Çağrı Dizdar’ın ikinci kişisel sergisi ARAF, 11 Aralık’ta Yasemin Green küratörlüğünde Nelumbo Studios’ta izleyiciyle buluştu. Sergi, gerçeklik ile imaj arasındaki tekinsiz eşiği merkezine alarak, izleyiciyi hem görsel hem düşünsel bir aralıkta konumlandırıyor. Jacques Rancière’in “duyumsanabilir olanın paylaşımı” kavramından beslenen bu yaklaşım, sanatın estetik olduğu kadar politik sınırlarını da yeniden düşünmeye davet ediyor.
Üretim pratiğinin odağına minyatür ve tezhip gibi köklü sanatları alan Dizdar, bu geleneksel disiplinleri çizgi roman estetiği, çağdaş illüstrasyon ve güncel görsel anlatı dilleriyle yan yana getiriyor. Minyatürün Batı resim geleneğiyle kurulan hiyerarşik karşılaştırmalarına mesafeyle yaklaşan sanatçı, bu pratiğin kendi iç dinamikleri ve estetik olanaklarıyla bugün yeniden üretilebileceğini savunuyor.
Kağıt yüzeylerden seramik uygulamalara, interaktif kurgulardan dijital arayüzlere uzanan ARAF, izleyiciyi zamanlar, imgeler ve disiplinler arasında kurulan geçici bir eşikte dolaşmaya çağırıyor. Bu söyleşide Çağrı Dizdar ile serginin kavramsal çıkış noktalarını, üretim sürecini ve imajla kurduğu çok katmanlı ilişkiyi konuştuk.

“ARAF” sergi sürecinde küratör Yasemin Green ile nasıl bir çalışma yürüttünüz? Kavramsal çerçevenin oluşmasında, işlerin seçimi ve mekansal kurguda bu diyalog süreci üretimini nasıl etkiledi?
Hazırlık sürecinde sanatçı-küratör-galeri üçlemesi olarak 3-4 toplantı yaptık. Yasemin benim anlattıklarımı daha iyi paketleyerek direkt kullanmak yerine kendi yorumlarını ve bakış açısını geliştirdi. Serginin kavramsal çerçevesi ve kurgusu Yasemin’in yorumları üzerine yaptığımız sohbetler sayesinde ortaya çıktı. Çalışmalarımı kurgularken düşünmediğim ama arka planda var olan bazı şeylerin farkına vardığım bir süreçti. Bu açıdan bazen psikolojik danışmanlık alıyormuşum gibi hissettiğim de oldu. İlk toplantıda sergiye çıkacak çalışmaları belirlediğimiz için ve çalışmaları genel bir anlatı etrafında kurguladığım için üretim sürecinde pek bir farklılık olmadı. Ancak mekan tamamen Yasemin’in bakış açısı üzerinden şekillendi.
Üretimlerinde minyatür ve tezhip gibi iki farklı sanat geleneğini bir arada düşündüğünü görüyorum. Bu iki disiplin arasındaki temel farkları nasıl tanımlıyorsun ve kendi işlerini bu bağlamda nasıl konumlandırıyorsun?
Tezhip, yazma eserlerde metnin etrafındaki tezyinatı tanımlar. Metnin içeriğine referans vermez. Çok soyut motifler kullanılır. Dönemin üslup anlayışı çerçevesinde yoğun kompozisyonlarla sayfayı tezyini bir şekilde düzenler. Minyatür ise metnin açıklayıcı tasviridir. Metinle doğrudan ilişkisi vardır. Burada da soyutlama mevcuttur ancak tezhibin aksine gördüğünüz her şeyin ne olduğunu rahatça anlayabilirsiniz. Farklarına rağmen bu iki sanat aynı üretim sürecinin değişik parçalarıdır ve yüzyıllar boyunca yazma eserlerde bir arada kullanılarak iç içe geçmişlerdir. Kendi pratiğimde de olabildiğince bu iki disiplini ayırmadan bir arada kullanmaya çalışıyorum. Minyatür ön planda görünse de çalışmalarımı kurguları tezhibin yapı taşları üzerinde yükseliyor.
