Zaman:Ekim 14, 2019

Portre ve Sokak Fotoğrafçısı Berke Araklı ile fotoğraf üzerine söyleşi

Gelecek vadeden yeni nesil genç fotoğrafçılardan sevgili Berke Araklı ile fotoğraf üzerine harika bir söyleşi gerçekleştirdik. Sanat Okur adına merak ettiklerimi sordum, son derece dürüst ve çarpıcı cevaplar aldım. Keyifli okumalar dilerim.

Klasik olduğu üzere öncelikle seni tanıtmak isterim, kimdir Berke Araklı?

1998 yılında İstanbul Fatih’te doğdum. Lise mezunuyum ve şuan Skyroad dergisinde “Fotoğrafın Hikayesi” başlığı adı altında 9 aydır köşe yazarlığı yapıyorum. Yaklaşık 10 yıldır fotoğraf çekiyorum. Çalışma alanım daha doğrusu stüdyom sokak. Müzik, karikatür ve fotoğraf vazgeçilmezlerim. Fotoğraf makinesini kendimden bir parça gibi görüyorum ve büyük ihtimalle ölene kadar fotoğraf çekmeye devam edeceğim.

Fotoğraf çekmeye nasıl başladınız bu alana sizi iten şey ne oldu?

Fotoğraf hikayem çok küçük yaşlardan başlıyor. Ortaokulda okul gezilerinde kavga dövüş fotoğraf makinesini kapmamla birlikte bu uzun yolculuğa adım attım. Okulun sitesine mecburi müze, hayvanat bahçesi, cami gibi gezdiğimiz yerleri çekiyordum. Ortaokul bittikten sonra ilk işim liseye geçerken bir fotoğraf makinesi almak oldu. O gün bugündür sokaklardayım. Yıllardır portre ve sokak fotoğrafları çekiyorum.

Fotoğraf eğitimi aldınız mı?

Fotoğraf ile ilgili herhangi bir eğitim almadım, bunun yerine sokakta tecrübe ederek ve yaşayarak öğrenmeyi tercih ettim ve çok fazla faydasını gördüm. Makine ayarları dediğimiz olay bir haftada öğrenilecek şeyler. Önemli olan sizin kendinizi geliştirmeniz. Örneğin ben çok fazla fotoğraf izlerim, tarihteki fotoğraflara ve ödüllü fotoğraflara bakarım. Bir fotoğraf neden o kadar çok sevilmiş, insanlar o fotoğrafta ne hissetmiş onu anlamaya çalışırım. Sokakta pişmek dediğimiz olay biraz. Bu yüzden kısacası sokak ve portre fotoğrafçılığında asıl eğitimin sokakta olduğunu düşünüyorum.

Sizin için tam olarak sokak fotoğrafçılığı ne ifade ediyor? Sizi sokağa çeken şey ne?

Beni sokağa çeken şey insan. İnsanlara karşı bakış açım çok farklı. Tüm herkesin çok değerli olduğunu düşünüyorum. Yıllardır sokakta çalıştığım için artık girip çıktığım mahalelerde kendi mahallemden çok daha rahatım ve bu aşırı güzel bir şey. Evsizler, dilenciler, kağıt toplayanlar ve sokak satıcıları. Hepsiyle elimden geldiğince tek tek muhabbet etmeye ve iletişim kurmaya çalışıyorum. İnsanlara değerli olduklarını hissettirmeyi kendime görev edindim diyebilirim. Sokakta öğrendiğim birşey var, bazı insanların sadece paraya değil, iki çift sohbete ihtiyacı var. Sokak fotoğrafçılığı benim için birkaç fotoğraftan daha fazla şey ifade ediyor. İnsanlara dokunmak diye adlandırıyorum.

Sokakta fotoğraf çekerken ne gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz? Ne yapmalı?

Öncelikle bir sokak fotoğrafçısının kesinlikle çekingen bir yapıda olmaması lazım. Fotoğraf çekmekten utanmamalı ve korkmamalısınız. Çünkü bu korkuyu karşı tarafa hissettirirseniz büyük ihtimalle almak istediğiniz fotoğraf çıkmaz. Sokakta karşılaşabilceğiniz sorunlar aşağı yukarı bellidir. Size fotoğraf çektirmeyenler olucaktır, yanınıza gelip niçin çekiyosun hangi gazete hangi dergi diye soranlar ve fotoğraf çektirip facebooktan veya instagramdan atarmısın diye soranlar garanti olucaktır. Bu sorulara hazırlıklı olmanız gerekir. Onun harici İstanbul’un her yerinde dikkatli olduktan sonra fotoğraf çekebilirsiniz. 3-4 kişilik gruplarla gezmek, dikkat çekici büyük ekipmanlar kullanmamak ve sade bir giyim şekli size sandığınızdan çok daha fazla yardımcı olacaktır.

Bir fotoğraf yüreğe nasıl dokunur? “Biraz yüreklere dokunmaya çalışıyorum” derken tam olarak işaret etmek istediğiniz şey ne?

Tamamen farkındalık. İnsanlar günde defalarca yanlarından geçtikleri evsizlerin ve dilencilerin bir kere yanlarına gitmez. Bir ihtiyaçları var mı diye sormaz, hatta çoğu görmezden gelir, görüp üzülmek istemez. Ama sosyal medyada gördükleri zamanda en çok üzülen onlarmış gibi davranırlar. Ben biraz bu olaya gelemiyorum. İnsanların ne zorluklarla yaşadığını, nasıl yaşam mücadelesi verdiğini göstermeye çalışıyorum.

Fotoğraflarınıza baktığımda ciddi bir acı seziyorum, hatta bazı fotoğraflara uzun süre bakamıyorum ne kadar bakarsan o kadar yaralayacak gibi. Belki o “yüreğe dokunma“ çabasının bir meyvesi bu. Konuyu nasıl seçiyorsunuz o süreç nasıl gerçekleşiyor?

Fotoğrafta hüznü seviyorum. İnsanları en içten duygularıyla, gerçekten ne hissediyorlarsa onun yüz ifadesiyle yakalamaya çalışıyorum. Ben fotoğrafı çekerken o an ne hissediyorsam, yıllar sonra o fotoğrafa bakan kişi de benzer duyguları hissetsin isterim. Bu hem farkındalık için çok yararlı oluyor hemde ortaya daha etkili bir kare çıkıyor.

Sizin yüreğinize en çok dokunan fotoğrafınız hangisi oldu? Hikayesi nedir?

Küçükpazar’dan çıkmış Eminönü’ne doğru giderken, yolda hüngür hüngür ağlayan bir çocuk gördüm. Ne olduğuna anlam veremeden hemen yanına gittim, eğilerek ne olduğunu sordum ama ağlamaktan cevap veremiyordu. Gözlerimin içine baka baka ağlaması beni çok etkilemişti hemen o anı fotoğrafladım. Meğerse ufaklık kalabalıkta annesini kaybetmiş, sonradan bulduk Allah’a şükür. Eve döndüğümde dakikalarca karşısına geçip baktığım bir fotoğraf olmuştu.

Ecrin ile olan hikayenizi bilmek isteriz? Nasıl oldu tanışma ve sonrasında neler oldu?

Berke Arakli - Ecrin
Berke Araklı – Ecrin

Ecrin benim yaklaşık 4 yıldır sürekli fotoğraflarını çektiğim bir çocuk. Ailesiyle birlikte Küçükpazar’da yaşıyor, birde kendi gibi tatlı küçük bir erkek kardeşi var adı da Miraç. Ecrinin bende yerinin ayrı olması onun yüzündeki o masumiyet. Tüm çocukları temsil ediyor gibime geliyor.

Skyroad dergisinde köşe yazarlığı yaptığınızı biliyorum bu alanda farklı projeleriniz var mı? Yazar olarak devam edecek misiniz?

Şuan için herhangi bir projemiz yok. Evet, dergiye yazar olarak devam etmeyi düşünüyorum.

Neden İran? Aradığınızı buldunuz mu?

Bu sorunun cevabını sayfalarca anlatabilirim. Ama özet geçmek gerekirse İran benim yıllardır fotoğraf açısından hayran kaldığım bir ülkeydi. Orayı sevme ve tercih etme sebeplerim; kültürünü ve yapısını korumuş bir ülke, insanları çok cana yakın ve türkleri çok seviyorlar. Bütçenizi fazla zorlamıyor, fotoğraf açısından zengin ve ülkeye ulaşım çok kolay. Uçak, tren, otobüs hepsiyle gidebileceğiniz bu ülke size üç ay vizesiz gezme olanağı sağlıyor. Ayrıca sandığınızdan çok daha güvenli bir ülke, ben bir buçuk aylık gezimde hiçbir sorun yaşamadım.

İran’da insanların fotoğrafa bakışı nasıl? Ülkemizdeki sorunlar orada da var mı?

Fotoğrafa bakış açıları şehirden şehire farklılık gösteriyor. Büyük şehirler fotoğraf makinesine biraz daha alışkın, örneğin Tahran, Tebriz ve Meşhed’te rahatça fotoğraf çekerken, küçük şehirlerde çok fazla soruya maruz kalabiliyorsunuz ve izin almanız bazen mümkün olmayabiliyor. Ülkede kadınları fotoğraflamak biraz zor, öyle gizlice çekme gibi bir durum söz konusu değil. Ya kocaları ya da kendileri gelip sildiriyorlar. Bu yüzden sadece kadınları fotoğraflarken dikkatli olmanız yeterli olucaktır.

İran’da sizi en etkileyen yer neresiydi? Neden?

İran’da 27 şehir kadar gezdim. Aralarında beni en çok etkileyen mekan Meşhed’te ki İmam Rıza Türbesi’ydi. Gerek atmosferiyle gerek fotoğraf açısından zenginliğiyle kalbimde yer eden bir şehir oldu.

Bundan sonra hangi ülkeler var listenizde? Nereleri fotoğraflamak istiyorsunuz?

Tabiki portre cenneti olan Hindistan var bir sonraki hedefimde. Onun harici Afganistan, Irak, Pakistan, Lübnan, Yemen ve Etiyopya gitmek istediğim diğer ülkeler.

İşlerini takip ettiğiniz, en beğendiğiniz fotoğrafçıları sayın desem?

Coşkun Aral, Birol Üzmez, Lee Jeffries, James Nachtwey, Steve McCurry, Kevin Carter ve Kat Irlin

Bu soruyu tüm söyleşilerde sormaya gayret ediyorum, sizce fotoğraf sanat mıdır?

Ben fotoğrafın sanat olduğunu düşünmüyorum. Çünkü fotoğrafı diğer şeylerden ayıran nokta gerçek olması. Ortaya herhangi olmayan birşeyi koymuyorsunuz. Tüm insanların her gün defalarca gördüğü manzaraları siz kendi gözünüzden aktarıyorsunuz. Benim için fotoğrafı vazgeçilmez yapan noktalardan biri de bu ayrıca gerçek olması.

Biraz teknik sorular sormak isterim. Aynalı mı aynasız mı? Neden?

Ben bunu tamamen fotoğrafçının kişisel kararına bırakmak istiyorum. Ama yeni başlayanlar için sokakta kullanmak açısından aynasız kameralar bir tık daha önde olabilir.

Eski bir Canon kullanıcısı olduğunuzu biliyorum, şimdilerde ise elinizde bir Sony gözlemliyorum. Sony tercihinizin nedeni nedir?

İleriye dönük fotoğraflarımın çok büyük baskılarını almak istediğim için Sony’de yüksek megapikselli cihazlar ürettiği için Sony tercih ettim. Ayrıca Eye AF özelliği de cezbetmedi değil tabi ki.

Ekipman çantanızda neler var?

Şuan sadece Sony A7R2 ve Sigma 35mm F1.4 Art kullanıyorum. Birde Sony kullandığım için bol bol yedek pil tabiki.

İleride ekipman çantanıza eklemek istediğiniz bir makine veya lens var mı? Neden?

Kahvelerde ve evlerde, yani kapalı dar mekanlarda çektiğim portreler için, Sigma 24mm F1.4 Art eklemeyi düşünüyorum.

Sokak portrelerinde ışık kullanıyor musunuz?

Hayır herhangi bir ışık kaynağı kullanmıyorum.

Sokak için hangi lens? Neden?

Ben sokakta prime lens kullanılmasından yanayım. Çünkü sokakta zoom lensin fotoğrafçıyı insanlarla iletişimden kopardığını ve fotoğrafçıyı kısatladığını düşünüyorum. Yakınına girip bir kişiyi fotoğraflamak yerine olduğunuz yerden zoom yaparak o fotoğrafı çekmeyi ve ordan ayrılmayı pek doğru bulmuyorum. Sokakta 24mm veya 35mm kullanmak en doğru karar olucaktır.

Portre için hangi lens? Neden?

Bu yıllardır bana belki her hafta gelen bir soru. Portre için 35-50 ve 85 en ideal lensler. Ayrıca 100mm makro lensler ile de çok güzel portreler çekmeniz mümkün. Ben hem sokak hem portre çekebileceğim 35mm’i tercih ettim.

Fotoğraflarınızda Lightroom, Photoshop gibi programlar kullanıyor musunuz?

Fotoğraf aktarmak harici bilgisayarla pek bir işim yok. Kısacası ikisini de kullanmıyorum. Tüm fotoğraflarımı telefondan snapseed ile düzenliyorum. Ayrıca snapseed uygulamasıyla ilgili Photoline dergisinde detaylı bir yazımda var.

Çok soruluyor biliyorum, bilmeyenler için tekrar edelim. Portre fotoğraflarınız da arkadaki siyah fonu nasıl elde ediyorsunuz?

Portreyi daha etkili hale getirmek ve dikkati tamamen portreye çekmek için arka fonu çoğunlukla siyah yapmayı tercih ediyorum. Bu işlem için snapseed uygulamasından fırça ile en düşük değerde arkayı boyuyorsunuz. Arka fonun koyuluk derecesine göre bu işlem 2-3 kez tekrar edilebiliyor.

Yeni döneme ait projeleriniz var mı?

Yakın tarih için kafamda herhangi bir proje yok. Fotoğraflamak istediğim ülkelere gidip arşiv yapmak istiyorum. Ama biraz daha ilerisi için, portre fotoğraflarından oluşan bir sergi düşünüyorum.

Size ulaşmak isteyenler için iletişim kanallarınızı paylaşır mısınız?

E-posta: berkearakli121@gmail.com
Instagram: @berkearakli

Hasan Nazif YILMAZ

1984, Lovech doğumlu. Fotoğraf meraklısı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir