Anıl Emre Daldal
Anıl Emre Daldal

Anıl Emre Daldal ile Söyleşi: “AF ve Ceza”dan “M.”ye Uzanan Hikâye

2 Temmuz 2025
4 dakika

Bazen tek bir harf, bir ismin ya da bir hikâyenin yerini tutabilir. Anıl Emre Daldal’ın 2020 çıkışlı şarkısı “M.” de tam da böyle bir etki yarattı. Kimi için bir harfin taşıdığı bir aşkı, kimi içinse eksik kalan bir cümlenin tamamlanmamış hâlini simgeliyordu. “M.”, yalnızca alternatif sahneyi takip eden dinleyicilere değil, bu tarz müziği yakından izlemeyen pek çok kişiye de ulaştı. Anlamı açık edilmemişti belki, ama hissi her dinleyen için fazla tanıdıktı.

“M.”nin öncesinde ve sonrasında da kendi tarzını koruyan üretimleriyle müzikseverlerle buluşan Anıl Emre Daldal, şimdi ise “AF ve Ceza” albümüyle bu kez daha bütünlüklü bir anlatı sunuyor. Sözlerini yazan, bestesini yapan ve prodüksiyonunu üstlenen bir müzisyen olarak içten bir yolculuğun izini sürüyor.

Bu söyleşide, sadece yeni albümün temalarına değil; harflerle başlayan anlatıların yarattığı hislere ve meraklara, yaratım sürecindeki tek başınalığına, sesin biçimlendirdiği duygulara ve “kişisel olanın nasıl evrenselleştiğine” dair pek çok konuyu konuştuk.
İyi okumalar…

“AF ve Ceza” albümünüzde bireysel yüzleşmeler, affetme ve duygusal geçişler öne çıkıyor. Bu temaları bir araya getiren şey neydi? Albüm sizin için bir iç dökme mi, yoksa kapanmamış sayfaları yeniden açma süreci mi oldu?

Aslında bize zarar veren düşünceleri bir kez daha affetme düşüncesine girince, çektiğimiz cezayı anlatıyor. Tamamen bir iç dökme.

“AF ve Ceza” ismi, yalnızca bir karşıtlık değil aynı zamanda bir iç içelik hissi de barındırıyor. Bu iki kavram sizin gözünüzde nasıl bir denge içinde?

Uyumsuzluğun dengesi gibi. İkisinin de sonunda , başa dönüyorsun.

Albümdeki tüm söz yazımı, beste ve prodüksiyon süreçlerini tek başınıza yürütmüşsünüz. Bu yaratıcı yalnızlık sizi besleyen bir alan mı, yoksa zaman zaman zorlandığınızı hissettiğiniz oluyor mu?

Tek başıma sayılmaz aslında. Merve Karagöz ile söz ve fikir sürecinde, Doğukan İçeli ile akustik sürecinde bulundum. Yalnızlık bu süreçte besleyen ama bi o kadar da tüketen bir durum.

Diskografinizde “M.”, “K.”, “S.”, “B.” gibi, anlamı dinleyiciye açık bırakılan tek harfli şarkılarınız var. Bu tercihinize dair bir açıklamanıza YouTube’daki bir söyleşinizde rastladım ve aslında nedenini açıkça dile getirmişsiniz. Ancak bu isimlendirme biçimi, bir yandan da anlatıyı sadeleştirme, mahremiyeti koruma ya da dinleyiciye yer açma çabası olarak da okunabilir mi? Peki, gelecekte başka harf başlıklı şarkılarınızın da olma ihtimali var mı?

Bana kadar olan hikayeyi, bu dediğiniz kavramlarla aslında herkese hitap etme durumu oldu. Taktiksel bir yaklaşım yoktu. “Şu anlık” ilerde olmayacak gibi görünüyor.

Önceki sorumla bağlantılı olarak; dinlenme rekorları kıran, ünü yurtdışına dahi çıkan “M.” dinleyicilerle en çok bağ kuran işlerinizden biri oldu. Sadece bir harf, ama bu kadar güçlü bir etki ve hala devam eden… Bu kadar sade ama etkili bir yapının bu denli karşılık bulacağını öngörmüş müydünüz?

Kesinlikle öngörmüştüm ama nasıl olacağına dair en ufak bir fikrim yoktu. İçtenlik ve gerçeklik her zaman herkese hitap eder.

Müziğinizde sound olarak modern rock unsurları hissediliyor. Bu estetik tercihin arkasında, gençliğinizin müzikal hafızası mı var, yoksa bugünün bağımsız üretim diline yakın durma arzusu mu?

Hiçbir zaman enstrümanlara tekniksel açıdan yaklaşıp kendimi o alanda geliştirmedim. Duyduğum ve dinlediğim şeylerin, kendi içimdeki duygulara nasıl yaklaşacağını düşündüm. Yetim ve elimdekilerle bu bütünlüğü yakaladım galiba.

Yine yeni albümünüze dönecek olursak; albümdeki şarkılarda vokal performansınız da dikkat çekiyor. Vokal stilinizi oluştururken ya da geliştirirken ilham aldığınız isimler veya kendinize koyduğunuz sınırlar var mıydı?

İlham aldığım kişiler türünde tek olan kişiler. Örneğin ; Chester Bennigton. İnanılmaz bir vokal. Ama ben kendi benliğimde neyim, ne kadarım ona göre bir vokalim var. Üzerinde çok düşünmediğim.

Dinleyici yorumlarınızda şarkılarınızın ‘kişisel ama evrensel’ bulunduğunu okudum. Sizce müzikte en kişisel olanın en çok paylaşılan şeye dönüşmesi nasıl mümkün oluyor? Bu dengeyi kurmak sizin için bir hedef mi, yoksa doğal bir akış mı?

Yaşadığımız karmaşıklıkları, anıları herkes gibi anlatabildiğimiz zaman insanların seni anlaması kolay oluyor. Genel olarak kaçtığımız, içimizde sakladığımız çoğu şey aslında hepimizin yaşadığı şeyler. Bunları dile getirmeye korkmadıkça, doğal akış şeklinde evrenselleşiyor.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

ENKA Açıkhava Sahnesi
Önceki

ENKA Açıkhava Tiyatrosu’nda Rock ve Caz Haftası

Kıyamet Sonrası Olağan Bir Gün
Sonraki

“Kıyamet Sonrası Olağan Bir Gün Sergisi” Zai Bodrum’da