Fuat Sevimay
Fuat Sevimay

Bir Gemiyi Edebiyatla Kurtarmak: Bata Çıka Üzerine

19 Nisan 2025
4 dakika

Devletsiz bir dünya mümkün mü, yoksa bu ihtimal başlı başına bir tehlike mi? Fuat Sevimay, yeni romanı Bata Çıka ile okurunu politik tahayyüllerle dolu, ironik ama bir o kadar da gerçekçi bir evrene davet ediyor. Küresel kapitalizmin çarkları arasında sıkışmış bireyin, otorite karşısında konumunu ve sorumluluğunu sorgulatan bu roman, distopya kalıplarını altüst ederken aynı zamanda yakın tarihimize ve bugünkü toplumsal gidişata ayna tutuyor. Sevimay’la Bata Çıka vesilesiyle yaptığımız bu söyleşi sistem eleştirisinin imkânları ve “batmakta olan” gemiyi kurtarma ihtimali üzerine düşündürüyor.

Bata Çıka romanını yazma fikri nasıl ortaya çıktı? Devletlerin tamamen ortadan kalktığı bir dünya fikri sizi nasıl cezbetti?

Açıkçası devletlerin ortadan kalktığı bir dünya fikri beni cezbetmiyor. Bilakis bunun, artık pek de yaşama şansı kalmayan küresel kapitalizmin pompaladığı bir fikir olduğunu düşünüyorum ve özellikle, “Demokrasi de pek işe yaramıyor sanki” fikriyle, tek adam rejimlerinin, hayatlarımızı sömüren otoritenin yolları döşeniyor.

Herhangi bir devletin ve demokratik sisteminin kendi içinde arazları vardır ve bunlar konuşulur, düzeltilir ama insanlığın yönetim boyutunda ulaştığı en ileri mertebe olan demokrasiden vazgeçmek intihardır. O nedenle bize pompalanan bu fikirlerin cazibesine kolayca kapılıyorsak, Trump, Elon Musk ve sair benzeri şarlatan için kendi ipimizi çekiyor olabiliriz. Bata Çıka biraz da bunları tartışabilmemiz için ve belki de bir uyarı niteliğinde yazıldı. Bizim eşitlikçi devleti en güzel haliyle geri kazanmamız gerek. Yoksa memleketin ve dünyanın hali malum.

Distopik bir anlatı gibi görünse de romanınızda oldukça gerçekçi ve güncel eleştiriler var. Sizce Bata Çıka bir distopya mı, yoksa geleceğe dair olası bir senaryo mu?

Fuat Sevimay
Fuat Sevimay

Distopya okumayı sevmiyorum ve daha önemlisi, edebiyatta, sinemada, dizilerde bize bunca distopya pompalanmasını, ilk soruya verdiğim cevap kapsamında sakat ve art niyetli buluyorum. Biz neden sürekli korku dolu, gri, rengini yitirmiş paralel evrenler, gelecek zamanlar izliyoruz? Kendi evrenimiz, şimdiki zamanımız ve rengarenk dünyamız bize yetmiyor mu?

O nedenle Bata Çıka kesinlikle distopya değil. Geleceğe dair bir senaryo olduğunu da düşünmem. Bugün, en gerçekçi haliyle olası bir senaryo belki de ve mesela, bütün muhalefet liderlerinin hapse tıkıldığı bir ülkede, tek adam rejimine karşı ne yapılması gerektiğine dair bir kılavuz. Romanın sonundaki küçük çocuk gibi soru sormamız gerekiyor. En basitinden küçük sorular. Aksi takdirde sahip olduğumuzu sandığımız gemi batacak. Çıkmasını sağlamak bizim elimizde.

Sizce devletler ortadan kalkarsa insanlık nasıl bir düzene evrilir?

Bir düzene evrilmez. Kaosa sürüklenir. Küresel kapitalizmin çarkında tükenir gideriz.

Romandaki Kabuk adlı gemi, toplumsal düzenin minyatür bir modeli gibi. Gemi ve mürettebatın yolculuğu ile insanlık arasında nasıl bir paralellik kuruyorsunuz?

