, öğretim üyelerinin içeri alınmaması gibi birçok olay yaşandı. Etkileri günümüze kadar devam eden iki direniş örneğinde de üniversiteler öğrencilerinden ve öğretim üyelerinden boşaltılırken, bir kesim direnişi toplumsallaştırmanın yollarını aramaya devam etmiş, ne yazık ki bir kesim boşalan kadrolara yerleşmekte sakınca görmemiştir. 

Bilginin getirdiği otoriteyi kabul ederek bireysel kimliğini bir unvanla dolduran bu entelektüeller, bilginin yaratabileceği toplumsal dönüşümün sorumluluğundan kaçınarak aydın olmaktan bilinçli şekilde uzak durmuşlardır. Kütüphanelerinin, bol atıflı makalelerinin, jargonlarla dolu konuşmalarının bütününde kendi eylemsizliklerini aklamaya çalıştıklarını görüyoruz. Sıradan entelektüeller, aydının toplumsal eylemliliği karşısında, o figürün bir zaafını bulmak veya kendi tercihini ekonomik, kişisel ve toplumsal  bir çıkmaza dayandırarak kendilerine sahte bir meşruluk iklimi yaratır.  

Kant‘ın “Sapere Aude!” (Bilme cesareti göster!) çağrısı, bireyin kendi aklını kullanma sorumluluğunu hatırlatır. Gerçek aydınlanma, kusursuz kahramanlar bulmakta değil, kahramanlara ve “kurtarıcılara” ihtiyaç duymayı bıraktığımızda başlar. Bilginin otoritesini, otoritenin bilgisinden ayırmak; figürleri putlaştırmadan veya tamamen yok saymadan, sundukları vizyonu kendi aklımızın süzgecinden geçirmek temel hedef olmalıdır. 

Sonuç olarak, kamusal alanda var olan bir kişi için eleştiri kaçınılmaz bir sorumluluktur. Ancak bu eleştiri, kişinin hem eserlerini hem de eylemlerini kapsayan etik bir düzlemde yürütülmelidir. Bilginin dönüşümünün giderek zayıfladığı günümüzde, asıl tutum, aydın tavrıyla toplumsal ve bireysel sorunlarda eylemde bulunabilmektir. Kişisel çıkar ve entelektüel yankı odalarında gerçekleştirilen üretimlerin kamusal herhangi bir değeri olmadığını görmemiz gerekir. Çünkü, her şarkı, her eser, her kavram toplumda ve bireylerde davranış değişikliği yaratmayı sağladığında mesajını tamamlar.  

YAZAR

Hıdır Eligüzel
Sanat Okur yazarı

Hıdır Eligüzel

Hıdır Eligüzel, AICA Türkiye üyesi, yazar ve kültür-sanat aktivisti. Siyaset ve sosyal bilim temelli bir lisans eğitimi almasının yanında felsefe, sosyoloji ve sanat ağırlıklı okumaları ve çalışmaları ile bilinir. Sanat, politika, toplum ilişkisi; toplumsal adalet, halk sağlığı, ekoloji…

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.