Bihter Yasemin Adalı, Haz ile Göklenir Dünya
Bihter Yasemin Adalı, Haz ile Göklenir Dünya

Haz ile Göklenir Dünya: Kaosun İçinde Bir Rüya

1 Mart 2026
5 dakika

Bihter Yasemin Adalı’nın Art On İstanbul’daki Haz ile Göklenir Dünya başlıklı sergisi ilk bakışta bir kaos alanı gibi görünüyor. Kocaman pijamalar, dev seramik domino taşları, kum torbası ve bir telefon kulübesi… İzleyici kendini renkli ama dağınık bir atmosferin içinde buluyor.

Fakat bu kaos bir dağınıklık değil; rüya mekaniğinin kendisi.

Sergi, bilinç ile bilinçdışı arasındaki o geçirgen eşikte konumlanıyor. Nitekim sergi metninde de belirtildiği gibi izleyiciyi yaşam ile ölüm, iç dünya ile dış dünya, hatırlamak ile unutmak arasındaki sınırlara çağırıyor.  Bu çağrı, anlamı hazır sunmuyor; aksine izleyiciyi anlamın oluşma sürecine dahil ediyor.

İlk izlenimde sergi direnç gösteriyor. İçine almıyor. Hatta bir başkasının zihnine izinsiz girmişsiniz hissi yaratıyor. Bu hissin adı belki de anlamsızlık değil, yabancılık. Rüyalar da böyle değil midir? İçindeyken her şey bir şekilde yerli yerindedir ama uyandığımızda anlamı dağılır. Sergi tam olarak bu dağılma anına odaklanmamızı sağlıyor. Bilinç ile bilinçdışı arasındaki o saydam eşiği görünür kılıyor. Yaşam ile ölüm, hatırlamak ile unutmak, iç dünya ile dış dünya arasında asılı kalmamıza yol açıyor.

İlk bakışta sergi bahsettiğim kaos nedeniyle bir direnç gösteriyor. İçine hemen almıyor. Sanki bir başkasının zihnine izinsiz girmişsiniz gibi bir his yaratıyor. O yabancılık duygusu… Ama rüyalar da böyledir. En tanıdık mekan bile rüyada başka bir yere dönüşür. Ev evdir ama değildir. Sokak sokaktır ama kaygılıdır. Kendin bile kendin değilsindir.

Yapısı gereği çoğu zaman tek bir rüya çoğu zaman saçma görünür. Ama tekrar eden imgeler, motifler ve nesneler bir araya geldiğinde bir bilinçdışı haritası oluşur. Bu harita içimizdeki labirentin çıkış rotasını oluşturur. Jung, rüyaların yalnızca bastırılmış arzuların değil, ruhun kendi kendini dengeleme çabasının ürünü olduğunu söyler. Ona göre bilinçdışı karanlık bir kuyu değil; sembollerle konuşan bir rehberdir. Bu noktada sergideki domino işleri güçlü bir metafor haline geliyor. Tekil bir domino taşı anlamsızlaşabilir; fakat yan yana geldiklerinde bir akış, bir zincirleme hareket, bir hikaye başlatırlar. Çünkü semboller birbiriyle konuşur ve kucaklaşır. Tıpkı rüyalar gibi: anlam tek gecede değil, tekrar eden imgeleri takip ederek hatta bunlarla örtüşen imgeleri birleştirerek ortaya çıkar. Sanatçının da kullandığı domino taşları gibi, hep birlikte anlam kazanır ve sonuca götürür. 

Bu sergi bana, hepimizin kurduğu o cümleyi hatırlattı:

“Geçen gün bir rüya gördüm…”

Rüyalar kehanet işi değildir. Her ne kadar bazılarımız rüyalarının çıktığını iddia etse de mesela ben haha ☺ . Orada haberci rüyalar ise içten içe bildiğin verilerin sana görünmesidir ve evet bu da gelecek hakkında haber verir. Asıl mesele şudur:

Ne gördün? / Neden gördün? / Neyi bastırdın? / Neyi su yüzüne çıkardın?

Bihter Yasemin Adalı, Haz ile Göklenir Dünya
Bihter Yasemin Adalı, Haz ile Göklenir Dünya, Art On İstanbul

Adalı’nın bilinçdışı dünyası karanlık ve tekinsiz bir yer değil. Eğer David Lynch bilinçdışının karanlık dehlizlerini gösteriyorsa, Adalı daha renkli, daha botanik, hatta yer yer pastoral bir bilinçdışı kuruyor. Lynch’in görsel mantığını andıran bir rüya örgüsü var; fakat burada karanlık yerini köklenme, filizlenme ve dönüşüme bırakıyor. Çünkü bilinçdışı bastırılmış bir karanlık değil, dönüştürücü bir toprak.

Sergideki yüzey meselesi özellikle dikkat çekici. Tuval: sabit, pasif, dayanıklı bir yüzey. Kum torbası: karşılık veren, hareket eden, direnen bir yüzey. Tuvalle savaşabilirsiniz; o size cevap vermez. Ama hareket eden bir yüzeyle ilişki kurmak zorundasınız. Bu noktada jest değişir. Şiddet, karşılık gördüğünde yumuşamak zorunda kalır. Sanatçı burada hınçtan ilişkiye geçer. Bilinçdışı da böyledir: sabit değildir. Ona saldırdıkça yer değiştirir, zorladıkça biçim değiştirir. 

Sergide beni en çok etkileyen iş ise adresi beyaz boyayla kapatılmış yüzeydi. Alzheimer’ı düşündürdü bana. Ve bir anımı hatırlattı. Dedem belli bir yaştan sonra Alzheimer olmuştu. Hastalık henüz çok ilerlememişti ama dışarı çıkarken cebine evin adresini ve telefon numaralarımızı yazıp koyuyordu. Çünkü gezmekten kendini alıkoyamıyordu ☺.  Bir gün kaybolduğunu sandığı bir anda, cebindeki adresi de hatırlayamadığını öğrendik. Adres oradaydı. Yazılıydı. Somuttu. Ama hatırlanmadığı için yoktu. Unutmak sadece bilgiyi kaybetmek değildir; bir yön duygusunu kaybetmektir. Bilinçdışıyla bağ koptuğunda insan kendi iç haritasını yitirir. 

Unutmak silinmek midir?

Yoksa yalnızca hatırlama yolunun kapanması mı?

Sergide yer alan telefon kulübesi ise neredeyse bir günah çıkarma kabini gibi çalışıyor. Sergi yapısı gereği izleyiciyle yoğun bir etkileşime zaten geçiyor bunun üstüne, izleyiciyle kalıcı bir bağ kurmak da istenmiş. İzleyici içeri girip tekrar eden rüyasını anlatıyor, bir ses kaydediyor. Hatta çizim defteri de var. Böylece sergi tekil bir üretim olmaktan çıkıp kolektif bir bilinçdışı arşivine dönüşüyor. Rüyalar birikiyor. Anlatılar çoğalıyor. Sergi yaşayan bir organizmaya dönüşüyor.

Haz ile Göklenir Dünya bana hız çağında unutulan bir şeyi hatırlattı: İçeri bakmayı. Yavaşlamayı. Rüyaları ciddiye almayı. Belki de rüyalar geleceği haber vermez ama bizi bize haber verir. Belki de rüyalar, bilinçaltında boğulmaya bıraktığımız şeylerin yüzme kursudur.Ve bu sergi, bizi suyun yüzeyine çağırmaya davet ediyor. 

Sergiyi 28 Mart’a kadar Art On’da ziyaret edebilirsiniz.

Başak Hürer

Başak Hürer, sanat tarihçisi, sanatçı menajeri ve sosyal medya yöneticisidir. 1997 yılında İzmir’de doğmuştur. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Sanat Tarihi alanında tamamladıktan sonra kariyerine sanat danışmanlığı yaparak devam etmiştir. Günümüzde Eda Taşlı ve Umut Yalım gibi sanatçıların temsilciliğini yürütmektedir.

Kurucusu olduğu Laclac Club adlı Instagram sayfasında sanat içerikleri üretmekte; çağdaş sanat üzerine yazılar ve paylaşımlar yapmaktadır.

Artweeks İstanbul, Contemporary Istanbul ve Atatürk Kültür Merkezi gibi etkinliklerde küratöryel görevler üstlenmiş; çeşitli projelerde içerik üretimi, moderatörlük ve danışmanlık yapmıştır. Ayrıca TRT 2’de yayımlanan İstisnai Renkler belgeselinde sanat tarihçisi olarak yer almıştır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Yaşam Şaşmazer, Udagan, 2026. Ağaç dalı, ahşap merdiven, protez bacak, silikon, elastik bandaj, sargı bezi, sünger, poliüretan, elyaf, alüminyum tel, zincir, kanca, kantar, dikiş iğnesi, iplik, yosun, toprak
Önceki

“Canavarların Vaatleri” Sergisi Hara’da Ziyarete Açıldı

Kuru Taşın Başı
Sonraki

Yeşim Ustaoğlu Yeni Filminin Dünya Prömiyeriyle Selanik’te