İşlerinde farklı kültürlere ait görsel öğelerin bilinçli bir şekilde bir araya geldiği hissediliyor. Bu kültürlerarası dil senin için bir karşılaşma alanı mı, yoksa günümüz görsel dünyasının kaçınılmaz bir yansıması mı?
Günümüz görsel dünyasının kaçınılmaz bir yansıması. Öyle olmasaydı yaptığım şeyi pek samimi bulamazdım.
Serginin en dikkat çeken işlerinden biri ve benim favorilerimden biri olan arcade oyunu kurgusu içine yerleştirilmiş eser. Oyuncunun “emekli, beyaz yaka, esnaf” gibi seçenekler arasından seçim yapması neyi görünür kılmayı amaçlıyor? Bu seçimler izleyicinin deneyimini sence nasıl dönüştürüyor?
Toplumun farklı kesimlerini temsilen karakterleri oluşturdum. Herkesin birbirinden çok da farklı davranmadığı fikri ile farklı seçeneklerle aynı oyunu oynuyorsunuz. Karakterlerin özel güçleri farklı olsa da hepsi gerçeklerden kaçmaya yarıyor. Bu farklı karakter seçimlerinin aslında toplum kesimlerinin düşünüldüğü kadar farklı davranmadığını göstermek istedim. Farklı karakter seçimleri bir seçeneksizliği vurguluyor. Oyuncunun kazanamadığı bu oyunda insanların karakterlerini dikkatlice seçip, ciddi bir şekilde oynadıklarını görünce oyun benim için ironik bir performansa dönüştü.
İşlerde renkli, eğlenceli, hatta partileyen bir dünya var gibi görünürken figürlerin maske takıyor olması güçlü bir gerilim yaratıyor. Bu neşe ile gizlenme hali arasındaki çelişki senin için neyi temsil ediyor?
Benim için o yapay neşe de gizlenmenin araçlarından biri. O neşenin altına süpürülen bir sürü şey var gibi hissediyorum. O neşe yaşanan her şeyi meşru kılıyor sanki. Herkes eli ayağı titrerken histerik histerik sırıtıyor.
Figürlerin giyim tarzları ve genel atmosfer, izleyicide belirli bir dönem ve mekan hissi uyandırıyor (en azıından ben figürlerin partilediği mekanı gözümde canlandırabiliyorum ☺ ). Mid-century modern bir enerji ya da Yeşilçam estetiğiyle kurulan bilinçli bir ilişki var mı?
Kendi sanat pratiğimi beş yüz yıl öncesinin ağırlığından kurtarmak ve daha çağdaş bir görsel dil yakalayabilmek için farklı coğrafyalardaki dekoratif sanatları incelemeye başlamıştım. The Arts and Crafts Movement’ın ardından Art Nouveau ve Art Deco akımları kaçınılmaz olarak dikkatimi çektiler. Biçimde işlevin öne çıkarılmasıyla dekoratif unsurların iyice geri planda kaldığı bir dönemde yeni estetik çerçeveler çizebilen bu akımlardan epey etkilenmiştim. Bizim motiflerimizi güncel anlayışla uzlaştırabilmek için Art Nouveau ve Art Deco akımlarının mimari unsurlarda ve dönem mobilyalarındaki kullanımlarını uzun süre inceleyip denemeler yapmıştım. Çalışmalarım izleyicide o dönemlere ait bir his uyandırıyorsa, bu inceleme ve denemelerin pratiğimde bıraktığı etkiden ötürü olabilir.
Bu sergiden sonra izleyicinin kendi hayatına ya da maskelerine dair neyi fark etmesini isterdin?
Birbirinden çok farklı mekan ve sosyal ortamlarda bulunduğumuz için neredeyse hiçbir zaman içten davranamıyoruz. Birbirimizi kandırıyoruz evet ama en azından kendimize karşı dürüst olabiliyor muyuz? Kişinin kendinde bunun cevabını aramasını isterdim. MS 2025’teki curcunada rahat rahat ben yokum diyebiliyor muyuz? Karnaval 13’teki masada rahat rahat ben oturmuyorum diyebiliyor muyuz?




