Perdedeki sert duruşuna rağmen hayattaki inceliğiyle kendini var eden, oyunculuğu meslekten çok sorumluluk gibi gören, kendini geri çekerek onca role alan açan ve diyaloglardan ziyade anlamı bakışlarıyla doğuran biri o. Bir “tavır” oyuncusu olarak Yaman Okay; hayat verdiği karakterleri “sunmaktan” ziyade “okunur” hale getirmeyi amaçlayıp her birine abartısızlıktan gelen derinliğini bulaştırabildiği ve sözle değil suskunluğuyla boşluğu doldurabildiği için yıllar geçse bile hala hatırlanmakta.
Esasında aktivist kişiliğinden ödün vermeyip ideolojik ve vicdani duruşunu oyunculuk pratiğine yansıttığı sosyal içerikli filmleriyle hatırlar birçoğumuz kendisini. Gerek ses rengi, gerekse rolünü içselleştirip kendine has bir üslupla yorumlama kabiliyetiyle duygusal özdeşlikten ziyade düşünsel bir karşılaşma vaat eden Yaman Okay’ın bir “tavır” oyuncusu olarak anılmasının belki de en büyük sebebi bu. Ama ne oyuncu! Ki senaryosunu Yılmaz Güney’in yazıp yönetmenliğini Zeki Ökten’in yaptığı Sürü filmi kendisinin Türk sinema tarihinde neden bu derece doldurulamaz bir yere sahip olduğunu yeterince kanıtlar. Bağırmadan iz bırakan, sisteme mesafeli ama yaşama yakın hakiki bir “tavır” oyuncusu olarak Yaman Okay’ın hayranlık uyandıracak filmografisine bu yazıda ışık tutulacak olsa da en başından başlamakta fayda var. Hayata gözlerini açtığı andan yani. 24 Ağustos 1951 doğumlu bu gülüşü güzel adam. Ve 1993’teki ölümüne kadar yaşanılacak 42 yıllık ömrün kırılma noktası ise 1963 senesi. Bu tarihten hemen önce Yaman Okay, Şişli Siyasal Bilgiler Yüksekokulu’nda okuduktan sonra Bir Yol adlı oyunla amatör olarak sanat yaşamına başlar. Akabinde ise, buradaki performansı sebebiyle Rutkay Aziz kendisini Asaf Çiyiltepe’nin önderliğinde kurulmuş Ankara Sanat Tiyatrosu’nun bünyesine dahil olması için yönlendirir. Bu süreci El Kapısı, 403 Km, Leipzig Duruşması, Ana, Komün Günleri, Sakıncalı Piyade ve daha niceleri gibi başrol oynadığı tiyatro oyunları takip eder.
Sinemaya ilk adımı atması ise 1978 senesinin en çok ses getiren filmi Sürü ile olur. Filme bu sıfatın layık görülmesinin sebebi ise Türk sinemasının en başarılı işlerinden biri olarak kabul edilen bu benzersiz yapımın bir Yılmaz Güney imzası olması. Ertesi sene İsviçre’deki Locarno Uluslararası Film Festivali’nde En İyi Film seçilip Altın Leopar ödülünü alması ise yapımın başarısını daha da perçinler. Yaman Okay’ın sara hastası Çoban Abuzer’e hayat verdiği Sürü filmi, dönemin değişen koşullarına direnemeyen bir aşiretin çözülme sürecini ve 1970’lerin karamsar Türkiye panoramasını çarpıcı bir yol hikayesi üzerinden anlatması sebebiyle Susuz Yaz filminden sonra uluslararası arenada kendini ispatlamış ikinci Türk filmi olarak adından çok bahsettirir. Bu topraklardaki yankısına gelecek olursak.. Yapım 17. Altın Portakal Film Festivali’nde yine aynı kulvarda dahil olmak üzere birçok ödüle değer görülür. Ancak dönemin siyasi atmosferinden nasibini alan her şey gibi festival de o sene düzenlenemez ve ödüller tam 31 yıllık aranın ardından sahiplerini bulur.

Oynadığı roller ve içinde yer aldığı projelerle parçası olduğu toplumu sanatıyla aynalamaya çalışan Yaman Okay’ı, ertesi sene Erden Kıral yönetmenliğindeki Bereketli Topraklar Üzerinde filminde görürüz. Yapım, Orhan Kemal’in aynı adlı romanından bir uyarlamadır. Bu sefer anlatılmak istenen ise Çukurova’ya gelip ağır şartlar altında çalışan Köse Hasan, Pehlivan Ali ve Yusuf adlı üç arkadaşın başından geçenlerdir. “O zamanlar idealisttik ve dünyayı filmlerle değiştireceğimize inanıyorduk,” diyen Erden Kıral romanın telif haklarını satın alıp Mahmut Tali Öngören’den metni senaryolaştırmasını ister fakat beğenmez. Bunun üzerine, arkadaşı Tezer Özlü aracılığıyla yönetmenle tanışıp filmin oyuncu kadrosuna dahil olan Tuncel Kurtiz senaryoyu yeniden kaleme alır. Aynı sene çekimleri tamamlanan bu film sansür kurulundan geçemez ve yasaklanır. Daha sonra kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce çalınmasına rağmen negatifleri bir şekilde bulunur. Bunlara rağmen film, Strazburg’da yapılan oylama sonucu Avrupa’nın En İyi Filmi seçilir lakin yurtdışı yasağı sebebiyle ne yönetmen Erden Kıral ödülü almaya gidebilir ne de kurum yetkililerinin İstanbul’a gelmesine izin verilir. Bir anlamda Sürü ile kader ortaklığı yapan Bereketli Topraklar Üzerinde layık görüldüğü ödüle ancak 5 yıl sonra Paris’te kavuşur. Başta Tarık Akan’ın düşünüldüğü Pehlivan Ali rolünü oynayan Yaman Okay ise 18. Altın Portakal Film Festivali’nde En Başarılı Yardımcı Erkek Oyuncu ödülünü olarak adından daha çok bahsettirir.
