Zilberman İstanbul, “Uçuruma Yerleşmek” Grup Sergisini Ağırlıyor

Zilberman İstanbul, küratörlüğünü Naz Kocadere’nin üstlendiği Uçuruma Yerleşmek başlıklı grup sergisine ev sahipliği yapıyor. Isaac Chong Wai, Sandra del Pilar, Memed Erdener, Erkan Özgen, Yaşam Şaşmazer, Neriman Polat, Cengiz Tekin, ve İsmail Yılmaz’ın yapıtlarını bir araya getiren sergi 13 Mayıs – 1 Temmuz 2022 tarihleri arasında Zilberman İstanbul’un Mısır Apartmanındaki ana sergi mekânında izlenebilir.

Uçuruma Yerleşmek / Settling into the Abyss
Uçuruma Yerleşmek / Settling into the Abyss

Sanılanın aksine şeytan ayrıntılarda değil, görünürde midir ve bize sandığımızdan daha mı yakındır? Keith Richards ile birlikte “Sympathy for the Devil”ı yazan Mick Jagger, “şeytanın işi” olarak görülebilecek tarihi olayları belgeleyerek, birinci ağızdan şeytan olarak şarkı söylüyor. Şarkı, kötülüğün sıradanlığı tarafından kolayca yutulmasına izin veren insanlığın karanlık tarafının bir analizini sunmayı amaçlıyordu. İçimizdeki şeytani mekanizmaları anlarsak, onunla başa çıkabiliriz. İnsanların şiddete ve karanlığa eğilimlerini birey, toplum ve doğa ile olan ilişkisi üzerinden inceleyen “Uçuruma Yerleşmek” sergisi, adını sanatçı Memed Erdener’in atıfta bulunduğu Friedrich Nietzsche’nin İyinin ve Kötünün Ötesinde (1886) adlı eserinden alıyor. Nietzsche’nin sözleriyle, “Canavarlarla savaşan kişi, bu süreçte canavara dönüşmemeye dikkat etmelidir. Ve bir uçuruma uzun süre bakarsan, uçurum da sana geri bakar.” Bu bağlamda “uçuruma bakmak” kişinin kendine yabancı bir şeye dalıp gitmesinin kendisi için karanlık sonuçlar doğurabileceğini ifade eder.

Sergi temsil, kimlik, keder, adalet, dayanışma, isyan ve psikolojik ikilem kavramları etrafında derinleşir. İnsan ruhu üzerine yapılan okumalarla serginin çerçevesini zenginleştiren düşünürler arasında Carl Jung da yer alır. “Gölge”, kişinin reddetmeyi ve bastırmayı seçtiği kişiliğin bilinmeyen yönlerini tanımlayan ve ilk kez Jung tarafından ortaya atılan bir kavramdır. Gölge arketipi, kişinin bilinçaltındaki gölgeli kısımların gün yüzüne çıkarılmasına ve içsel bir huzur arayışında travmaları kabullenme sürecine tekabül eder. Yaşam Şaşmazer, sergide yer alan heykelinde, anaerkil bir yaklaşımla insan psişesinde bu tür bir araştırmayı konu edinir. Sanatçı, ruhunun içindeki karanlıkla yüzleşmeye cesaret eden ve dahası/üstelik huzur bulan bir figürü betimler.

Bir diğer perspektiften, Sandra del Pilar, iç içe geçmiş bireyler topluluğunun şaşırtıcı ve gerçekçi bir tasvirini sunar. Sanatçı, şeffaf renk ve kumaş katmanlarının kullanımı yoluyla toplumsal damgalama normlarının bir eleştirisini tasvir eder. Jacqueline Rose, feminist araştırma pratiğinde kişisel ve politik bağlantıları açıklar. Rose, şiddetin nereden kaynaklandığını belirlerken, iç (kişisel) ve dış (toplumsal) sınırlar arasında olan girift ilişkiye karşın hatalı bir ayrım yapıldığını savunur. Şiddet, toplumsal cinsiyet ve psikanaliz üzerine yaptığı çalışmalarla Rose, kurban ve saldırgan gibi iki ayrı tarafı konumlandıran ikili bir ayrışmaya karşı durur. Bu ayrılmazlığın bir örneği, Erkan Özgen’in bir fotoğraf yerleştirmesi eşliğinde yaptığı video yapıtında görülebilir. Özgen, dayaatılmış toplumsal tarih yazımının işlevsizliğine ve bunun bireydeki köksüz karşılığına dikkat çekiyor. Sanatçı, aktüelitenin milliyetçiliğin ironisini ve şiddeti övmek için tehlikeli yaptırımlarını nasıl ortaya koyduğunu gösteriyor.

Diğer bir açıdan, Judith Butler Şiddetsizliğin Gücü isimli kitabında, iktidar yapılarının şiddete ve şiddete karşı direnişe ilişkin kelime dağarcığını nasıl çarpıttığını açıklar. Butler’ın “şiddetsizliğin mutlak bir ilke değil, süregiden bir mücadele olduğunu” iddia eden sözleri Memed Erdener’in dokuzlu tablosunda yankılanır. Memed, siyasi muhalefet ve eleştiri odaklı çabaların devlet yetkilileri tarafından tehdit olarak görülen “şiddet” olarak etiketlenmesinin dilden ümidin kesmeye yetmeyeceğini kanıtlar. Benzer şekilde Neriman Polat, kadına yönelik şiddet nedeniyle kaybedilen yaşamları anmak için inşa edilen bir ağıtı anıtlaştırıyor. Cengiz Tekin, kurgusal fotoğraflarında coğrafya, tarih ve siyasetiyle sımsıkı sarılmış kimliğin incelikli ama şiddetli temsilini sahneliyor. Tekin’in birinin diğerinin acısına karşı duruşunu sorgulaması, Isaac Chong Wai’nin yerleştirmesiyle diyalog halindedir. Chong Wai, şiddetin donmuş izlerini öne sürüyor ve kişinin geçmiş acılara karşı kayıtsız kalma ya da olmama tercihinin önemini ortaya koyar. Son olarak, İsmail Yılmaz, bireyin doğadaki içsel keşfini, cesur ve yoluna çıkan her türlü canavarla yüzleşmeye hazır olduğunu belgeler. Ne de olsa, belki de sadece uçuruma bakmakla kalmayıp, onunla yüzleşmek ve barışmak için doğrudan içine girilmelidir.

Türkiye'nin En Büyük Sanat Haber Portalı, Güncel Sanat Haberleri, Sergi Rehberi, Sanatçı Portfolyoları, Sanat Üzerine Röportajlar



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir