Bösendorfer Sanatçısı Piyanist Emre Yavuz İle Söyleşi



Emre Yavuz
Emre Yavuz

“Benim susamama lüksümü sağlayan şey, kariyerimi şahısların ya da kurumların önümü açması üzerine kurmamış olmam.”

Emre Yavuz

Çok küçük yaşta fark edilen yeteneğine çalışkanlığını, aldığı zorlu müzik eğitimlerine ise entelektüel bilgisini ve duruşunu ekleyen; “Sanatçı nasıl olmalıdır”ın önemli ve genç temsilcilerinden Bösendorfer Sanatçısı Emre Yavuz; sohbetimizin konuğu.

Daha 5 -6 yaşlarında yolu sanat yoluna çıkan, hatta mesleğini de o yaşlarda seçmiş ya da seçilmiş bulan başarılı piyanist Emre Yavuz’la sohbetimizi keyifle okumalar.

“Emre Yavuz” denince küçük yaşlarda keşfedilmen, “Harika Çocuk Yasası”ndan yararlanan son çocuk olman vesilesiyle ilk önce yeteneğin geliyor akla. Yeteneğinle çıktığın o yolda artık “sanatçı” mertebesine ulaştığın bir bugün var. Geçmişteki “Emre”yle karşılaşsan ona ne demek istersin?

Ne kadar uzak geçmişteki Emre’yle konuştuğuma bağlı. 8 yaşımdaki halimle karşılaşsam ona “doğru düşünüyorsun, yoluna devam” derim. Eğer dünkü Emre ile karşılaşırsam da “Yarın kendini sekiz yaşındaki haline cesaret verecek kadar iyi hissedeceksin, rahat uyu” derim.

Sanat yaşamına başlatan “Yetenek”, sonrasında tek başına yetti mi? Bunu şundan soruyorum; günümüzde birçok kişi kendini bir konuda iyi görüyor ve yeteneğim var tamamım diyor, tamamlar mı gerçekten?

Herhangi bir sanat dalına yıllarını vermiş kimsenin yeteneğin yeterli olduğunu söyleyeceğini sanmıyorum. Ben yeteneğimi görmüyorum, çok yetenekli miyim onu da samimi söyleyeyim bilmiyorum, yaptığım hiçbir şeyi de yeteneğimle kotardığımı düşünmüyorum. Çok yetenekliysem de bunun farkında olmamaktan memnunum, çünkü yeteneğime güvenmeden, yeteneksizmişim gibi çalışmak benim artık hayat tarzım haline geldi ve buna çok şey borçluyum.

Yurtdışında yaşayan bir sanatçısın, Türkiye’de de sık sık konserler veriyorsun. Ülkelere göre bariz değişikler var mı konserin ortamından, dinleyiciye ve hatta belki organizatör anlayışına…

Ben dinleyiciler arasında o kadar da fark olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de çok daha genç bir dinleyici profili var, bundan dolayı da konserlerde klasik müziğe yeni aşina olmaya başlamış dinleyici daha fazla. Ancak Türkiye’deki müzisyenler maalesef dinleyiciyi kazanmak, kitlelerini büyütmek için hep daha basit, daha kolay, daha hafif programlar yapıyorlar bundan fazlasını kaldıramayacaklarını düşünerek. Bunun götürüsü de dinleyicinin buna alışması oluyor. Onlar alışınca da bu sefer aynı yüzeysellikte kalmak dışında bir seçenek kalmıyor müzisyen için, yani bir kısır döngü oluşuyor. Ben özellikle böyle davranmıyorum.

Konser salonundaki her bir dinleyicinin her eser bittiği anda her şeyi mükemmel olarak anlamış olmayıp, belki bazı şeyleri anlayamayıp düşünmeye devam etmesi, bir daha merak etmesi, eve kafasında soru işaretleriyle gitmesi, bunlar o kadar da kötü şeyler değil, bundan bu kadar korkmayalım. Zaten anlamamak da korkulacak bir şey değil, anlamak bir süreçtir. Ben Türkiye’deki dinleyicinin anlama iştahıyla dinlediğini hissediyorum ve bunu güzel buluyorum. Ben de üstüme düşeni yapıyorum.