İnsanlık, evrene kıyasla kısa tarihinde, bir arada yaşama pratiği konusunda hayli yol almış. Yasalara veya geleneğe dayanan kuralları var. Bunların bir kısmı kısıtlayıcı ama çoğu da gerekli ve toplumsal düzenimiziz sağlıyor. Devlet boyutunda en önemlisi, güçler ayrılığı sistemini geliştirmiş. Kaptan’ın, Çarkçıbaşı’nın, İkinci Kaptan’ın ve Aşçı’nın ayrı alanlarının olması gibi. Gemi de insanlığın tarih içindeki bu yolculuğunu andırıyor. Ama bir yerlerde arıza var ki geminin durumu pek iç açıcı değil. Mürettebatın oturup bir arada düşünmesi gerek. Bir arada hareket etmeyip sırf iktidar olmaya oynarlarsa sonuç malum.

Kaptan, Çarkçıbaşı ve Aşçı karakterleri devletsiz bir dünyaya karşı farklı tepkiler veriyor. Bu karakterlerin bakış açıları bize ne anlatıyor?

Kaptan eski düzenin adamı. Babaç, iyicene bir adam ama yöntemleri köhnemiş. Belki Türkiye’nin 60’ları 70’leri diye düşünmek gerek. Çarkçıbaşı görünürde daha özgürlükçü ama önerdiği yöntem sağlıklı değil. Belki 80’lerle başlayan, adı sempatik ama içi boş liberal düzene yakın. Aşçı, Lostromo, Yağcı halk. Yönetimle tuhaf bir ilişkileri var. Oysa daha çok katılımcı olmalılar belki. Bir de tabii sonradan yelkenlisiyle gelen zengin bey var. Neoliberalizm. Asıl büyük tehdit o. Bir de daha en başta kaybolan, öldüler mi kaldılar mı belli olmayan iki Hintli tayfa var. İngiliz Kraliçesinin poposunda çıkan çıbanı merak edip, günlerce konuşup, yitip giden Hintlileri, Afrikalıları, Filistinlileri pek de merak etmeyen bir dünyada yaşıyoruz. Tek kelimeyle tuhaf.

Edebiyatın toplumsal meseleleri tartışmaya açma gücü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Benim yıllardır söylediğim, bir yerlerde anlatmaya çalıştığım bir şey var. Türkiye’de kimlik meselesini oturup kuramsal kitaplardan, tarih kitaplarından okuyabilir ve oradan düşünebiliriz ya da kimliğe dair kanonu, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü, ardından Anayurt Oteli’ni, sonra Tehlikeli Oyunlar’ı, sonra Sevgili Arsız Ölüm’ü ve son olarak Kara Kitap’ı okur, bu topraklarda kimliğe dair neler olduğuna hayatın içinden bakabiliriz. Bata Çıka’dan önceki romanım Aziz ile Nikola da ne olduk ne olamadık merkezli bu kimlik meselesi üzerine akıyor. Dolayısıyla edebiyat, daha geniş boyutuyla sanat, meselelerimizi tartışmak için müthiş fırsatlar sunuyor. Ama bunun için düşünmemiz, tartışmamız velhasıl kendimizi biraz zorlamamız gerek. Oysa insan ne yazık ki edilgen olmaya, arkasına yaslanıp kendisine hiçbir faydası dokunmayacak kof bir dizi izlemeye meyilli. O arada gemi batmış haberimiz yok. Neyse, battıysa da çıkar. Çıkarmamız gerek.      

Esin Hamamcı

Edebiyat doktora öğrencisi, Açık Radyo’da programcı, Gazete Oksijen, K24 'te yazar. Dark Blue Notes ve Nftify'da editör. Çevirmen. Kent, arşiv, edebiyat ve müzik üzerine yazar, düşünür...

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Alişan Özaydın
Önceki

Alişan Özaydın’ın Yeni Şarkısı: Saatin Kuşu

20. Köprüde Buluşmalar Ödül Gecesi
Sonraki

20.Köprüde Buluşmalar’da Ödüller Sahiplerini Buldu