Baba Sahne‘nin yeni oyunu, NOKTA seyirci ile buluştu. NOKTA hakkında yönetmeni, yazarı, oyuncusu, müzik tasarımcısı ve bestecisi —kısacası oyunun her şeyi olan multidisipliner, yetenekli, ödüllü tiyatro sanatçısı ve müzisyen Özge Arslan ile söyleşi gerçekleştirdik.
Özge Arslan sahnede bir meddah gibi usta anlatıcı ceketini sırtlamış, bir bir hatta nokta nokta üstüne eğilerek izleyicisine farklı coğrafyaların mağdur kadınlarından örnekler aktarıyor. Öyle bir anlatım ki bu: yer yer kahkaha yer yer de boğaz düğümletici. Bu hikâyelerin anlatıcısı ise Nokta Ana.
Yas, Direniş ve Kültürel Bellek: Nokta Ana
Nokta Ana, Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çolvaroş Köyü’nde yaşamış olan Ayşe adlı bir kadının gerçek hikâyesidir. Üç kız ve bir erkek çocuğu anasıdır. Savaşta kocasını kaybettikten sonra çocuklarını tek başına yetiştirmek zorunda kalmış. Oğlu Ahmet, büyüdüğünde Kırım’a işçi olarak gitmiş. Ancak hastalanarak memleketine dönmüş. Kısa süre sonra da ölmüştür — bazı kaynaklarda Kırım’da öldüğü geçer. Tek oğlunu yitiren Ayşe (Nokta Ana) biricik oğluna “Ahmedum” ağıtını yakmış. Zamanla bu acıdan doğan ağıt, bir kadının, annenin yası değil, bölgesel bir ağıta dönüşerek kültürel bir kimliği de temsil eder hâle gelmiş. Nokta Ana, bugün Karadenizli bir halk ozanı olarak da bilinir.
Anlatıcı rolüyle Nokta Ana, kadınlara dayatılan/kodlanan sistematik yalnızlık, acı, görünmezlik, fedakârlık ve direncin sembolüdür. Doğu’dan Batı’ya, Kuzey’den Güney’e kadınların ortak acıları, çığlıkları onun yaşamının satır aralarında yer alır. Nokta Ana, kolektif acının bireysel yüklerine tarihsel bir örnek olarak karşımızdadır, sahnededir.
NOKTA oyunu ise Nokta Ana’nın bireysel bir portre olmasından öteye geçer ve kolektif olarak kadın belleğini, kadınlara, canlılara suistimal örneklerini sahneye taşır. Oyun farklı coğrafyaların yüreğinde acı taşıyan kadınlarının tüm bu çığlıklarını, direnişlerini sanat ile görünür hale getirmiştir.
Sade dekor, etnik kostüm, yanık ses ve uyumlu ışık
İzleyciyi, sahnede, Karadeniz ve Doğu’nun geleneklerini taşıyan uzun yün yastıklar ve yün yorganlar karşılıyor. Sahne zemininde ise yorgan üzeri serilmiş, dövülmeye hazır hayvan yünleri yer alıyor.
Kostüm ise kah Karadeniz, kah Doğu kah da Afrika esintisi taşıyor.
Işık, performansla yükseliyor, performansla alçalıyor.
Ses, hiç bitmeyen bir ağıt…
Yas, hafıza ve direniş örneği olan NOKTA oyunu, seyirciye, kendi derinlerine ve hayatına dönüp bakacak iç yolculuğuna davet ediyor. Böylece asıl yolculuk oyun bittiğinde başlıyor.
Sahnede birden fazla kadına dönüşen Özge Arslan ile yaptığım bu söyleşide, bir oyuncu olarak sahneyi kaplayan kadın karakterle kurduğu ilişki, yaratım süreci, yaşadığı duygusal kırılmalar ve seyirciyle arasında oluşan bağ üzerine kapsamlı bir söyleşi ortaya çıktı.
Gelecek oyun 15 Haziran Pazar günü saat 16:00’da Baba Sahne’de.