Çok zorlu repertuvarların başarılı yorumcusu olarak verdiğin konserler dışında özel konser serilerinde de yer alıyorsun. İlk aklıma gelen “Meltem Cumbul” ile gerçekleştirdiğiniz Fransız George Sand ile Polonyalı ünlü bestekar Frédéric Chopin’in aşklarını konu alan müzik ve edebiyatı birleştirdiğiniz müzikal okumaydı. Şu anda da yine farklı bir projenin içinde yer alıyorsun: Andante Klasik Müzik Dergisi Genel Yayın Yönetmeni ve müzik yazarı Serhan Bali ile konser ve söyleşiyi bir araya getirdiğiniz “Noble & Sentimental” başlıklı bir etkinliğiniz var. 19 Ekim Çarşamba akşamı Arter’in Sevgi Gönül Oditoryumu’da gerçekleşecek etkinliğinizden bahsedebilir misin?

“Viyana projesi” olarak tasarladığım bu konser, aslında 2019’da Meltem Cumbul’la verdiğimiz Chopin & Sand dinletisinden sonra Hannover’e giderken trende birden aklıma gelmişti. Bir resital programını arka arkaya çalınan bir dizi eserden öte, bütünsel bir deneyim olarak oluşturmak benim başından beri çok kafa yorduğum bir konsept. Daha önce Rachmaninoff’un Op. 23 On Prelüd’üyle böyle bir program yapmıştım. Bu programda prelüdlerin başından sonuna izlediği yol ve anlatıyı bir çerçeve olarak ele alıp, prelüdlerin aralarına, o akışın o noktasına oturan başka bestecilerin eserlerini yerleştirerek hiç görülmemiş bir program tarzı oluşturmuştum ve sonuçta ortaya kronolojik olmayan, Rachmaninoff ile Scarlatti, Rameau, Beethoven, Schubert, Chopin ve Saygun’un iç içe geçtiği, hiçbir programlama geleneğine ve kuralına oturmayan ancak başından sonuna tek bir deneyim oluşturan bir program ortaya çıkmıştı. Bu model, tüm alışılmamışlığına ve dolayısıyla risklerine rağmen konserlerde ve yarışmalarda çok başarılı oldu. Bu yüzden bu yolun devamını keşfetmek istedim. Aynısının tekrarı olmaması için kolaya kaçmayıp bu sefer yalnızca devamlılık ve sürükleyicilik üzerinden değil, aynı zamanda tınısal estetik ortaklığı ve tüm eserlerin etrafında birleşeceği bir tema ile yeni bir program yapmak istedim. Bunun için yine bir “çerçeve esere” ihtiyacım vardı, bunu da o trende buldum: Maurice Ravel’in 7 vals ve bir ‘epilog’dan oluşan, Viyana ve Schubert ilhamıyla bestelenmiş Valses nobles et sentimentales’i. Hannover’e vardığımda program büyük ölçüde şu anki halini almıştı ve o sırada aslında halen Rachmaninoff turnesinde olmama rağmen trenden bir sonraki projemin ne olacağını bilerek indim. Önceki Rachmaninoff programının konseptini devam ettiriyor, ancak ondan tınısal ve duygusal olarak çok farklı.

“Noble & Sentimental” tek bir gösteri mi olacak yoksa devam edecek mi?

Devam edecek. Başta 13 Şubat’ta Süreyya Operası’ndaki, bu sefer anlatımsız, sadece bütün resital olarak çalacağım konser olmak üzere Türkiye ve Avrupa’nın birçok yerine taşımayı düşünüyorum.

2020 yılında bir albüm yayımladın. “Rachmaninoff’ albümünden biraz bahsetmek istiyorum. Daha doğrusu albüm için neden Rahmaninov’u seçtiğini öğrenebilir miyiz?

Genç bir müzisyenin, bütün dünyanın beğenisine sunacağı ilk çıkış kaydı için elindeki en iddialı kozu oynamak dışında bir seçeneği yoktur, ben de bunu yaptım. Bu albümdeki eserlerle o kadar çok zaman geçirmiştim ve o kadar fazla yerde, konserde, sınavda,

yarışmada çalmıştım ki kayıttan önceki yıllarda, birbirimizin tamamlayıcısı haline gelmiştik artık ve ilk albümümü yayınlamak için harekete geçtiğimde acaba ne kaydetmeliyim diye bir an bile düşünmedim, çok açıktı yapılması gereken.

Albümle devam edelim; albümün kaydı Bösendorfer Piyano Fabrikası’nda yapılmış. Böyle bir ortamda kayıt almak nasıl bir deneyimdi?

