Bir Tiyatro Hafızasının İzinde: Sersem Kocanın Kurnaz Karısı

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, DasDAs
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, DasDAs

Molière, Temmuz 1668’de “George Dandin ya da Bir Koca Nasıl Rezil Edilir?” adlı oyununu sahnelerken, bu hikâyenin yüzyıllar sonra bambaşka bir coğrafyada yeniden yorumlanacağını elbette öngöremezdi. Bir tiyatro sevdalısı olan Ahmet Vefik Paşa’nın Osmanlı sahnesine taşıdığı bu miras, 1960’larda Haldun Taner’in kaleminde Sersem Kocanın Kurnaz Karısı adıyla yeniden şekillendi; aradan geçen zamana rağmen güncelliğini yitirmeden bugün DasDas sahnesinde yeniden hayat buluyor.

Haldun Taner, oyunu yalnızca bir uyarlama olarak değil; Ahmet Vefik Paşa’nın tiyatro anlayışını anlatan katmanlı bir prova hikâyesi olarak kurar.

Daha ilk andan itibaren seyirci, yalnızca bir oyunun değil tiyatronun kendi hafızasının içine davet edildiği bir atmosferle karşılaşır. Oyunun anlatıcısı konumundaki Mert Fırat, hikâyeyi aktarırken aynı zamanda tiyatronun arayışını da görünür kılar: gelenekle modern arasında, taklit ile özgünlük arasında gidip gelen bir arayış… 

Ardından Tomas Fasulyeciyan tiyatro kumpanyasını tek tek tanıtmaya başlar. Oyunun kahramanları yalnızca sahnedeki karakterler değil; aynı zamanda tiyatroya hayatını adamış, koşullar değişse de tutkuları değişmeyen oyunculardır.

Oyunun ilk perdesi, Ahmet Vefik Paşa’nın Hüdavendigâr Valisi olduğu yıllarda Bursa’da geçer. Son perde ise Paşa’nın Rumelihisarı’ndaki evinde, hastalık yıllarına uzanır. Paşa’nın oyunlarına gelmesini ve tek bir övgü cümlesini hasretle bekleyen kumpanya, kendi içinde bile tam bir fikir birliği sağlayamadan provalara başlar.

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, DasDAs
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, DasDAs

Oyun, Frenk usulüne göre Mınakyan üslubunda sahnelenir. Fasulyeciyan’ın canlandırdığı sersem koca, aldatıldığını kanıtlayamamanın çaresizliğiyle söylenerek sahneden çekilirken Ahmet Vefik Paşa seyircilerin arasından neşeyle belirir. Oyuncularına sarılır, hasret giderir. Ancak bu sıcak karşılaşmanın ardından provaya dair düşüncelerini açıkça dile getirmekten de geri durmaz. Paşa’ya göre oyun baştan sona eksiktir; yeniden düşünülmeli, dönüştürülmeli ve sahnede karşılığını bulmalıdır.

Bunun üzerine kumpanyaya şu teklifi sunar:

“Size bir tiyatro yaptıracağım, eserler vereceğim; kira vermeyeceksiniz, yalnızca hastane yararına yılda iki temsil oynarsınız.”

Paşa’nın müdahalesiyle oyun Fenerli Rumlar çevresine uyarlanır. Bursa Osmanlı Tiyatrosu için George Dandin artık Yorgaki Dandini’ye, Angélique ise İrini’ye dönüşür. Konu ve karakter ilişkileri korunurken isimler yerelleştirilir. Ancak Paşa için değişmesi gereken yalnızca isimler değildir. Oyunu sık sık durdurarak oyunculara karakterlerin özünü anlatır; onları alt metni kavramaya zorlar.

Paşa’ya göre George Dandin yalnızca aldatılan ve haksızlığa uğrayan bir adam değildir. Asıl mesele, üst sınıfa dahil olmaya çalışan yeni zengin bir adamın o dünyanın kurallarına ayak uyduramayıp küçük düşmesidir. Kurnaz kadının soylu bir sınıfa ait olması, kocanın tüm hareket alanını kısıtlar. Dolayısıyla trajikomik durumun temelinde yalnızca aldatılmak değil; sınıf farkı, özentilik ve güç ilişkileri vardır.

Tam provalar akıcı bir hâl almaya başlamışken Mahkeme-i Şeriye Naibi Asım Bey’in gelişiyle her şey yeniden kesintiye uğrar. Asım Bey ile Ahmet Vefik Paşa birbirinin tam zıddı iki karakterdir. Paşa’nın tiyatronun kuruluşundan sonra herkesi tiyatroya abone olmaya zorlaması, Asım Bey’e göre düpedüz bir rezalettir.

“Tiyatroya gitmek hafifliktir” der.

Paşa’yı derhal Dersaadet’e şikâyet edeceğini söyler. Ahmet Vefik Paşa ise bu tehdidi önemsemez:

“Gülmesini bilmeyen düşünmesini de bilemez.”

Ve prova kaldığı yerden devam eder.

Provalar sürerken oyunculardan biri uzun zamandır içinde tuttuğu bir soruyu yöneltir:

“Paşam, çoğu uyarladığınız oyun Türkler arasında geçerken Molière’in bu eserini neden Rumlar arasında geçirdik?”

Bu soru Paşa’nın yüzünde buruk bir tebessüm yaratır. Oyunun temelinde zina olduğunu söyler. Ona göre İslam toplumunda böyle bir hikâyenin doğrudan Türkler arasında geçmesi uygun görülmeyecektir. Ardından şu cümleyi kurar:

“Bakarsın bir yüzyıl geçer, zina bizim camiada da olağan bir hadise sayılır. İşte o zaman yerli isimlerle bu oyun rahatça oynanır.”

Bu söz yalnızca oyunun değil, toplumun değişimine dair güçlü bir öngörüdür. Ancak tiyatroyu ileriye taşımaya çalışan Paşa’nın karşısındaki baskılar giderek büyür. Sadrazam Sait Paşa toplanan vergileri istemektedir. Sanatın yanında duranların karşısına devletin sert yüzü yeniden çıkar. Kısa süre içinde tiyatro kapanır; kumpanya dağılır, sahne sessizliğe gömülür.

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, DasDAs
Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, DasDAs

Oyunun son perdesinde Fasulyeciyan artık yaşlanmıştır. Şakakları beyazlamış, yüzüne yılların yorgunluğu yerleşmiştir. Bursa’daki o güzel günlerin geride kaldığını anlatır. Aradan dokuz buçuk yıl geçmiştir. Tiyatro kapanmış, Ahmet Vefik Paşa sürgüne gönderilmiş, kumpanya dağılmıştır. Oyuncular sanatkâr değil de memleket casusuymuş gibi sorguya çekilmişlerdir.

Fasulyeciyan’ın Paşa’yı ziyareti sırasında dışarıdan megafonlu bir çığırtkanın sesi duyulur:

“Komiki Şehir Küçük İsmail Efendi’nin Handehane-i Osmani Kumpanyası tarafından Sersem Kocanın Kurnaz Karısı! Üç perde gülünç komedya! Bu akşam Göksu Gazinosu’nda!”

Paşa duyduklarına inanamaz. Bedeni hastalıklarla yıpranmış olsa da sahnelenen oyunun tuluat biçiminde yeniden hayat bulduğunu görmek ister. Seyircilerin arasına oturur. Fasulyeciyan da eski arkadaşlarının yanına gider. Tuluata duyduğu önyargı bu anda kırılır; oyuna katılmak ister.

Ancak İsmail Efendi endişelidir. Oyunun neredeyse baştan sona değiştirildiğini ve Paşa’nın buna saygısızlık olarak bakacağını düşünür. Yorgaki Dandini artık Himmet’e, İrini ise Mahpeyker’e dönüşmüştür. Hikâye halkın diline, mizahına karışmıştır. Fakat Ahmet Vefik Paşa’nın tepkisi beklenenden farklı olur. Oyunun sonunda kulise giderek İsmail Efendi’ye şunu söyler:

“George Dandin’i pek güzel avamileştirmişsiniz.”

Bu cümle, oyunun özünü özetler. Çünkü Paşa’nın aradığı şey birebir taklit değil; halka ulaşabilen, yerli bir tiyatro dilidir. Nitekim son kez öğrencilerine şu öğüdü verir:

“Doğru yol ne taklitte ne adaptede… Doğru yol; Türk insanının, Türk şartlarıyla ve Türk meseleleriyle kendi özüne ulaşabilmesidir.”

Biz elimizden geleni yaptık, der. Gerisini gelecek nesillere bırakır. Oyunun en etkileyici anlarından biri finalde gelir. Sahne kararırken Tomas Fasulyeciyan tek başına lokal bir ışığın altında kalır ve şu sözleri söyler:

“Zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varızdır. Yok olunca da sesimiz bu boş kubbede bir hoş seda olarak kalır…”

Bu tirat yalnızca oyunun değil, tiyatronun ruhunun da özeti gibidir. Oyuncular gider, kumpanyalar dağılır, sahneler kapanır; fakat tiyatro, onu yaşatan insanların sesini hafızasında taşımaya devam eder.

Sersem Kocanın Kurnaz Karısı, temelde evlilik, aldatma ve güç ilişkileri üzerine kurulu bir hikâyedir. Ancak Haldun Taner’in yorumuyla oyun yalnızca bir durum komedisi olmaktan çıkar; sınıfsal farklılıkların, ikiyüzlülüğün ve toplumsal rollerin eleştirisine dönüşür.

Hikâyenin merkezinde çok akıllı olduğunu sanan ancak karısı tarafından sürekli manipüle edilen bir adam vardır. Sersem koca aldatıldığının farkındadır; fakat içinde bulunduğu düzenin kurallarını belirleyen kişi karısı olduğu için her seferinde suçlu duruma düşer. Oyunun en dikkat çekici taraflarından biri de burada ortaya çıkar: aldatan kişinin erkek değil kadın olması.

Geleneksel anlatılarda çoğunlukla mağdur edilen kadın figürü, burada oyunu kuran kişiye dönüşür. Kurnaz kadın yalnızca eşini aldatmakla kalmaz, aynı zamanda erkek egemen düzenin dilini erkeklerden daha iyi kullanan bir karakter hâline gelir. Buna karşılık, çaresizce hakkını arayan taraf ise sersem kocadır.

Bu hikâye yalnızca bir aldatılma anlatısı değildir; gücün kimde olduğunu, toplumsal rollerin nasıl kurulduğunu ve insanların içinde bulundukları düzen karşısında nasıl çaresizleşebildiğini de sorgular. Aynı zamanda Türk tiyatrosunun dönüşümünü, hafızasını ve kendi sesini bulma çabasını da sahneye taşır. Kökeni Molière’in “George Dandin’ine uzanan hikâye, Ahmet Vefik Paşa tarafından uyarlanmış, Haldun Taner’in kaleminde yeniden yorumlanmıştır. Yüzyıllar boyunca farklı sahnelerde, farklı seslerle yeniden karşılık bulmuş; her defasında biraz değişerek, biraz eksilerek ama hep varlığını sürdürerek tiyatronun hafızasında yerini almıştır. Ve bu çok katmanlı yolculuk, DasDas sahnesinde yeniden hayat bularak tiyatronun yaşayan hafızasına yeni bir iz bırakır.


KÜNYE

Yazan: Haldun Taner
Yönetmen: Kadir Çevik
Dramaturg: Birol Tezcan
Reji Asistanları: Aysel Guliyeva, Dilara Kavasoğlu, Elif Mandan
Işık Tasarım: Ersin Yaşar
Dekor Tasarım: Kadir Çevik, Ersin Yaşar
Koreograf: Pınar Ataer
Müzik: Melih Kibar-Barış Yıldırım
Oyuncular: Aydın Şentürk, Ayşegül Aydın, Birol Tezcan, Burak Tamdoğan, Didem Balçın, Mert Fırat, Özge Fışkın, Özgün Aydın, Taner Rumeli

YAZAR

Zehra Mete
Sanat Okur yazarı

Zehra Mete

Zehra Mete, 1998 İstanbul doğumludur. 2020 yılında Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünden mezun olup aynı yıl, aynı üniversitede yine Sanat Tarihi alanında yüksek lisans eğitimine başladı. 2022 yılında yüksek lisansını ‘Feminist Sanat Tarihi Bağlamında Avrupa Resminde Kadın’ başlıklı…

Tüm yazıları →

Instagram’da paylaş

Bu cihazda doğrudan dosya paylaşımı açılamadı. Hazır görseli kaydedip Instagram’da paylaşabilirsin.

Görsel hazırlanıyor…

Görseli Instagram story’ne ekle. Habere tıklanabilmesi için kopyaladığın adresi Instagram’ın Bağlantı çıkartmasına yapıştır.