Keyifli okumalar…

Öncelikle gerçekten tüm kadınların ortak meselesi haline gelen sistematik şiddet ve politik cinayet mağduru kadınları sahneye taşıma motivasyonunu merak ediyorum. Bu oyun senin iç sesinin bir dışavurumu mu?
Bu oyun sistemli kötülüğün sahnedeki tezahürü ve bu tezahür nokta’nın hicivi ile düşündüren bir komediye dönüşüyor. İnsanlığın üzerine sıfatlanmış korkunç bir kötülük var bunu hepimiz biliyoruz. Bu bilgi bana hep ağır gelmiştir ve yazmaya, söylemeye itmiştir. O sebeple de, hayvanlara, doğaya, kendinden güçsüz olduğunu düşündüğü her varlığa şiddet şovu yapan herkes için bir ağıt yakma töreni bu oyun.
Konuyu sadece bir kadın meselesi ve kadın mağduriyeti gibi bir yerden okumak çok tercihim değil. Hayatın kendisi gibi hem neşe ile hem hüzün ile katışık eş zamanlı hislere gebe kalıyoruz oyun süresince. Seyircinin ağlarken gülüp gülerken ağladığını görmek tam olarak amaçladığım şeyi karşılıyor. Çünkü bu zıt hislerin aynı anda hepimizde oyun boyunca zuhur olması, tam olarak zıtlıkların birliği tam olarak diyalektik. Oyunun ilk cümlesi Pençe-i al-i abâ ve tüm oyun buradaki derin felsefeyi anlatıyor.
NOKTA oyunu izleyiciye ne anlatıyor? Oyunculuk ve teknik açıdan nasıl bir yapıya sahip?
Her sahne bir sonraki gelecek olan sahnenin yapısını kuruyor. Kendi ellerimizle kurduğumuz bu düzenin vazgeçilmez paydası olduğumuzu anlatan bir sahneleme planı var. Masum bir pudra bedeni parçalanmış Saarje‘nin ayak izini taşıyor oyuna. Noktanın bilge deyneği son sahneden Make-up kızının twerk’ü için köşede bekliyor. Yani nesneler beklenmedik şekilde dönüşüyor. Çember tamamlanıyor. Oyun ve oyunculuk biçimleri ise her zaman yapıbozum’dan besleniyor. Sürekli bir yapma ve onu yıkma bozma hali var. Ve dünyanın yükü yığın halinde sahnede son fotoğraf olarak kalıyor.
Farklı coğrafyalardan mağdur kadınların sembolü olan NOKTA Ana ile nasıl bir bağ kurdun? Ona oyunda anlatıcı rolünü vermeye nasıl karar verdin?
Oyun metnini ilk olarak 2017 yılında çok kadının oynayacağı, benimse sadece rejisörlüğünü ses tasarımını ve hareket düzenini üstlenmeyi planladığım şekilde yazdım. Üzerinden yıllar geçti ve koşullar beni tek başıma yapmaya zorladı. Uzun ve karışık bir yolculuğu var oyunun. Neredeyse son bir yıldır Baba Sahne ile proje üzerinden çok defa toplantı yaptık. Metni irdeledik. Şevket Çoruh bir toplantıda keşke bir de karadenizli Nokta Ana’nın hikayesini yazsan dedi. Tabii ki neden olmasın dedim. Yaz boyunca çalıştım ve zaman sonra baktım ki Nokta Ana’nın hikâyesinden bağımsız ama adı Nokta olan bir anlatıcı belirdi. Meddah gibi aralara girip girip her şeyi yorumlamak isteyen tüm karakterlerin taşıyıcısı olmak isteyen bir karakter türedi. Çıkış noktasından başka bir yere taşıdı kendini Nokta karakteri. Ben bile mâni olamadım ona. Oyunun içindeki tohumları patlatıp ormana çevirdi oyunu canım Nokta.

Filistin’de, İran’da, Türkiye’de, Latin Amerika’da kadınların sesi sahneden duyuluyor mu? Nokta, seyirciye bugünkü dünyaya dair neler yansıtıyor?
Nokta otoriteyi sorguluyor. Mağdur olanla mağdur edilenin birbirine karıştığı şu düzeni sorguluyor. Kimin haklı kimin suçlu olduğu bilgisinin çağlar boyunca bir işe yaramadığını bilerek konuşuyor Nokta. Masum bir hayvanı suistimal ettiği için cinayet suçu işleyen Ulya’ya dönüşen Nokta karakteri, bir sonraki sahnede Kürk giymeyi savunan bir başka kadına dönüşüyor. Herkesin kendi sesini başka seslerle beraber duyabileceği bir yankı var oyunda.
NOKTA’da şatafattan uzak, etnik ve kültürel izler taşıyan dekor ve kostüm tercih ettiğini görüyoruz. Bu tercihle ses ve beden performansının ön plana çıkmasını mı hedefledin?
Ben yüklüklerin olduğu duvar halılarının olduğu köy evlerinde büyüdüm. Şu anda kurduğum yaşamda aynı öyle devam ediyor. Yünler, yorganlar oyunda sadece nesneler değiller: her biri bir çağ taşıyıcısı her biri zamanın hafızasını ilmek ilmek örmek gibi anlamlar içeriyor. Kendimi içinde iyi hissettiğim ve oyunu sahnelerken rahatlıkla emanet ettiğim bir yapı kuruldu Kerem Çetinel tarafından. Baba sahnenin kreatif ekibi olarak da fikirleşerek, irdeleyerek yollar, çözümler ürettik. Amaçlarım arasında daha görünür ve duyulur olmak gibi bir şey yoktu. Kreatif zekamızla el ele yaptık.
NOKTA oyunu yönetmeni, yazarı, oyuncusu, müzik tasarımcısı ve bestecisisin — kısacası oyunun her şeyisin. Bu çok katmanlı yaratım süreci, oyunculuk açısından nasıl bir zorluk getirdi? Sahnedeki çoklu karakterler ve etnik gruplar (dil, beden, tavır vb.) düşünüldüğünde prova süreci nasıl geçti?
Çok zor, çok yorucu ve çok disiplinli bir süreçti. Ben zaten çalışırken üretim evresindeyken kendini kaybeden biriyim. Yemek yemeyi su içmeyi unutarak 12 saatten fazla insanüstü bir çaba ile çalışırım. Ve hiç yorulmam. Beni yoran şey insanların ilişkilenme biçimleri olur genelde. Süreç içerisinde çok fazla insanla ortak paydada buluşmaya çalıştık. 2017’den bu yana vazgeçip küsüp tamam artık yapmıyorum desem de, son düzlükte Baba Sahne ekibi ile sarmalandık. İyi ki de öyle oldu. Nokta’nın yardımcı yönetmeni Gülenay Çoruh’un ayrıca manevi desteği ve dayanışmamız gardımı çok yükseltti. “Hadi özgim, hadi düşme olacak.” dedi hep. Koreografım Ferhat Güneş her provada ayrıntılı sahne çalışırken yanımdaydı. Sadece koreografi yapmadı. O gerçek bir emekçi. Üretirken, sanatımla aşkımı yaşarken disiplinimi ve inancımı zedeleyecek hiç bir şeye müsamaham yok. Prova sürecinde dengemi bozan her itkiden uzaklaşıp sadece oyuna hizmet etmeye çaba ettim. O sebeple her ses, her dil süs değil bedenlerin ve belleklerin taşıyıcısı oldu.
Güçlü ve duygusal yükü ağır olan bir figürü sahneye taşımak senin için ne kadar zorlayıcı oldu? İçsel sürecin nasıldı? Oyun sonrası bedeninde ve kalbinde ne tür duygular ortaya çıkıyor?
Sahnedeyken adrenalin salgılıyorum; bu, benim için hem tetikte hem de tamamen akışta olma hâli. Kalbim hızlı atıyor ama zihnim berrak; zaman bazen yavaşlıyor, bazen ışık hızında geçiyor. Bu kimyasal akış, duyguların ve düşüncenin sahnede bedenleşmesini sağlıyor.
Bu zorlayıcı ama bir yaşama hali de aynı zamanda. Kendimi bildim bileli bunu yaşıyorum ben. Sayısını belirleyemeyeceğim temsillerim oldu. İsimlerini hatırlamakta zorlanacağım kadar sahnelerde oynadım. Türkiye’de oyun oynamadığım şehir kalmadı diyecek kadar yıldır sahnedeyim ve aktifim. Yolumda, yolculuğumda keşiflerle dolu ve çok heyecan verici. O sebeple tüm zorluklar güzelliklerle geri dönüyor. Tüm çabalarım sevgi ile karşılanıyor. Emeklerim kendi kandilini yakan bir kâşif gibi ısıtıyor beni ve seyirciyi. Yani bizi. Bu çok tatlı bir huzur. Ehli insan olmaya adandığım bir yoldayım. Bu yolun tüm vesilelerine ise aşığım.
Kadın seyircilerle aranda nasıl bir bağ oluştu? Sahnedeyken yüzlerindeki ifadeyi yakalayabiliyor musun? Oyun sonrası tepkileri nasıl oluyor?
Sahnedeki yankıyı duyan bedensel dönüşümü gören hikâyelerin taşıyıcısı olan her bir birleşeni hisseden herkes çok işliyor içime. Kadın ya da erkek diye ayırmadan söylüyorum bunu evvela. Sorunuza cevaben kadın seyircileri irdeleyeceksek şunu söyleyebilirim: Her tebrik eden kadınlar sahnede yüzyıllar boyunca suistimale maruz kalmış her varlığı derinden hissedip bağ kurduğunu söylüyorlar. Yanı sıra Nokta karakterinin sempatisi ile kendilerini baba evlerinde gibi hissettiklerini söylüyorlar. Oyunla ve amaç ettiğim her şey ile bağ kuranlar o kadar çok ki… Sesime, ses yoluma ortaklar. Başımın üzerinde yeri var her gelenin. İyi ki var her biri. Daim olalım.

NOKTA, farklı etnik kökenlerden kadınların ağıtı. Ama bu kadınların arasında biri var ki, o senin sanatın için de önemli ve büyük bir örnek: Afife Jale. Nokta oyunu ve Özge Arslan için Afife’nin anlamı nedir? Bir de sahnedeki diğer kadınlar…
Çok eleştirileceğini düşündüğüm bir oyun yapacağımın bilgisiyle yazdım ve prova ettim Nokta’yı. Afife’yi ise sadece ilk kadın oyuncu olarak değil, kırılganlığı, mücadeleleri ve bedensel-ruhsal sömürülmüşlüğüyle ele alarak, bugünün tiyatrosuna ve kadın bedenine dair çok güçlü bir söz söylemek istedim. Morfinmanlığın altını çizdim. Çünkü, onun kırılganlığı, sahnede sadece kendi sözünü değil, aynı zamanda sistemin kadın bedenine ve yaratıcılığına yaptığı suistimalleri de taşıyor. Bu yüzden sahnede Afife yalnızca bir figür değil, bir isyan, bir uyarı, bir ağıt olarak var oluyor.
Peki NOKTA oyunu serüveninde süreci de düşündüğünde: Bugün sahnede olan Nokta’dan sana ne kaldı? NOKTA’ya dair cebinde neler taşıyorsun?
Çok azimli olduğumu bir daha hatırladım. Tüm aksiliklere rağmen disiplinimi korudum. Bu bir tiyatro metni değil diyenlere rağmen iddialaşmadan ve kavgasızca sadece hayalime odaklandım. Hala sözel bir iddiam ve kanıt çabam yok. Sadece var olma yollarımdan en güçlü silahım olan sanatımla var oluyorum. Bu kadarım. Bu kadar yapabiliyorum. Daha fazlası içinde bitmek bilmeyen bir aşkım var. Nokta oyunu Özge’ye hep bunları hatırlatıyor anlayacağınız. Kalbini bozma Özge’ciğim her şey olur, her şey çözülür ve her şey döner dönüşür. Yolda her şey düzelir. Kalbini aklını idrakını ziyan eden karanlık niyetler ise hep var olacaklar. Olsunlar. Sen yolundan çıkma.