Bösendorfer fabrikasının ortamı kayıt için mükemmel. Her şeyden önce önümde kayıt için seçebileceğim 30-40 tane çok iyi durumda piyano vardı, bu bulunmaz bir lüks. Bunlardan en iyi uyum yakaladığımız piyanoyu seçtim ve 2019 Aralık’ta kayda girdik. Kayıttan önceki son günlerde eserlere o kadar yoğunlaşmıştım ki, onlarla geçirdiğim bütün yıllardaki duygu dalgalanmalarının hepsini tekrar ve çok kısa bir sürede yaşadım. Fazla gelmişti ve acı çekiyordum artık, kaydedeyim ve benden çıksın, kurtulayım diye sabırsızlanıyordum. Kaydın kendisi geldiğinde ise bütün sancı durdu, trans halinde gibiydim, hayati bir görev yerine getiriyor hissiyle yalnızca uyuyup uyanıp çalarak kaydettim. Son gün son prelüdü kaydedip gece yarısı sis çökmüş bir havada dışarı çıktığımda, fabrikanın çevresinin ıssızlığında hayatımda ilk kez hissettiğim ve eksikliğini hissettiğimi ilk defa o an fark ettiğim bir hisle tanıştım.

Klasik Müzikle ilgili bir sanatçı olarak kendi alanın dışında kimleri ve hangi müzik türlerini dinlersin?

Dönem dönem farklı müziklere takıyorum. Bir ara spor yaparken güncel club hit’lerini dinliyordum, bazen klasik dışında hiçbir şey duymak istemediğim dönemler oluyor, bazen belli bir etnik müziğe sarıyorum. Şu aralar Ravel dışında başka klasik besteciler dahil hiçbir şey dinlemiyorum diyebilirim.

Zaman içinde başka alanlarla kendi müziğini sentezlemek gibi çalışmalar içinde olmayı düşünür müsün?

Pek sanmıyorum. Bu tarz crossover işlere kategorik olarak karşı değilim, bazen çok saçma bir sentez çok zevk sahibi şekilde yapılmış olabiliyor. Ama ben o değilim, benim iyi yaptığım ve yapacağım şey bu değil.

Yine klasik müziğe ve repertuvarına dönecek olursak Schubert, Beethoven, Rahmaninov konseptli turnelerin oldu. Repertuvarı geniş bir müzisyen olmak için çok çalışıyor ve sonucunda da harika konserlere imza atıyorsun. Şu an başka konseptte konserini de duyurmuşken sonrasında yine besteci temalı konser hazırlıkların var mı, yoksa gelecekte düşünüyorsan kimi çalışmak niyetindesin?

Ravel dönemi pandemiden dolayı gecikmeli başladı ama sonuçta çok başındayım. Bundan sonraki dönemin -ki bu en iyi ihtimalle birkaç yıl sonrası demek- ne üzerine olacağına dair bir fikrim var. Hatta iki sonraki albümün ne olacağını sanırım biliyorum. Ama söylememeyi tabii ki tercih ederim; çünkü ne değişeceği belli olmaz. Rachmaninoff döneminin en son fazlarına kadar sonraki dönemin Ravel olacağını bile bilmiyordum, kendime bu özgürlük kapısını açık bırakmayı ve “bakalım o zaman ne isteyeceğim” demeyi seviyorum.

Sosyal medyayı, sıkça görüş ve düşüncelerini aktarmak için kullanıyorsun. Özellikle birçok sanatçının(!) başka kaygılarla sustuğunu gördüğüm konularda da atak ve cesursun. Susamayan olarak susanlar hakkından ne düşünüyorsun?

Benim susamama lüksümü sağlayan şey, kariyerimi şahısların ya da kurumların önümü açması üzerine kurmamış olmam, profesyonel bir sanatçı statüsü olarak da finansal olarak da bağımsızlığımı koruyabilmiş olmam. Şu an birçok kurumun yöneticisi konumunda benimle aynı ya da yakın nesillerden, hatta bazen tanıdığım ve çocukluk arkadaşım olan kişiler bulunmasına rağmen, özellikle onlarla iş konusunda iletişim kurmuyorum ve davet edildiğim konserleri şimdiye kadar ortaya koyduğum projeler ve başarılarla elde ettiğimden emin olmak istiyorum. Kimsenin ‘elimden tutmasıyla’, kişisel jestiyle kariyer yapmadığım ve kaybedebileceğim bir kadrom olmadığı için de susmayabiliyorum. Bu lükse herkesin sahip olması mümkün değil, bu da anlaşılabilir bir şey.

Sohbetimize katıldığın için çok teşekkür ederim sevgili Emre; eklemek istediğin bir konu var mıdır?

Yok teşekkürler : )

Beyza Cumbul, On Air Music Co.'da projelendirmeci, müzik ve yaşam yazarı, röportajcı.

One Ping

  1. Pingback: Piyanist Emre Yavuz’un Sohbet Eşliğinde Konseri 19 Ekim’de Arter’de

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir