Performans Sanatçısı, Hareket Amiri Dicle Doğan İle Söyleşi

İtalya’dan ST Olav Norveç’e, Camino Del Norte’dan en son 1200 km ile Shikoku’a kadar pek çok ülkede tek başına yürüyen, cesur ve tutkulu isim Hareket Amiri Dicle Doğan’a performans sanatı hakkında merak ettiğim sorularımı sordum.

Karşımızda; güçlü, doğaya aşık, organik yaşayan, geri dönüşümü önemseyen, samimi ve bilgisini paylaşmaktan sakınmayan, kendisine sınırlar çizmeyen, kalıplar dışında yaşama bağlı, yürüyen, performans sanatçısı bir kadın var.

web: hareketamiri.com
instagram: hareketamiri

Keyifli okumalar.

Dicle Doğan
Dicle Doğan ( Fotoğraf: Korelyan )

Seni tanımayan okuyucularımız için performans sanatçısı Dicle Doğan’ı nasıl tanıtırsın?

Dicle ben. Mimar Sinan GSÜ Devlet Konservatuarı Çağdaş Dans bölümü mezunuyum. Bağımsız koreograf, performans sanatçısı ve eğitmenim. Oyuncularla oyunculukta beden kullanımı, hareket ve farkındalık eğitimi üzerine çalışıyorum. Aynı zamanda kendi performanslarımı sergiliyorum.

Uzun zamandır şehirden uzak bir hayatım var. Biraz bahçıvanım, biraz gezginim.

Hayatımı minimalize ettim. İhtiyacım kadarını üretip ihtiyacım kadar tüketiyorum. En azından deniyorum.

Bizim jenerasyonumuzda ailelerimizin pek çoğu sanat deyince hep geri adım atar, bize ait hissetmeyeceğimiz hayatlar kurgularlardı. Senin çağdaş dansla buluşman ve bugün karşımıza performans sanatçısı, bağımsız koreograf ve eğitmen olarak çıkman nasıl oldu?

Çocukken bale eğitimi alıyordum. Ne olduysa ergenlikte devam etmek istemediğime karar verdim. Annem bu yolda ilerlemem konusunda ısrarcıydı. Babam bir akademisyen olmasına rağmen Türkiye’de sanat okumam konusunda çok ısrarcı olmadı.

Annemin bu noktada kendimi keşfetmem için gösterdiği çabaya minnettarım. Bir kez bile şüphe etmedi diyebilirim. Hatta zaman zaman uğradığım hayal kırıklıklarında beni motive eden, ayağa kaldıran her zaman annem olmuştur.

Sadece Türkiye’de değil başka ülkelerde de tanıştığım bir çok ebeveyn çocuğunun sanat okumasından çekiniyor. Haklı gerekçeleri var kabul ediyorum ama bir insandan sevmediği bir şeye hayatı boyunca emek vermesini istemek bana kalırsa çok acımasız.

Bir performans sanatçısı bedenini ve ruhunu nasıl besler? Kişisel gelişimin için nelere özen gösterirsin?

Üniversite hayatıma şöyle bir dönüp baktığımda tamamen “sanat” odaklı bir yaşama çaba harcadığımı fark ediyorum. 20’li yaşlarım özellikle Avrupa’da müze, sergi gezmek, performans izlemekle geçti. Hiçbir tatilimi okumadan izlemeden atölyeye katılmadan boş geçirdiğimi hatırlamıyorum.

30’lu yaşlarımda bakış açım değişti. İçinde sıkıştığım bu fanustan uzaklaşıp başka deneyimler yaşamak istedim. Farklı hayatları tanımak, doğadan ilham almak, farklı kültürleri keşfetmek, olduğum gibi yaşamak, ezberlenmiş bilgilerden, belirli kalıplardan ve ekollerden uzaklaşmak istedim.

Deneyimlemediğimiz bilgiye sahip çıkmamamız gerektiğine inanıyorum. Her bilgiye açık olmalıyız, denemekten çekinmemeliyiz ama her bilgiyi cebimize koymayacak kadar da mesafeli durmaya özen göstermeliyiz gibi geliyor.

Sanatını yaparken; etkilendiğin, pes ettiğin, düştüğün ve tekrar kalktığın kırılmaların neler oldu?

2015 senesi benim dönüm noktamdır. İçinde bulunduğum üretim alanlarının kendini tekrar ettiğini kabul etmem çok zaman aldı. Etiketlerin, fikirlerin baskısı altında ciddi anlamda eziliyordum.

Bir sırt çantası alıp aylarca ülkeler arası yürümek hayatımın en güzel kırılmasını yaşattı bana. Önce kendimle tanıştım, sonra dünyadan bir sürü insanı keşfettim, sokakları, doğayı, vahşi hayatı tanıdım.

Bu sayede birçok kalıbımdan kurtuldum belki de kendi kalıplarımla yüzleşmiş oldum. Sokakta, doğada muazzam şeyler oluyor. Ve her gün kendime dair yeni şeyler keşfediyorum. Doğa ile uyumlu yaşadığımdan beri kesinlikle daha vahşiyim.

Basit iki kelimeyi, derdi açık ve net anlatmak varken, allayıp pullayıp sahnelemekten biraz sıkıldım. Bu artık bana yaratım tacirliği gibi geliyor. Bu kelime kulağa fazla iddialı gelebilir ama artık üretmek için üretmeye, iki basit kelimenin, dertlerin bu denli sömürü ile anlatılmasına karşıyım.

Bana göre nefreti, öfkeyi, aşkı dümdüz ifade edebilmek de önemli. Bunu zaten samimiyetle yaptığımızda, yaşamımıza aktardığımızda üretim şekillerimiz de değişecek. İşte o zaman paketlenmiş ürünlerle değil sanatla buluşacağız.

Performans Sanatçısı, Hareket Amiri Dicle Doğan İle Söyleşi
Dicle Doğan ( Fotoğraf: Ferhat Polat )

Adana Şehir Tiyatrosu’ndan çıkacak bir oyun için koreografi çalışması yaptın. Bir sonraki proje nerede olacak? Seni sahnede görecek miyiz? Planlar, projeler neler?

Bir sonraki çalışmam Bursa Şehir Tiyatrosu’nda olacak. Yazdığım bir kitap var.

Kendimi iyi hissetmek için yaptığım birtakım planlar oluyor ama çoğu hayatın ritminde başka türlü şekilleniyor. Ben de bu değişime adapte oluyorum.

Dedim ya, artık bir şeyler yapmak için aceleci davranmıyorum.

Pandemi sürecinde insanların panikle ürettikleri şeyler beni çok yordu. Kendimi duymak, zihnimi bu kaos ve panikten koruyup muhafaza etmek şu noktada benim için daha kıymetli.

Sen aynı zamanda yaptığın yürüyüşlerle de konuşulan ve takip edilen bir isimsin. Peki yürüdüğün yolların, geçtiğin yerlerin, oralardan öğrendiğin kültürel değerlerin vs. performans sanatına katkıları oluyor mu?

Ben yürüyüşün perfomansın kendisi olduğunu düşünüyorum. Bazen paylaşıyorum bazen paylaşmıyorum. Yaptığım her söyleşi, seminer yürüyüşümün bir parçası. Bu yüzden de hala o akışın içinde hareket etmeye özen gösteriyorum. Şu an bu röportaja verdiğim cevap bile o performansın bir eklentisi bana göre.

Şöyle katkıları oldu;

Düşüncelerimi, yazılarımı, niyetlerimi, sunumlarımı planlı programlı yapmamaya çalışıyorum. Yürürken öğrendiğim en güzel şey; her şey olması gerektiği gibi olur.

Akışta yaşamayı yürürken öğrendim. Eskiden bu kelime duvarlara banklara ağaçlara yazılmış “carpe diem” kadar klişeydi benim için. Çünkü yazmanın, anlatmanın ve duymanın ötesine geçmiyordu. Şimdi dibine kadar yaşıyorum.

Performans Sanatçısı, Hareket Amiri Dicle Doğan İle Söyleşi
Dicle Doğan ( Fotoğraf: Eren Yiğit )

Yürüyüş önceleri başlayan hazırlık aşaması; bir performans çıkarmanın öncesi gibi keyifli ama zor olmalı. Yürüyüşünü tamamlamak veya meditasyon yapmakta alkışı almak, performansı tamamlamak gibi geliyor. Hepsinin özünde doyum var diyebilir miyiz?

Doyum değil denge var. Derdim süreci tamamlamak değil, sürecin içindeki dengeyi bulmak.

Keyifli olanın değil gerçeğin ve samimiyetin peşindeyim.

Saatlerce yürüdün, farklı hava koşullarında kaldın, farklı stres boyutlarını yaşadın. Her yürüyüş sonrası bedeninin aldığı tahribatı performansın için onarmak zor olmuyor mu? Sanatını yapmak aşamasında sana engel çıkacak bir durum olma endişesi taşıyor musun?

Bedenimi tanıyor olmak yürüme eylemini gerçekleştirirken bana verilmiş en güzel hediye diye düşünüyorum. Bedenimin sınırlarını biliyorum. Ama zihnimin sınırlarını hiçbir zaman kestiremiyorum. Muhim olanın zihnimin oyunlarına gelmemek.

Düzenli yoga yapıyorum. Hareket ve farkındalık çalışmaları yapıyorum. Ve tahribatımı elimden geldiğince iyileştirmeye çalışıyorum.

Performans sanatları dışında ilgi alanında hangi sanat dalları var? Sevdiğin ressam, tablo, defalarca izlediğin film, filmini beklediğin yönetmen, oyunculuğunu canlı izlemek istediğin bir oyuncu, ruhunu beslediğin parça var mı?

Sinemada Haneke’yi hep bekleyebilirim.

Çağdaş sanatçılardan Felice Varini

Fotoğraf, Performans sanatçısı ve ressam; Gottfried Helnwein

1988 doğumlu, Sanat ve Kültür Yönetimi mezunu, sanat ve kültür meraklısı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.