Ekin Keser, “Artık Dokunduğunda Ağlıyorum.”, 2023, Değişken Boyutlar ve ağırlıklar, entelasyon (çerçeveli fotoğraf,çivi ve moloz). Sanatçı İzniyle.
Ekin Keser, “Artık Dokunduğunda Ağlıyorum.”, 2023, Değişken Boyutlar ve ağırlıklar, entelasyon (çerçeveli fotoğraf,çivi ve moloz). Sanatçı İzniyle.

Hafıza Göçük Altında: Bir Şehir Kendini Nasıl Hatırlar?

6 Şubat 2026
3 dakika

6 Şubat sabahı, yalnızca binalar yıkılmadı.

Saatler içinde şehirlerin belleği çöktü; sokakların hatırası, taşların dili, duvarlara sinmiş yüzyıllık sesler sustu. Deprem hem insan hayatını hem de bir coğrafyanın kültürel hafızasını yerle bir etti.

Hatay’da bir kilisenin duvarı çökerken, onunla birlikte dualar, törenler, kuşaktan kuşağa aktarılan sessiz ritüeller de göçük altında kaldı. Maraş’ta, Antep’te, Adıyaman’da da durum farklı değil: camiler, hanlar, konaklar, müzeler… Her biri bir zamanlar “orada” olmanın ne demek olduğunu fısıldayan bu değerli yapılar artık yalnızca fotoğraflarda ve hafızalarda ayakta.

Sanat, tam da bu noktada devreye giriyor. Çünkü sanat, yıkımın sayılarla anlatılamadığı yerde konuşur. Bir çatlağın gölgesinden, bir sütunun eksikliğinden bile boşluk hissini kayda alır. Deprem bölgesinde üretilen ya da bakışını oraya yönelten her sanatsal iş, aslında bir belgeleme biçimi, bir tür tanıklıktır.

Güler Kente, Ansızın, (Gerçek bir hayat hikayesinden esinlenilmiştir.), K.Ü.K.A.B, Granül Kahve, 35x50 cm, 2025. Sanatçı İzniyle.
Güler Kente, Ansızın, (Gerçek bir hayat hikayesinden esinlenilmiştir.), K.Ü.K.A.B, Granül Kahve, 35×50 cm, 2025. Sanatçı İzniyle.

Bugün restorasyon kelimesi sıkça telaffuz ediliyor. Gerçek verilere baktığımızda; Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgili kurumlar tarafından hasar tespitleri yapılan, restorasyon süreci planlanan çok sayıda yapı var. Bazıları için projeler hazırlandı, bazıları için süreç hâlâ beklemede.  Restorasyon; yalnızca taşları eski yerine koymak değildir, bir yapının ruhunu ve çevresiyle kurduğu ilişkiyi yeniden düşünmeyi gerektirir. Aksi hâlde ortaya çıkan şey, geçmişin bir temsili yerine yalnızca ruhsuz bir maket olur.

T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından deprem bölgesindeki vakıf kültür varlıklarına ilişkin hazırlanan onarım raporunu okumak için tıklayın.

Asıl mesele, yıkılan kültürel mirasın yerine ne koyduğumuzdan çok, kaybettiklerimizi gerçekten anlayıp anlayamadığımızda düğümleniyor.

Deprem bölgesinde yaşayanlar için bir yapı, çoğu zaman yalnızca bir yapı değildir. Orası bir buluşma noktasıdır, bir çocukluk anısıdır, bir sesin yankılandığı yerdir. Bir avluda içilen çayın tadı, bir merdivenin gıcırtısı, bir pencerenin öğleden sonra aldığı ışıktır… Bunlar restorasyon raporlarında yazmaz. Ama kayıp tam da burada başlar.

Bu yıkımı yalnızca “hasar” başlığı altında ele almak istemiyorum. Çünkü mesele neyin yıkıldığının ötesinde, neyin yitirildiğidir. Bugün deprem bölgesine bakan her sanatçı, her yazar, her fotoğrafçı aslında şunu soruyor: Bir şehir, hafızasını kaybettiğinde geriye ne kalır?

Belki de cevap, hâlâ ayakta kalmaya çalışanlarda gizli: Molozların arasından çıkarılan bir kapı tokmağında, çatlamış bir freskte, yamuk duran bir minare gölgesinde ve tüm bu geriye kalanı izleyen gözlerde…

Hatice Atamış, İsimsiz, Teknik: Baret üzerine yağlıboya Ölçüler: Yükseklik 15–17 cm, Genişlik 21–23 cm, Sanatçı İzniyle
Hatice Atamış, İsimsiz, Teknik: Baret üzerine yağlıboya. Ölçüler: Yükseklik 15–17 cm, Genişlik 21–23 cm. Sanatçı İzniyle.

Bu yazı bir sonuç cümlesiyle bitmiyor. Bitmemeli. Çünkü bu hikâye hâlâ sürüyor. Restorasyonlar devam ederken, sanat da tanıklığını sürdürüyor. Yıkıntılar arasında kalan yalnızca taşlar değil; ama onları hatırlamak, yeniden anlatmak hâlâ mümkün. Ve belki de en büyük sorumluluk burada başlıyor. 

Sanat Okur olarak, özellikle kültürel mirasın restorasyonu ile ilgili haber ve gelişmeleri yakından izlemeyi ve sizlerle paylaşmayı boynumuzun borcu olarak görüyor ve takipte olduğumuzu bilmenizi istiyoruz: Susturulmuş seslerin izinde, Sanat Okur “hafıza nöbetine” devam edecektir!


Bu yazının ortaya çıkmasında katkılarını ve tanıklıklarını benimle paylaşan Ekin Keser, Güler Kente, Hatice Atamış ve Tüveyç Demir’e teşekkür ederim.

Bir yanıt yazın

Your email address will not be published.

Reklam

whispers of the well trencin castle art, Ahmet Rüstem, Hakan Sorar
Önceki

Well of Love (Aşk Kuyusu): Anlatının İktidarına Müdahale

Sevgilerle, B. Rahmi Eyüboğlu
Sonraki

“Sevgilerle, B. Rahmi Eyüboğlu” Sergisi