Artemisia Gentileschi, Resim Yapmanın Alegorisi Olarak Otoportre, 1638–9, Royal Collection
Artemisia Gentileschi, Resim Yapmanın Alegorisi Olarak Otoportre, 1638–9, Royal Collection

Artemisia Gentileschi’nin Feminist Manifestosu

Sanat Tarihinde Güç ve İntikam
23 Mayıs 2025
16 dakika

Sanat tarihçi ve kadın hakları savunucusu Linda Nochlin’in 1971 yılında sorduğu “Neden Hiç Büyük Kadın Sanatçı Yok?” sorusu, yıllar önce cinsiyetin yetenekten daha önemli kabul edildiği bir toplumda cevaplanmıştı: “Kadından ressam olmaz.”

Kadınların toplumun her alanında olduğu gibi kendilerinden mahrum bırakılan haklar uğruna savaşmaları, Nochlin’ in sorusuyla yayımlanan makale doğrultusunda geniş bir yer buldu. Bu sayede feminist sanat açılımı önem kazandı ve feministler tarih boyunca değer görmeyen ya da eserleri bilinmeyen pek çok kadın sanatçıyı eserleriyle birlikte dünyaya tanıtma çalışmalarına başladı.

Kadın ressamların çalışmaları ve biyografileri kadın hakları savunucuları tarafından her ne kadar gün yüzüne çıkarılmaya çalışılsa da bugün bile sanat tarihi alanında kadın ressamların önemi göz ardı edilmeye devam etmektedir. Üniversitelerde, modern sanat sergilerinde ya da müzelerde anlatılan sanatçı biyografilerinin büyük bir yüzdesini Da Vinci, Michelangelo, Dali, ya da Van Gogh gibi popüler kültürde de kendilerine yer bulmuş erkek ressamlar oluşturmaktadır. Ancak İtalyan ressam Artemisia Gentileschi, sanatsal yeteneğini yaşamındaki trajik olaydan ayrıştırmayı başarmış ve alışılmış toplum algısına kafa tutarak eril düşüncenin benimsediği sanat algısını bambaşka bir boyuta taşımıştır. Bu doğrultuda Gentileschi bir kadın ressam olarak ilk defa Floransa Desen Akademisi’ne kabul edilmeyi başarmış, kadından ressam olmaz söyleminde ısrar eden cinsiyetçi toplum düşüncesine son derece başarılı bir kadın ressam olarak meydan okumuştur.

Kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olamaması, kadın ve erkek sanatçı sayısındaki farkın yegâne temelidir. Kadınların akademilere alınmaması ya da sanatta sivrilmek için gerekli olan nü modelden çalışılan atölyelere girememeleri, sanatta eril tahakküme ve son derece yanlı bir sanat anlayışına sebep oldu. Kadınların sanat alanında kendilerini geliştirmeleri ressam bir baba ya da eşe sahip olmak koşuluyla mümkündü. Artemisia da tam olarak bu şansa sahipti, Barok dönemin takipçilerinden Orazio Gentileschi’nin kızı olmak Artemisia’yı çağdaşı kadın ressamlara kıyasla avantajlı kıldı.  

Artemisa Gentileschi 1593 senesinin temmuz ayında, modern feminist hareketten yüzyıllar önce Roma’da dünyaya geldi. İsmini Yunan mitolojisinin vahşi doğa ve av tanrıçası Artemis’ten aldı. Tanrıça Artemis, ona tecavüz etmeye kalkan Otos’u öldürecek kadar savaşçı ve intikamcıydı. Adını taşıyan Artemisia Gentileschi ise yaşamı boyunca erkek egemen bir toplumla savaştı, eline hiç silah almadı ancak 1612 yılında yaptığı “Judith Holofernes’i Katlederken” isimli resminde tecavüzcüsünün yerine katledilen Holofernes’i, kendi yerine ise onu öldüren soylu Judith’i koydu. Resimlerinin onun adına konuştuğunu söylerdi, son sözü de her zaman resimleri söyledi.

Orazio Gentileschi, (diğer erkek çocuklarının sanatsal yetenekten uzak olmaları sebebiyle) kızı Artemisia’yı daha çocuk yaşlarda bir çırak gibi görmüş ve kendi atölyesinde ona resim sanatının inceliklerini anlatmış, ilk fırça darbelerinde yanında olmuştur. Artemisia da babası gibi Michelangelo Merisi da Caravaggio’nun sanatını benimseyerek Barok sanatın önemli örneklerini vermiştir. Ancak pek çok sanat tarihçi, Artemisia’nın resimlerindeki dinamik anlatımı ve sıkça kullandığı güçlü kadın imgelerini yaşadığı trajik olayın yarattığı intikam duygusuyla ortak bir bağlamda ele alır.

Artemisia Gentileschi’nin İtalyan manzara ve deniz ressamı Agostino Tassi ile tanışması, babasının kızına daha iyi bir sanat eğitimi sağlamak amacıyla arkadaşı Tassi’den ricada bulunması üzerine gerçekleşir. Agostino Tassi ve arkadaşı Cosimo Quaris, Artemisia’nın sanatından önce güzelliğinden etkilenmiş ve atölyede geçirdikleri zaman dışında sık sık ev ziyaretlerinde bulunmaya başlamıştır. Orazio Gentileschi çok çalıştığı için bu ziyaretlerde genelde evde değildir. Bunu fırsat bilen Tassi ve arkadaşı Artemisia’nın babasıyla birlikte tamamladığı “Judith” isimli tabloyu çalmış ve gün geçtikçe artan ev ziyaretleri ve iltifatlarıyla Artemisia’yı taciz etmeye başlamıştır.

Artemisia’dan hiçbir şekilde karşılık bulamayan Tassi, sanatçının evine yaptığı bir ziyarette sabrı tükenmiş bir şekilde ondan ne kadar hoşlandığı dile getirir. Artemisia’nın arkadaşı Tuzia’nın küçük oğlunu resmettiği anda önce odadaki kişileri kovmuş ardından Artemisia’ya “bu kadar çok resim yapmamasını” tavsiye ederek tuval ve fırçasını elinden alıp ona tecavüz etmiştir.

Olayın ardından uzun bir süre Tassi, Artemisia’yı nişanlı olduklarına inandırmış ve bu süre zarfında ondan her istediğini almıştır. Yaşananları duyan Cosimo Quaris, aynı amaçla Artemisia’ya pek çok kez yaklaşsa da çabaları sonuçsuz kalmıştır.

Orazio Gentileschi’nin olayı öğrenmesi Tassi ve Quaris’in tecavüz ve hırsızlık suçlarından yargılandığı yedi aylık bir mahkeme sürecini başlatır. Bu noktada Tassi’nin daha önce yargılandığı ensest ilişki suçunu da göz ardı etmemek gerekir. 1611 yılının şubat ayında Tassi’nin karısının kız kardeşiyle ilişki yaşadığı ortaya çıktı. Trento Konsili, ensestin evlilik sebebiyle aileye katılan kişiler için de geçerli olduğuna karar verdiği için bu suçun cezası ölümdü ve Tassi hapse atıldı. Son derece ilginçtir ki o sırada Tassi’nin dostluğuna olan bağlılığı sebebiyle mahkeme önünde onun lehine ifade veren kişi baba Orazio Gentileschi’ydi. Tassi’nin karısı Maria Cannodoli’nin akıbeti konusunda ise kimsenin bir fikri yoktu.

Artemisia Gentileschi ve Agostino Tassi duruşmasının dava kayıtları Roma’daki Devlet Arşivleri’nde bulunmaktadır. Sorgu sırasında Tassi, şahsına yöneltilen tüm suçlamaları yalanlayarak “Artemisia ile hiçbir ilişkim olmadı, onunla birlikte olmayı asla istemedim” şeklinde ifade verirken Artemisia, mahkemenin doğruyu öğrenmek amacıyla gerçekleştirdiği ağır işkence altında yapılan sorguda dahi söylediklerinden vazgeçmemiştir. Dava sonunda Tassi’ye 2 yıl hapis cezası verilmiş, bir süre sonra bu cezanın da iptal edilmesi üzerine 1613 yılında serbest bırakılmıştır. Toplumun her zaman yönelttiği suçlayıcı bakışın kadına yönelik olması, davanın ardından Artemisia’nın ahlaksız kadın olarak kimliklenmesine sebep olmuş ve Artemisia babasının uygun gördüğü şekilde 29 Kasım 1612 tarihinde aile arasında bir düğünle Pietro Antonio di Vicenzo Stiattesi ile evlenip Roma’nın kötü hatıralarından ayrılarak Floransa’ya yerleşmiştir.

Aristotales melankolinin bir nevi yetenek ve sağduyu anlamına geldiği söyler. Yetenekli ve temkinli insanlar büyük bir paydada melankoliktir. François de Hollande ise Roma’ya seyahat etmeyen hiçbir sanatçının değerli bir eser ortaya koyamayacağının altını çizer. Artemisia bu iki fikrin doğruluğunu kanıtlar nitelikte yaşadığı trajik olay sebebiyle bir anlamda melankolik ve sanatın merkezine doğmuş biri olarak kültüründen gurur duyan bir Romalıdır. Daha on yedi yaşındayken çağdaşı herhangi bir usta kadar resim yapabilmesi yaşamı boyunca ortaya koyacağı önemli eserlerin müjdesini verir.

Artemisia Gentileschi, resimlerinde Barok dönemin karanlık tarafını yansıtırken genel itibariyle kadın figürler kullanmaya özen göstermiştir ki bu kadın figürler dini, mitolojik ya da tarihsel olayların güçlü temsilleridir. Sanatçı, kolektif bilinçle şekillenen sanat anlayışını dönüştürmenin yolunu en salt biçimde kadın olmasında bulur. Buna bağlı olarak erkek sanatçıların resimlerinde kadın figürleri bir şehvet nesnesi olarak kullanması Artemisia’nın bakış açısında radikal bir dönüşüm yaşar ve eril anlayışı memnun eden erotik kadın temsillerinin yerini güçlü, kendinden emin ve savaşçı kadınlar alır.

Artemisia’nın yaklaşık beş kez resmettiği Susanna ve Yaşlılar Eski Ahit’in apokrif metinlerinden olup sanatta yaygın biçimde resmedilen bir konu olmuştur. Şehvet içinde Tanrı’nın yolundan sapan iki ihtiyar yargıç, iyi bir adamın erdemli karısı olan Susanna’yı bahçesinde gözetlemeye başlar. Ardından Susanna’ya yaklaşıp kendileriyle birlikte olmaması halinde çeşitli iftiraların hedefi olacağını söyler.  Tanrı’ya sığınan Susanna bu teklifi reddedip yargıçların tacizinden kurtulsa da bahsedilen tehdidin hedefi olmaktan kurtulamaz. Evli bir kadın olmasına rağmen bir sevgilisi olduğu yalanı, mahkemede Susanna’nın yargılanıp idama mahkûm edilmesine sebep olur. Hikâyenin devamında Tanrı yolundaki bu kadının Peygamber Daniel tarafından iftiralardan kurtulduğu, yargıçların sözlerinin yalnızca erdemli bir kadına atılan iftiralar olarak kabul edildiği aktarılır.

Artemisia’nın Susanna ve Yaşlılar resmi babası Orazio Gentileschi’nin, Tintoretto’nun, Rembrandt’ın Guercino’nun ve bu konuyu resmeden diğer tüm erkek ressamların temsil biçimlerinden oldukça farklı bir boyutta incelenir. Bahsedilen tüm bu erkek ressamların kimlikten uzak salt bedene indirgedikleri şehvet dolu ve yargıçlara karşı davetkar Susanna temsillerine karşın Artemisia’nın Susanna’sı ona yaklaşan bu iki kişiye olan nefret ve tiksintiyi açık bir biçimde dile getirir. Tintoretto, ahlaki duyarlılığın her ilkesiyle çelişen bu olayı gerçeklikten son derece uzak temsil etmiş, taciz edilen Susanna’nın yüzüne memnun bir gülümseme yerleştirerek karşısına kendi güzelliğini görmesi için bir de ayna yerleştirmiştir. Bu noktada taciz edilen mağdur bir kadının şehvet dolu tasvirini gerçeğe yakın bir bağlamda incelemek mümkün değildir. Erdemli bir kadının şahsına yöneltilen tehdit söylemlerini hiçe sayıp yargıçları reddettiği ve idam cezasına rağmen tanrıya sığınarak ahlaksal ilkelerinden ödün vermediği bu anlatıda, Tintoretto’nun Susanna’sı oldukça çelişkili değil midir?

Leonardo da Vinci sanatçıların modelden nefret ettiğini, modelin sanatçının kendisi olduğunu ve akılla fırçanın kusursuz bir iş birliği ile çalışması gerektiğini söyler. Susanna ve Yaşlılar teması, Gentileschi’nin yaşadığı trajik olay doğrultusunda sanatçı için özümsenmesi zor olmayan bir konudur. Sanatçı da tam olarak iki şehvet düşkünü erkek tarafından son derece yakın bir yaklaşıma maruz kalmış ancak ne yazık ki Susanna kadar şanslı olamamıştır. 1610 yılından 1652 yıllarına kadar resmettiği farklı kompozisyonlarda Susanna’yı bir şehvet nesnesi olmaktan kasıtlı olarak uzaklaştırmış, deneyimlediği taciz olayını eril düşüncede şekillenen kadınlara yönelik çirkin bir yaklaşım olarak ele almıştır. Bu farklı bağlam ile erkek ressamların kadın figürleri temsil etme biçimlerini eleştirmiş ve yanlı bir biçimde topluma dayatılan kadın kimliğini gerçek bir perspektifte sunmaya özen göstermiştir.

Artemisa Gentileschi, Susanna ve Yaşlılar, 1649, Moravian Gallery, Brno, Çek Cumhuriyeti.
Artemisa Gentileschi, Susanna ve Yaşlılar, 1649, Moravian Gallery, Brno, Çek Cumhuriyeti.

Artemisia Gentileschi’nin 1649 yılına tarihlenen Susanna ve Yaşlılar resmi, mekân kurgusunun detaylı ve zengin anlatımı sebebiyle aynı adı taşıyan diğer kompozisyonlarından farklıdır. Diğer temsillerinde içinde taşıdığı dini inanç yoğunluğuyla Tanrı’ya sığınan Susanna’yı yine inançlı ancak bu sefer bir noktada mücadeleci görürüz. Susanna’nın duruşu ve sol kolunun geriye atılmasıyla yaratılan dinamik etki, yargıçların yaptığı herhangi bir hamlede onlara karşılık verip kendini savunacağını gösterir. Yüzüne yerleştirilen nefretle karışık tiksinti duygusu öyle kuvvetlidir ki bu bakış karşısında yargıçlar bile ne yapacağını şaşırmış bir halde Susanna’ya bakar. Cinsiyetin ve fiziksel gücün erkeklere sunduğu sonsuz ayrıcalık Gentileschi’nin bakışıyla büyük bir dönüşüm yaşar ve erkek ressamların kontrolünde bir şehvet sahnesine dönüşen hikâye, bu temsilde salt bir işkence boyutunda ele alınır.

Judith Holofernes’i Katlederken resmi ise Artemisia’nın sanatsal yetkinliğini ve intikam duygusunu sembolleştirdiği en bilinen eseridir.  Museviliğin apokrif metninde geçen hikâyeye göre İsrailoğullarından soylu Judith, yaşadığı kenti kuşatmaya gelen Asur Generali Holofernes’i sarhoş edip hizmetçisinin yardımıyla kafasını kesmiş ve halkını kurtarmıştır. Kahraman Judith’in cesareti ve kendinden eminliği elbette erkek ressamların göz ardı ettiği önemli bir nokta olmuştur. Artemisia’nın kendisine örnek aldığı ve resim tekniği konusunda izinden gittiği Caravaggio, 1598 yılında resmettiği Judith ve Holofernes temasında kadın gücünü kasıtlı bir biçimde yok saymıştır. Judith’in hizmetçisi Abra ile gerçekleştirdiği Holofernes’i katletme anı, kadınların duruşundaki çekingen temsil biçimi ve hikâyede anlatılanlarla büyük bir karşıtlık oluşturmaktadır. İki kadın figürün tereddüt içinde bir nevi korkuyla yaklaştıkları general öylesine güçlü ve dinamik bir duruş gösterir ki, olay anından birkaç dakika sonra Holofernes’in kurtulup kadınlara bunun bedelini ödettiği izlenimine kapılırız. Caravaggio’nun insan öldürmenin zorluğu karşısında çekimser kalan Judith’e yüklediği sıkıntılı yüz ifadesi, Gentileschi’nin 1612-13 yılında resmettiği Judith temsilinde yerini gerekli bir eylemin yarattığı öfke duygusuna bırakır. Gentileschi Judith ve Holofernes kompozisyonlarını çeşitli temalarda yaklaşık dört kez resmetmiştir. 1612-13 ve 1620 yılında gerçekleştirdiği aynı kompozisyondaki temsilinde kurgu aynı kalmış, yalnızca tekniğindeki ilerleme doğrultusunda çeşitli müdahalelerde bulunmuştur.

Artemisia Gentileschi, Judith Slaying Holofernes (c. 1614–20)
Artemisia Gentileschi, Judith Holofernes’i Katlederken, 1620, Uffizi Gallery, Floransa, İtalya.

Gentileschi, resminde Judith ve hizmetçisi Abra’yı birbirlerine yakın fiziksel özelliklerde temsil etmeyi son derece gerekli görmüş ve bir erkeğin acımasız gücüne karşı mücadele eden figürleri kız kardeşlik ve dayanışma bağlamında ele almıştır. Buna göre genç, güzel ve güçlü kadın figürlerin yüzlerine, gerçekleştirdikleri eylemin haklı gururunu ustaca yerleştirmiştir. Maruz kalınan şiddetin acımasızlığını kişisel deneyimlerinden yola çıkarak, beyaz ve dağınık yatağa bulaşan kan ile göstermiştir. Holofernes’in çaresiz yüzü az sonra gerçekleşecek kaçınılmaz sonunu izleyiciye bir soru işareti yaşatmayacak biçimde yansıtır.

Artemisia’nın resminde kadın karakterlere verdiği güç ve yetkinlik toplumsal rolde bir kadının edinemediği hakların altını çizmektedir. Pek çok feminist sanatçı, henüz feminist sanat denilen bir hareketin izleri yokken eril tahakküme başkaldıran Artemisia’yı kadın erkek eşitliği arayışında bir öncü olarak değerlendirmektedir. Kadın kahramanların ağırlıklı olduğu resimlerinde sanatçı bazen halkını kurtaran soylu Judith’i, bazen yaşadığı taciz sonrasında korkusuzca kendini savunan Susanna’yı bazen de uğradığı tecavüz sonucu kendini öldürerek toplumda radikal değişiklikler yaşanmasını sağlayan Lucretia’yı kahraman figürler olarak resmeder. Din, tarih ve mitoloji gibi erkeklerin kontrolüne bırakılmış hikayelerde kadın rolünün altını çizerek cinsiyetler arasındaki önem derecesinin eşitsizliğine meydan okur.

Gentileschi’nin sanatının çeşitli dönemlerinde sıklıkla resmettiği diğer kahraman kadın figürü ise konusunu Antik Roma tarihinden alan Lucretia’dır. Anlatıya göre soylu bir aileye mensup olan Lucretia, Roma Kralı’nın oğlu Sextus Tarquinius tarafından tehdit ve tecavüze maruz kalmıştır. Aynı zamanda evli olan Lucretia’nın odasına zorla giren Tarquinius, kendisiyle birlikte olmaması halinde onu öldürüp cesedinin yanına siyahı bir köleyi yatıracağını ve bu şekilde mevcut itibarını zedeleyeceğini söyler. Tecavüzün ertesi günü Lucretia, yaşadıklarını ailesine anlatıp bu haksızlık karşısında dayanamayarak intihar etmiştir. Olayın ardından kralın kent dışında olmasının da etkisiyle halk monarşiye karşı ayaklanmış, kent yönetimine el konulup Roma Cumhuriyeti kurulmuştur.

Artemisia, Lucretia temsillerinde gerçek hikâyenin mekânsal kurgusundan uzaklaşmış ve intihar anında Lucretia’yı ailesinin yanında değil yalnız göstermeyi tercih etmiştir. Lucretia’nın tek başına olması, tecavüz olayının ardından yaşadığı bireysel duygunun altını çizerek dramatik bir etki yaratır.  Erkek şehveti ve şiddetinden kaçamayan Lucretia’nın yüzü genel itibariyle korku ve çaresizlik içinde gösterilmesine karşın 1623-1628 yıllarında resmedilen tabloda, aktarılan tüm dramatik etkilere karşın Lucretia öfkeli bir yüz ifadesiyle gösterilmiştir. Büyük bir hınçla kavradığı bıçak hem Tarquinius’a olan öfkesini hem de tehditler karşısındaki çaresizliği yüzünden kendine olan kızgınlığını yansıtır.

Artemisia Gentileschi, Lucretia, 1623-1628, Girolamo Etro, Milan.
Artemisia Gentileschi, Lucretia, 1623-1628, Girolamo Etro, Milan.

Lucretia’nın kuşatılan ve yağmalanan Roma şehrinin sembolü olması, Romalı olmanın gururunu yaşayan Artemisia’yı pek çok açıdan ilgilendiriyordu. Özgür bir ölümü tercih eden bu kadın, kahramanca fedakarlığı ile Romalıların onurunu kurtardı. Peki buna rağmen, Lucretia’nın birçok ressam tarafından yüzyıllardır şehvetli ve çıplak resmedilmesinin sebebi neydi? Bir kadının hem tecavüzünden hem de ardından gerçekleştirdiği intihardan bu denli zevk duyması hangi bağlamda mümkündü? Bu soruların cevabı yine elbette erkeklere özgü bir kafa karışıklığında yatar. Eril düşünceye göre kendini öldüren bir kadın suçludur ve bu sebeple hem cazibe hem de iticilik bağlamında iffetsiz temsil edilmelidir. Kadının hayat vermesi gerektiği şeklindeki yorum, dünyanın her yerinde Lucretia’nın iffetsiz ve suçlu temsil edilmesine sebep olmuştur. İntihar, kadının doğaya karşı geldiğinin altını çizerken erkeklerin kadınları umutsuzluğa sürükleyecek kadar doğaya aykırı olması yalnızca Artemisia’nın resimlerinde üzerinde durulan bir konu olmuştur.

Artemisia’nın bir ressam olarak çağının normlarını takip etme gerekliliği, onu bir ölçüde kadın temsili konusunda sınırlandırsa da Lucretia’yı bir fahişe olarak temsil etmesi söz konusu bile olamazdı. Bu sebeple yaşanan olayı tüm gerçekliğiyle aktarmasının yanı sıra ölümden önceki anı Lucretia’nın yüzünde diğer ressamlar gibi bir coşku ve şehvet hali şeklinde değil kaygı ve dehşetle temsil etti. Artemisia’nın kadın figürleri maruz kaldıkları olaylar doğrultusunda çaresizliğe kapılan, korkan ya da öfkelenen figürler olabilirlerdi. Bunun da ötesinde cinayet işlemeyi göze alan, halkını kurtaran ve toplumsal dönüşüme zemin hazırlayan kadın kimliği cinsiyet rollerinin eşitsizliğinde oldukça gerekli bir bakış açısıydı. Seyirlik bir nesneye indirgenen ve ötekileştirilen kadın figürler, yalnızca erkek ressamlara mahsus bir bakış açısıydı.

İtalyan Rönesans’ı Artemisia Gentileschi’den önce de kadın sanatçılar yetiştirmişti. Bu kadın sanatçılar, Giorgio Vasari’nin ressamların hayatlarını tüm ayrıntılarıyla ele aldığı Sanatçıların Hayat Hikayeleri isimli kitapta aynı bölüme sıkıştırılmış kısa anlatılardan ibarettir ve genişletilmiş baskıda dahi dört kadın sanatçıya yer verilmiştir. Kadın sanatçıların gölgede bırakıldığı bir gelenekte Artemisia Gentileschi, tarihin seyrini değiştiren istisnai bir figür ve kolektif bilinci eleştiren cesur bir sanatçıdır.

Kadınların toplumsal rolde sanattan ayrıştırılması, cinsiyetçi tutumun kanıksandığı her çağda eşitsiz bir dünya düzeni sağlamaya devam edecektir. Bu çerçevede sanatçı kimliğinin kadın ve erkek olarak cinsiyet odaklı ele alınması toplumsal yapının her alanında eşitsizliği pekiştiren bir mekanizma haline gelir. Sanatın herkes için evrensel ve sınırsız bir ifade biçimi olabilmesi ancak kadın sanatçıların görünür kılınması ve kadın figürlerin cinsiyet eşitliği kapsamında temsil edilmesi yoluyla sağlanacaktır. Artemisia’nın 17. yüzyılda başlattığı bu sanatsal dönüşüm, günümüzde kadın hakları ve eşitlik kapsamında devam eden tüm çalışmalara ilham vermeye devam etmektedir.

Zehra Mete

Zehra Mete, 1998 İstanbul doğumludur. 2020 yılında Trakya Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümünden mezun olup aynı yıl, aynı üniversitede yine Sanat Tarihi alanında yüksek lisans eğitimine başladı. 2022 yılında yüksek lisansını ‘Feminist Sanat Tarihi Bağlamında Avrupa Resminde Kadın’ başlıklı tez ile tamamladı. Sonrasında çalışmalarına devam etti ve DergiPark’ta ‘Resim Sanatında Şiddet ve Tecavüz: Europa’nın Kaçırılması’ isimli makalesi yayımlandı. Ayrıca Bandırma Üniversitesinin Sanat Tasarım ve Mimarlık dergisinde kutsal tanrıça kültü ve ilkçağ arkeolojisinde kadının yerini irdeleyen iki farklı makalesi, yeni sanat tarihi açılımını analiz ettiği bir kitap yazısı bulunmaktadır. Araştırmalarında çıkış noktası olarak toplumsal cinsiyet eşitliği, sanatta kadın temsili ve sanatçı kadınlar gibi konuları ele almaktadır. Yoğunlaştığı Avrupa resim çözümlemeleri dışında sanat yazıları yazmaya devam etmektedir.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Kurtveli Erdal, Kalaşlar
Önceki

Kurtveli Erdal’dan Kalaşların Yaşamına Fotoğraf Yolculuğu

Ruken Adıbelli, Plastik Reformasyon
Sonraki

Ruken Adıbelli’nin “Plastik Reformasyon” Sergisi