Ve 1986 senesi. Güneş’in etrafında sadece bir kere döner Dünya. Çok zamanı olmadığını bilir gibi hayatı dur durak bilmeden yaşayan Yaman Okay ise tam dokuz film sığdırır bu zamana. İlk başrol denemesi olarak 40 Metrekare Almanya filmi. Bir Ana Bir Oğul, Çağdaş Bir Köle, Güneşteki Leke, Namus Sözü, Uzun Bir Gece ve Atıf Yılmaz’ın yönetmen koltuğunda oturduğu Asiye Nasıl Kurtulur?. Tüm oyuncu kadrosunun harikalar yarattığı bu yapım ise ahlaki yozlaşma, kadına bakış, değerlerini yitirmiş kayıp bir topluma dair yıkıcı bir fotoğraf olması sebebiyle teatral zenginliği, kapsamlı alt metni ve müzikal diliyle Yeşilçam’ın epik sinema klasiklerinden biri haline gelir. Ve Cevat Fehmi Başkut’un Buzlar Çözülmeden adlı tiyatro metninden sinemaya uyarlanan bir Kartal Tibet harikası: Deli Deli Küpeli. Müzikleri Moğollar’a emanet edilen ve tam anlamıyla yıldızlar geçidi olan bu yapımda ise akıl hastanesinden kaçıp bir ilçeye gelerek çeşitli rastlantılar sonucu kaymakam ve hakim sanılan iki “deli” seyircinin ezberini bozar bu sefer; filmde, kardan dolayı yolların kapanmasını fırsat bilenlerin halkı sömürdüğü bir yerde bu iki “delinin” kendilerine biçilen rolün hakkını verip kendi yöntemleriyle adaleti sağlamaları anlatılır. Ve tabi ki Küçük Adam Üçlemesi’nin ikincisi olan Yoksul filmi. Bu sefer hikayeyi kaleme alan ise Türk sinemasında yaptığı işlerin benzersizliğiyle unutulmazlar arasına girmiş senarist Umur Bugay’dır. Ki kendisi yazmış olduğu Kapıcılar Kralı filminin karakterlerini yıllar sonra geliştirerek izleyiciyi 13 yıl televizyon karşısına kilitleyecek olan Bizimkiler dizisini yazacak, babası ve dayısından izler taşıyan Nazım adlı bir karaktere hayat verecek ve bu rolü ise yolunun bir kez daha kesiştiği Yaman Okay oynayacaktır. Her şeyden önce zamanının ruhunu yakalabilmiş Yoksul filmine dönecek olursak: Devir, parayla para kazanma devridir. Bir iş hanında dönemin liberalleşme politikalarının eleştirel bir perspektiften ele alındığı bu yapım toplumsal bir otopsidir esasında. Tek mekan kullanımına rağmen Kemal Sunal ve Yaman Okay’ın rafine oyunculuklarına ise diyecek söz yoktur.

Okay’ın sanatçı yönü jestten çok duruma, bağırıştan çok sessizliğe, gösterişten çok yoğunluğa yaslanır.
Gücünü insana yakın, gündelik ve gerçek olandan alır. Okay; adı olmayan, görünmeyen ve farkedilmeyenlere hayat verir bilinçli bir tercihle oynadığı yan rollerle. Hiçbir karakteri ya da durumu romantize edip yüceltmeden tüm çıplaklığı ve rahatsız ediciliğiyle sunar izleyenlere. Muhalif bir slogan figürü olmadan hem de. Popülerlikten uzak, kalıcı bir iz bırakır onu izleyen herkeste. Oyunculuğu, yaşamın kendisi kadar sahicidir çünkü. “Ne kadar iyi oynadığından” çok “nasıl bir yerden oynadığı” sorusu şekillendirir sanatçı kimliğini. Tam da bu sebepten dolayı sanatını kişiliğiyle tamamlayan ve hayattaki duruşuyla hakiki bir “tavır” oyuncusu olabilmiş Yaman Okay gibi biri için söylenebilecek daha çok şey var. Var da.. Gelin görün ki 42 yıllık kısacık bir yaşam serüvenine sığdırılmış onlarca film, kıymet bilen sayısız dost, duygu yüklü anılar, zamansız gelen onca ödül.. Hiçbiri yetmiyor bu sessiz derinliklerin adamını tam anlamıyla dillendirebilmeye. Yeri doldurulamayacak türden telaşsız, derin ve tutkulu bir aşktan başka..
Adına yapılmış şarkılar dahi böylesi bir adamı anlatmaya yetmese de “bir şölen, bir lunapark gibi sevdalık yaşayınca bu görkemi taşımayan her şey bir çadır tiyatrosu gibi geliyor,” diyen bir kadının, biricik aşkı Meral Okay’ın gözünden kaleme almak eksiksiz kılar kendisini belki de.
O da bir sonraki yazıya..
