Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi Söyleşileri / Burak Özbaykuş

İzmir Bağımsız Tiyatrolar İnisiyatifi Kurul Üyesi, Oyun Hamuru Tiyatrosu Kurucusu ve tiyatro emekçisi Burak Özbaykuş ile Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatif Söyleşileri devam ediyor.

Burak Özbaykuş’a süreçle ilgili fikirlerini, Oyun Hamuru’nun durumu hakkındaki gelişmeleri sordum.

Keyifli okumalar.

Burak Özbaykuş

Tiyatro emekçisi ve Tiyatromuz Yaşasın dayanışmasının etkin isimlerinden biri olarak; süreci nasıl yorumluyorsunuz?

Sürecin başından itibaren herkes gibi, biz tiyatro çalışanları da işlerini yapamaz noktaya geldik. Aslında biraz da şunu fark etmemize yol açtı içine düştüğümüz bu hal; bizler yani “sanat üreticileri” toplum nezdinde çok da karşılığı olmayan hayati bir önem arz etmeyen bir işin peşindeymişiz. Her şey normalken algılandığımızın dışında algılanmaya başladığımızı gördüğümüz bir süreç çıktı karşımıza. Aslında bu da çok yargılayabileceğimiz bir yerde durmuyor, bizimki gibi bir ülkede bu edimi gerçekleştiriyorsanız. Zaten hali hazırda alımlayıcısı çok az olan bir mesleğin icracıları olarak (bağımsız tiyatrolar için söylüyorum bunu) seyircimize de kendi hayati kaygıları varken salonlara doluşun ve biz de para kazanalım diyemezdik ve yüzümüzü devlete döndüğümüz, etkin bir tiyatro yasasının çıkması noktasında mücadele verdiğimiz bir sürece giriştik.

Mart’tan bu yana yaşananlara ve son gelişmelere dışarıdan baksak bile işimize yarar elle tutulur, somut bir şey yok. Eksik kaldığınızı düşündüğünüz, yetkililere ulaştıramadığınız noktalar var mı?

Bir laf vardır arkamızda ayı bağırıyor diye. İçinde bulunduğumuz durumda tam olarak böyle aslında. Birçok tiyatro salonu kiralarını ödeyemez noktaya geldi. Bu söylediğim sadece mekânsal dert, çalışan ücretleri, sigorta primleri, elektrik, su faturaları… Fark ettiyseniz şu an hala kendi hayatlarımızı idame ettirebilmekten dem vurmadık bile. Bunlar sadece devlet nezdinde bir karşılık bulmayan mesleki kaygılarımız. İşlerimizi devam ettirebilmek en azından bu süreci, maddi bir kazanç sağlayamayacak da olsak, birikmiş bir borç yatağına düşmeden atlatmak istedik ve 7 maddelik bir yasa önergesi hazırladık. Yapabileceğimizin en iyisi bu gibi göründü. Ortak dertlerimizi içeren bu 7 maddelik tasarıyı da muhataplarına ulaştırdık. Fakat görünen o ki; bizler ağlayan, zırlayan dilenciler olarak algılandık ve ağzımıza bir parmak bal çalmaya kalkışıldı. 1 Temmuz’da sahnelerinizi açabilirsiniz dendi. Pandemi koşullarında bunu yapmak en basit tabiriyle aymazlık olurdu. Kısacası hiçbir somut kazanım edinemedik henüz ama ille de yasa demeye de devam ediyoruz. Sadece bugün için geçerli bir yasa değil ama süreklilik arz eden bir yasa.

Geçtiğimiz ay, Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileriyle yürüttüğünüz; diyalogları, yapılan önerileri, çağrıları ve vaatlerin bir kısmını kronolojik olarak sıralayan yazılı açıklamanızı basına ve kamuoyuna duyurdunuz. Sizleri anlamadıkları ve/veya önemsemedikleri ortada. Kitlesel olaylarda ön saflarda duran, seslerini çıkartmaktan korkmayan, hak ve emeğe her seferinde dikkat çeken sanatçıları yıpratmaya çalışıyor olabilirler mi?

Sanırım şu klişe söz artık herkes tarafından kabul görmüştür. Doğru meslek fakat yanlış ülke. Sanırım istenmeyen evlat olan sadece bizler de değiliz. Bu ülkede farklı bir sesi ve rengi olan herkesle aynı muameleyi görüyoruz. O yüzden de açıkçası çok şaşırdığımız bir şekilde de ilerlemiyor süreç. 1 Eylül itibarıyla Devlet Tiyatroları perde açtı ve oyunlarını kısıtlı seyirciyle kapalı mekanlarda sergilemeye başladı. 17 yeni oyunla başlıyor sezona. 12 yerleşik sahne için, yaklaşık 300 milyon TL’lik bir bütçe ile yapıyor bunu. Kültür Bakanlığı aynı sanat dalıyla uğraşan 256 özel tiyatroya da geçen sene 6.1 milyon TL ödenek sağlıyor. Bu sene, bu parayı vermek için de pandemi koşullarında iş yapamamış özel tiyatrolardan borcu yoktur belgesi isteniyor. Hem çalışamıyoruz hem de borçlar birikiyor. Bildiğiniz devletin mobbingine maruz kalıyoruz. Sanırım dediğiniz gibi yıpratmaya çalışıyor.

Tiyatrocuların ütopik bir dünya yarattıklarını düşünmemek gerektiği gibi var olan bir mesleğin diğerleri gibi üretmeye devam etmesi ve emekçilerinin evlerine ekmek götürebilmeleri tüm gaye. Bugününe baktığımızda turizm için kapılarını açanlar, yatırımlarını geniş ve büyük ölçekli iş piyasasına göre yapanlar sanatçılarına daha az maliyetle de destek olabilirlerdi. Bu dönemi sanata karşı Turizm demek doğru olur mu? Nasıl yorumlarsınız?

Bizler bu topraklarda doğduk, büyüdük bu toprakların tedrisatından geçip, bu toprakları anlatmak için bu sanatı eylemeyi seçtik. Bu toprakların kültürünü tiyatro ile anlatmayı seçtik. Bu noktada bağlı olmamız gereken bakanlık tabii ki Kültür Ve Turizm Bakanlığı olmalıydı. Fakat bizler Maliye Bakanlığı üzerinden Tacir sıfatıyla iş yapabiliyoruz. Yani söz konusu bakanlık turizm derken bizi karşısına koyarak söylemiyor bunu. Biz zaten tamamen konu dışıyız. Bakanlığın muhatabı oteller ve ören yerleri, özel tiyatrolar ticaret erbabı.

Tiyatro emekçileri yıllardır aynı ve benzer sorunlarla savaş halindeler. Fakat dünya olarak bugün içinde bulunduğumuz salgın sebebiyle işler daha da derinleşti. Sonuçta bugün yine vaatlere uyulmaması, yeri gelince muhatap bile bulunamaması üstüne üstlük zamanın hızlı ve emekçilerden bir şeyleri alarak geçiyor olması; sizleri üretmeye ve dayanışmayla savaşmaya daha da kamçılıyor. Dayanışmanın içindeki meslektaşlarınızla bir araya geldiğinizde ne gibi diyaloglar yaşanıyor?

Tiyatromuz Yaşasın İnisiyatifi tam olarak da bu dayanışma ihtiyacından ortaya çıkan bir oluşum oldu. Bizim bizden başka dostumuz yokmuş dediğimiz bir süreci büyütmeye ve geliştirmeye çalışıyoruz el birliğiyle. Türkiye’nin dört bir yanından tiyatro üreticisiyle online olarak bir araya gelip ve kalıcı çözümler arıyoruz mart ayından beri. Kendi şehirlerimize de ilham verdi bu oluşum ve örneğin İzmir’de, İzmir Bağımsız Tiyatrolar İnisiyatifi’ni kurduk 16 tiyatro bir araya gelerek, kendi içimizde, pandeminin yarattığı koşullardan kurtulabilmek rahat nefes alabileceğimiz maddi koşullar oluşturabilmek adına, projeler geliştirmek üzerine harekete geçtik. Tabii ki konuşmalarımızın büyük çoğunluğu da yasa üzerinden ve maddi kaynak yaratabilmek üzerinden gelişiyor. Öz kaynak yaratabilmek adına ne yapabilirizi konuşuyoruz.

Sezon başladı. Perde açacak özel tiyatrolar var. Fakat Mart’tan bu yana biriken borçlar ve giderlerin yeni sezonla artmasıyla gelir-gider dengesizliğinin tavan yapacağı günler hızla yaklaşıyor. Sezona dair öngörüler nelerdir? Geçen sezonla kıyaslarsanız; önümüzdeki sezon perde açamayacak kaç tane özel tiyatro var?

Geçen sezonla kıyaslanabilecek bir durum yaşamıyoruz. Çünkü geçen sezonu da tamamlayamamıştık. Ondan önceki sezonda da “altın çağımızı” yaşamıyorduk maalesef. O yüzden bu sezon bizim için tamam mı zorla da olsa devam mı sezonu olacak. Kaç tiyatro zorla da olsa devam diyebilir bilemiyorum ama tamam diyecek tiyatro sayısı da azımsanmayacak rakamlara ulaşacaktır.

Gelişmeleri dışarıdan takip edenler için tiyatro emekçilerinin içinde bulunduğu buhranlı durumu nasıl ifade edersiniz?

Bizler de bir araba tamircisi abla gibi ya da bir başka esnaf kardeşimiz gibi bir mesleği olan vatandaşlarız. Nasıl ki devlet diğer meslek kollarına destek paketleri açıklayıp sosyal devlet olmanın gerekliliğini yerine getiriyor, bizler de el üstünde tutulalım ve sanatçıyız kayrılalım derdinde değiliz. Biz de vatandaşlık hakkımızı talep ediyoruz. Alınan vergilerin karşılığını zor zamanda görmek istiyoruz. Her şey ortada, hayatımızı idame ettiremiyoruz. Çünkü aylardır bir gelirimiz yok. Aslında durum bu kadar açık ve net.

Bundan sonraki adımlarınız neler olacak, savaşmaya alışık olan sanat emekçileri olarak B planınız nedir?

Öz kaynak yaratmak, dayanışma içinde olduğumuz insanlarla yaptığımız fikir teatilerinden bir çıkar yol bulup mesleğimizi devam ettirmek olacak tabii ki. Bin yıllardır yaşamış tiyatroyu bugün ellerimizle biz beceremedik deyip öldürecek halimiz yok. Üretmeye devam edeceğiz.

Sanatseverlere düşen görevler nedir? Destek olmak isteyenler nasıl bir yol izleyebilir?

Bizlerin işinin iki olmazsa olmazı var. Bunlardan biri de seyirci. Yasa için kampanya başlattığımızda birçok seyircimizin de imzası vardı o kampanyada bizler onun peşini bırakmadık ve sürece devam ediyoruz. Seyircilerden de talebimiz bu kampanyanın bizlerle beraber sesini yükseltmek için destek vermeleri. Onlarsız yola devam etmemizin de zaten bir anlamı yok.

Instagram: oyunhamurutiyatrosu

SanatOkur olarak Türk tiyatro sanatımızı ve özel tiyatrolarımızı destekliyoruz.

Tiyatromuz Yaşasın diye…

1988, İstanbul doğumlu. Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi mezunu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir