ArtContact İstanbul Çağdaş Sanat Fuarı bu yıl da açılışını gerçekleştirdi ve 21-25 Mayıs tarihleri arasında sanatseverleri bekliyor. İstanbul’da yıl boyunca gerçekleşen diğer sanat fuarlarıyla kıyaslandığında, ArtContact daha kapsayıcı ve geniş yelpazeli bir sanat pratiğini içinde barındırıyor. Bu çeşitlilik, fuarın hem tematik hem de teknik anlamda farklı arayışlara açık bir zemin sunduğunu gösteriyor. Ben de bu yazımda ArtContact deneyimimi, özellikle ilgimi çeken eserler üzerinden paylaşmak istiyorum.
Fuarda yer alan Upart standında temsil ettiğim iki sanatçı Ali Düzenli ve Günsu Aytaş’ın çalışmaları izleyiciyle buluştu. Her iki sanatçının üretim dili birbirinden farklı olsa da çağdaş dünyanın çelişkili katmanlarına dair özgün ve düşündürücü bir perspektif sunduklarını söyleyebilirim. Ayrıca stantta yer alan ve yeni keşfettiğim Erdal Leblebici’nin işi de izleyicide güçlü bir etki yaratarak bu çeşitliliği derinleştirdi.
Ali Düzenli: Renklerin Arkasında Saklı Toplumsal Gerçekler

Ali Düzenli’nin çalışmalarına ilk bakışta hakim olan canlı renkler, izleyicide tatlı bir yanılsama yaratıyor; sanki pamuk şekerden yapılmış bir dünyanın içine girmişiz gibi. Ancak resme dikkatle bakıldığında, bu rengarenk yüzeyin altından dejenere olmuş bir toplumun yansımaları belirginleşiyor. Osmanlı döneminden kalma, başında fes taşıyan bir figür, günümüz kapitalist sisteminin tüm ikonografisini bedeninde taşıyor: Starbucks kahvesi, AirPods kulaklık, marka logoları… Üstelik bu figür, İstanbul’un en kaotik ve yorucu bölgelerinden biri olan Mecidiyeköy metrobüs köprüsünü andıran bir arka planda konumlanıyor — kent, bu figürün hem sahnesi hem de yükü olmuş adeta.
Bir başka resim yerleştirmesinde, bıçak ve yaprak ikililiği karşımıza çıkıyor. Doğa ve vahşet, yarar ve zarar arasında kurulan bu ikili karşıtlık, izleyiciyi kavramsal bir gerilime sürüklüyor. Ali Düzenli’nin anlatım biçiminde kötücül olguları eğlenceli renklerle paketlemesi, ironiyi güçlü bir ifade aracı olarak kullanmasını sağlıyor. Bu çelişkili anlatım, eserlerine hem eleştirel hem de alımlanabilir bir derinlik katıyor.
Günsu Aytaş: Seramiğin İçinden Mimari ve Anlatı Çıkarmak

Günsu Aytaş’ın fuarda sergilenen iki seramik heykeli ise konsept olarak birbirinden farklı olsa da malzeme kullanımı ve biçim dili açısından açıkça sanatçının imzasını taşıyor. İlk heykelde, içi boş bir miğferli savaşçı figürüyle karşılaşıyoruz. Dışarıdan güçlü ve katı bir form gibi görünse de içindeki boşluk ve renkli dokular figüre beklenmedik bir kırılganlık kazandırıyor. Bu savaşçı, alışıldık “güçlü” temsilin aksine içsel bir naifliği taşıyor; savaşın insan üzerinde bıraktığı hem fiziksel hem de ruhsal boşluğu temsil ediyor.
İkinci çalışmada ise mimari öğeler ön plana çıkıyor. Adeta bir arşiv objesi niteliğindeki bu testi, Gotik mimarinin ögelerini taşır nitelikte: uçan payandalar, çift sütunlu sivri kemerli pencereler, testinin gövdesine entegre edilmiş yapılar… Testi, salt bir seramik form olmanın ötesine geçip kendi başına gotik bir kent haline geliyor. Pencerelerden dışarı doğru rüzgarla savrulan mavi sırlı perdeler, forma neredeyse kinetik bir etki katıyor. Heykelin tabanında dönme hareketi sağlayacak bir mekanizma olsaydı, perdelerin rüzgarda savrulma etkisini daha da somut hissedebilirdik; fakat mevcut haliyle bile bu dinamiği gözlemlemek mümkün. Heykel, mimarinin durağan yapısını hareketle birleştirerek izleyicide zamansal bir kırılma hissi yaratıyor.
Erdal Leblebici: Boya ile Ruhun İzini Sürmek

Fuarda yeni keşfettiğim ve özellikle Upart standındaki üretimiyle dikkat çeken bir diğer sanatçı ise Erdal Leblebici oldu. İzmir’de üretim yapan sanatçı, üfleme ve sıçratma tekniğiyle boyayı kağıda aktardıktan sonra ortaya çıkan soyut lekeleri bir tür ruh çağrısına dönüştürüyor. Ancak burada söz konusu olan yalnızca tek bir ruhun temsili değil; bu desenlerin içinde başka ruhların izleri, duyguları ve belki de kolektif hafızanın yansımaları da var. Leblebici’nin işleri, izleyicide bir içsel duraksama yaratıyor — sanki bir manzara gibi değil de bir bilinç anı gibi.
Sanatçının pratiğinde doğanın da güçlü bir sesi var. Bitkileri ve ağaç kabuklarını kaynatarak elde ettiği doğal pigmentleri kullanıyor. Bu doğal boya üretim süreci, işlerindeki renklerin, doğrudan doğanın hafızasından geldiğini hissettiriyor. Yerin altındaki köklerle gökyüzündeki göçmen ruhları buluşturmak gibi mistik bir amacı olan Leblebici, sanatını doğanın yüceliğiyle harmanlayarak sezgisel bir alan yaratıyor.
ArtContact İstanbul, yalnızca estetik bir sunum alanı değil; aynı zamanda sanatçıların dünyaya ve bugüne dair söylemlerini katmanlı biçimlerde ifade edebildikleri bir platform. Upart standında yer alan Ali Düzenli, Günsu Aytaş ve Erdal Leblebici’nin işleri, bireysel üretim dillerine sadık kalarak çağın ruhuna dair güçlü yorumlar sunuyor. Renk, malzeme, kavram ve anlatının bu kadar bilinçli biçimde iç içe geçtiği bir alanda bulunmak, yalnızca bir fuar deneyimi değil; düşünsel bir yolculuk olarak da okunabilir.
ArtContact bitmeden ziyaret etmenizi tavsiye ederim.




