Sentimental Value
Sentimental Value

Eksik Olanla Yaşamak: Sentimental Value

11 Ocak 2026
3 dakika

Joachim Trier’in son filmi Sentimental Value, aile içinde yıllar boyunca biriken eksikliklere ve açılan boşluklara odaklanıyor. Bu eksikliklerin nasıl taşındığına, nasıl normalleştiğine ve çoğu zaman fark edilmeden hayatın parçası hâline geldiğine. Film, büyük patlamalarla ya da dramatik yüzleşmelerle ilgilenmiyor. Asıl derdi, konuşulmayanların zamanla nasıl kalıcı bir hâl aldığı.

Hikâyenin merkezinde tiyatro oyuncusu Nora Berg (Renate Reinsve) var. Nora, babası Gustav’la (Stellan Skarsgård) kurduğu ilişkiyi iletişimsizlik üzerinden tanımlıyor. Bu tanım film ilerledikçe genişliyor. Ortada sadece konuşmamak yok: ertelenmiş temaslar, yokluğun bıraktığı boşluk ve bu boşluğun zamanla neredeyse somut bir şeye dönüşmesi var. Baba-kız ilişkisi, eksik olanın etrafında kurulmuş bir düzen gibi işliyor. Bu düzenin adı yokluk ve bu yokluk bir varlık gibi dimdik duruyor. 

Sentimental Value
Sentimental Value

Gustav, yıllar önce ailesini terk etmiş bir baba. Aynı zamanda sinema dünyasında tanınmış bir yönetmen. Nora ve kız kardeşi Agnes (Inga Ibsdotter Lilleaas) için babaları hem çok bilinen hem de çok uzak bir figür. Yıllar sonra Gustav’ın yeniden ortaya çıkışı, bastırılmış olanın gecikmiş bir dönüşü gibi. Ancak bu dönüş, bir yüzleşme ya da hesaplaşma anı yaratmıyor. Geçmiş, bugüne dolaylı, temkinli ve parçalı bir şekilde sızıyor.

Gustav, bu kez son derece kişisel bir film projesiyle geri dönüyor. Kendi çocukluğunu ve annesinin ölümünü anlattığı filmde başrolü Nora’ya teklif ediyor. Bu teklif, kulağa cesur hatta samimi gelebilir ama Nora için durum öyle işlemiyor. Nora’nın bu teklifi reddetmesi, yalnızca kişisel bir kırgınlıkla açıklanabilecek bir karar değil. Kamera karşısında babasının hikâyesini oynamak ona ait bir hafızayı kendi bedeni üzerinden yeniden taşımak anlamına geliyor. Nora bu yükü üstlenmeyi reddediyor. Film bu “hayır” anını büyütmüyor. Ne bağırma var ne uzun açıklamalar. Yarım kalmış cümleler ve ardından gelen sessizlik. Bu sessizlik, bir eksiklikten çok bir savunma biçimi gibi duruyor. 

Gustav’ın, rolü kısa süre sonra Amerikalı yıldız Rachel Kemp’e vermesi, bu ilişkinin ne kadar kırılgan bir dengede durduğunu gösteriyor. Trier, bu noktada karakterleri açıklama zahmetine girmiyor. Kimseyi savunmuyor, kimseyi suçlamıyor. Alınan kararların ilişkilerde bıraktığı izler, asıl anlatı alanını oluşturuyor.

Nora ve Gustav birbirine benzeyen iki figür. Duygularla doğrudan temas etmekte zorlanan, melankoliyi bir karakter özelliği gibi taşıyan, sanatı hem ifade alanı hem de sığınak olarak kullanan insanlar. Bu benzerlik, aralarındaki mesafeyi azaltmak yerine onu daha da sabitliyor. 

Filmin duygusal ağırlık merkezi ise kız kardeşlerin büyüdüğü ev. Nesiller boyunca aileye ait olmuş bu ev, yalnızca bir mekân değil. Hatırlamanın kendisi. Duvarlarda, odalarda, boşluklarda biriken bir geçmiş var. Büyükannenin öldüğü oda, ebeveynlerin ayrılığına tanıklık eden alanlar… Film, hatırlamanın sadece zihinde olmadığını söylüyor. Hatıralar, mekânlara tutunuyor.

Sentimental Value
Sentimental Value

Agnes’in geçmişle kurduğu ilişki ile Nora’nın mesafesi, aynı hikâyenin herkeste aynı izleri bırakmadığını gösteriyor. Bir sahnede Nora’nın kardeşine sorduğu “Çocukluğumuz seni neden mahvetmedi?” sorusu, bu farkı tek cümlede topluyor. Aynı evde büyümüş, aynı kayıpları yaşamış iki kardeş için geçmiş bambaşka biçimlerde taşınıyor. Agnes daha dengeli bir hayat kurmuş gibi duruyor fakat bu, geçmişin onun etrafında dolaşmadığı anlamına gelmiyor. Gustav’ın filmi de bu dolaşımın bir parçası. Annenin ölümünü bir film sahnesine dönüştürmek, Gustav için geçmişle baş etmenin en tanıdık yolu. Film içinde çekilen bu film, hatırlamanın estetik bir biçimi olarak işliyor.  

Agnes’in Ulusal Arşiv’de büyükannesinin İkinci Dünya Savaşı yıllarına ait kayıtları okuduğu sahneler, filmin hafıza meselesini başka bir yere taşıyor. Burada hafıza artık kişisel değil tarihsel. Trier, sanatsal hafıza ile arşiv hafızasını yan yana koyarak hatırlamanın farklı biçimlerini karşılaştırıyor. Biri duyguyla, diğeri kayıtla ilerliyor. Aile için geçmişle baş etmenin iki ayrı yolu gibi.

Sentimental Value, yasın tamamlanması gerektiği fikrine mesafeli duruyor. Bazı ilişkiler düzgün ya da tamamlanmış olmak zorunda değil. Burada mesele çözmek değil, olanı olduğu gibi taşımayı öğrenmek. Trier, tam da bunu yapmayı başarıyor. 

Gizem Üstündağ

Klinik psikolog. Yüksek lisans tez çalışmasını sinema ile varoluşçu psikoloji arasındaki ilişki üzerine gerçekleştirdi. Sinemayı psikolojik, felsefi ve varoluşsal açılardan ele almakta; farklı platformlarda bu kapsamda metinler kaleme almaktadır.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

Hito Steyerl, Factory Of The Sun Installation Venice Biennale, 2015
Önceki

Anlamdan Dolaşıma: Çağdaş Sanatta Değer, Bağlam ve Konumlandırma

Yeşim Gürer Oymak
Sonraki

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nda Yönetim Değişikliği