Oğulcan Sürmeli, Between Fire and Gunpowder
Oğulcan Sürmeli, Between Fire and Gunpowder

Ateşi de Barutu da Taşımadan: Oğulcan Sürmeli ile Söyleşi

1 Ekim 2025
7 dakika

Oğulcan Sürmeli’nin “Between Fire and Gunpowder” ismini taşıyan kişisel sergisi Ambidexter Gallery’de izleyiciyle buluştu. Farklı disiplinlerde çalışmaların yer aldığı sergi, patlamanın eşiğindeki gerilime odaklanıyor. Çalışmalar, bireysel ve toplumsal çatışmaları, modern sistemlerin görünmez sıkışmalarını ve estetikle örtülen suskunlukları sorguluyor. Oğulcan Sürmeli ile Between Fire and Gunpowder ve sanat pratiği üzerine konuştuk.

Sergideki eserler patlamamış gerilim kavramına odaklanıyor. Bu gerilimi izleyiciye nasıl aktardınız? 

Bu tarz kavramları izleyiciye iletirken herkesin kendi deneyimini yaşaması önemli olur. Şahsi yolculuğunuzu izleyiciye aktarmanız tehlikeli olabilir; çünkü o zaman izleyici bir başka çerçeveye, bir yoruma yönlendirilmiş olacak. Bu durumun sergimin ana fikrini bozabileceğini düşündüm. Böylece sergiyi oluştururken izleyicinin gördükleri karşısında bir yorumla değil de kendi kuşkusuyla baş başa kalacağı bir hâli planladım. Belki de sergide bu soruyu en yerinde cevaplayan işlerden biri “Real-Deal” olabilir. Bu çalışmada akrilik camla şekillendirilmiş şeffaf, namlusuz bir tabanca sergi mekânına büyük bir buz kütlesi içinde yerleştirildi. Zamanla buz eridikçe, içinde belirsiz bir silüet görünmeye başlıyor; bu silüet emin olamamakla birlikte izleyicide tehlikeli bir şeyi çağrıştırıyor. Süreç ilerledikçe silüet netleşiyor ve buz tamamen eridiğinde tabanca artık doğrudan izleyiciye bakıyor. Bu dönüşüm, görünmez olanın giderek görünürleşmesi üzerinden gerilimi izleyiciye doğrudan hissettiren bir deneyim yaratabiliyor. Akıldaki kuşkunun zamanla kendi tehdidine dönüşmesi gibi bir durumu da açığa çıkarıyor.

Çalışmalarınız hem içsel hem de dışsal çatışmaları sorguluyor. Bunu eserlerinizde hangi görsel ve kavramsal yollarla gösteriyorsunuz?

“Ateşle Barut Arasında” tam da adında gizli, ya da açıkça. Bu sergi için özellikle bu duruma elimden geldiğince dikkat etmeye çalıştım. Kendi içsel ve dışsal çatışmalarımdan değil, o çatışma yapısının kendisiyle ilgilendim. Sergideki çalışmalarda içsel ve dışsal çatışmalar dediğimiz şey, bu “Ateşle Barut Arasında” ki kimyasal durumla betimleniyor ve ben de o kısacık anın gerilimine odaklandım.

Modern dünyada eserlerin karşı nesne gibi konumlandığından bahsediyorsunuz. Bu yaklaşım, izleyicinin ve sanatçının eserlere bakışını nasıl değiştirir?

Modern dünyada eserlerin karşı-nesne gibi konumlandığından değil; modern dünyanın sanat, ekonomi ve görünürlük sistemlerinin artık yalnızca üretim değil, manipülasyon üzerinden çalışmakta olduğundan dolayı bu sergideki çalışmalar karşı-nesne pozisyonunda üretilmiştir. Sanat nesneleri atölyeden çıkıp gösterime gittiği zaman izleyiciyle romantik (duygu bazlı) bir bağ kuracak bir zemin hazırlanır. Fakat karşı-nesne yaklaşımı, bu sergide çalışmalarla izleyici arasındaki ilişkiyi daha yalın bir hâle getirebilir. Çok hararetli yaşadığımız bir olaya “olayı sindirince yakaladım” demek tadında bir benzerlik yaşatabilir diye düşünüyorum.

Belki de bu, bir anatomi sergisidir.

Oğulcan Sürmeli

Sanatçının “ne yakar ne patlar, sadece göstermekle tehdit eder” konumunu kendi çalışmalarınızı da göz önünde bulundurarak nasıl tanımlarsınız?

Dünyada artık “dananın kuyruğunun koptuğu yerdeyiz” denebilecek bir kıvamdayız. Bu gibi durumların şifası hep sanatta aranır. Ne hikmetse, dikkat ederseniz, bugün çoğu sanat çalışmasının sinyalinde, “ben” odaklılık, yolculuk, örseleniş, acı, umut gibi, artık herkesin kesin olarak hissettiğine hemfikir olduğumuz bir yapıda sıkıştığımızdan ötürü bu ögeler yer alıyor. Bu sergi için çalışmaları üretirken şahsi duygularımı, yorumlarımı, mahremimi katmadan oluşturmaya gayret ettim. Böylece içinde bulunduğumuz yapının anatomisini oluşturmayı hayal ettim. Belki de bu, bir anatomi sergisidir. 

Bu sergide “beni” dahil ettiğim tek bir çalışmam oldu; o da “Bundan Sonra İstanbul’un Yeni Sefiri Sensin.”

Oğulcan Sürmeli, Between Fire and Gunpowder
Oğulcan Sürmeli, Between Fire and Gunpowder

Tehdit boşluğunun üretim alanına dönüşmesi, sanatçının etkinliği ve edilgenliği üzerinde nasıl bir etki yaratıyor?

Hangi durumda nasıl hissetmeniz gerektiğine ve hangi hallerde nasıl hissetmemeniz gerektiğine dair bir çerçeve oluşturmayan, tercihleri ortadan kaldıran veya tercih oluşumunu direkt size bırakan bir etki yaratıyor. 

Sergide yer alan “Hokkabaz” çalışmanızdan bahseder misiniz? 

Bu çalışma simülasyon ortamında üretildi. Burada bir illüzyon gizli. İzleyicinin bulunduğu mekânı da içine dâhil eden bir fotoğraf var karşımızda ve fotoğrafta bayrağın kendisi olmadan sadece gölgesini görüyoruz. Bayrakların sembolünden bahseden bir çalışma bu. Bayraklar, bir zamanlar varlığımızı ve o varlık üzerinden de zihnimize ve bedenimize uzanıp iktidar kuran bir ideolojiyi temsil ediyordu.

Hokkabaz’ın önüne geldiğinizde, tavan ışıklandırmasıyla bedeninizin yere düşecek gölge açısı, fotoğraftaki yere düşmüş bayrak gölgesinin açısı ile aynıdır. Şimdi roller değişmiştir: Bir zamanlar bedenlerimiz üzerinde iktidar kuran ideoloji artık bizzat bedenin kendisine dönüşür. Artık ideolojilerimiz için fikir değil, bedenlerimizi kullanırız. Bayrak formu ise yalnızca gölgemiz olarak kalmaktadır.

Ziyaretçinin sadece izleyici değil tanıklık eden konumda olması sanat ve sanat üreticileri için neden önemli? Çalışmaların etkisini nasıl arttırıyor?

İzleyiciyi tanıklık eden konuma çekmek, sanat için içinde bulunulan döneme göre kullanılabilecek bir metot olabilir ya da sergi teması ve iletilecek bağlamla ilgili bir önemi olabilir diye düşünüyorum. Sanatçılar içinse bu doğrudan belirleyici değildir; herkes kendi aktarım yolunu kendi belirler.

“Muhterem” in hikayesinden bahsedebilir misiniz? Bu çalışma serginin bütünü düşünüldüğünde nasıl ve nerede konumlanıyor?  

Çok eğlendiğim bir çalışmaydı kendisi. Bu sektörde bulunduğum yıllar boyunca masumca başlayan hayallerin karşısına örülen duvarları düşünüyordum. Sonradan fark ettim ki duvarı ören bir yapı var. Bu yapıda birçok insan var; bu insanlar da çok muhterem kişilerdi. Fakat insanları direkt suçlamak olmaz. İnsanların da zalime dönüşmesine yol açan savunma mekanizmaları geliştirdikleri travmaları var. Bu noktalardan yola çıkan bir çalışma oldu. 

Muhterem, Türkiye çağdaş sanat sahnesinde en yetkili 50 figürün kamuya açık görsellerinden ve LinkedIn profil fotoğraflarından alınarak yapay zekâ ile üretilmiş anonim bir portredir. Tanıdık gelen ama gerçekte kimseye ait olmayan bu yüz, sanat endüstrisinin kişiler üzerinden işleyen görünmez gücünü temsil eder. Fonlar, dedikodular ve kapalı kapılar ardındaki ilişkiler bu surette birleşerek sektörün otoriter yüzünü hayal eder. Duvara sıvanarak yerleştirilmiş bu otoriter portre, ilginçtir ki Mona Lisa gibi konumlanmış ve tebessüm etmektedir. Ayrıca “pronouns” detayının izleyicide şüphe uyandırması ilginçti. 

Muhterem kişimizin, samimiyeti dâhil baştan aşağı yapay üretimdir. Kendisini sergi bütününü düşündüğümde nerede konumlanıyor olabilir…

Baştacı?     ¯\(ツ)/¯

Sanat ve sanat üretimi şüphesiz ki toplumsal, ekonomik, siyasi ve sosyolojik gelişmelerle bağlar kurar. Teknolojinin ve yapay zekanın gelişmesi, sanatçıların üretim süreçlerini nasıl etkiliyor ve eserlerin içeriğini nasıl dönüştürüyor?

Artık bayağı olmaya başlayan bir konu. Bence çoğunluk, AI kullanımında şu an için “araç” olarak değil, beni hayalime / hedefime /arzularıma/ hazlarıma ulaştıracak sonucu elime versin niyetinde. İnsanlık birçok teknoloji buldu. Yazı da bir bilgi teknolojisiydi; ihtiyaca göre resim sanatında da yazıyı kullanıyoruz, değil mi? İnsanlık, zamanla yapay zekanın da sanatta araç olarak kullanımını deneyerek bulacak. Umarım bu esnada mükemmelliğin açgözlülüğüne düşmeyiz; yoksa zihin pratiğimizdeki çok değerli bazı şeyler körelmeye başlar. Ayrıca mükemmeliyetçilik pozitif gibi tınlasa da negatif örüntü ağına sahip bir durumdur. 

Sergiyi, kişisel sanat pratiğinizde nasıl konumlandırırsınız? Günümüz sanat endüstrisi ve sektörün talepleri, üretim sürecinizi veya sergiye yaklaşımınızı nasıl şekillendiriyor?

Sergi, genel sanat pratiğimle örtüşüyor. Çalışmalarımın ana fikrine göre teknik seçiyorum. Değişmeyen şey ise istikrarım. Endüstri bağlamındaki sorularınıza gelince, maalesef buna cevap veremem; yoksa oraya da çökerler. Ama şunu diyebilirim ki çok şükür, içeriğimi şekillendiremiyorlar. ¯\_(ツ)_/¯

Oğulcan Sürmeli’nin Ambidexter Gallery’de gerçekleşen sergisi “Between Fire and Gunpowder” 5 Ekim’ e kadar Salı- Cumartesi 12:00 ile 19:00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.

Alkım Ekermen

Alkım Ekermen, 1994 doğumlu. Galatasaray Üniversitesi’ni bitirdikten sonra Sanat ve Kültür Yönetimi bölümünde yüksek lisans yaptı. Çeşitli sanat kurumlarında çalıştı. Türkiye ve dünyadaki sanatçıları, sergileri, fuarları takip etmeye çalışıyor. Bu sektörde çalışan bir sanatsever.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

sa.ne.na. Fotoğraf: Özge Balkan
Önceki

Cevdet Erek İmzalı “Amfibio Ses Günleri” Feshane’de

Nuri İyem, Enteriyör, tüyb, 80x120 cm, 1987-88-89
Sonraki

Nasip-Nuri İyem Eserleri Bursa Tayyare Kültür Merkezi’nde