Yeni şarkıları “Çıplak Kral” ile sadece müzikal bir dönüş değil, toplumsal bir yüzleşmeye de katkı bulunuyor Sattas. Türkiye’de uzun yıllardır reggae müziğin öncüsü olan grup, her zaman politik duruşunu da açıkça ortaya koymaktan hiçbir zaman çekinmiyor.
Bugün, yaşanan birikmiş sıkışmışlıkların, yönetim krizlerinin ve toplumsal tıkanmışlıkların ortasında, daha da güçlü bir sesle yayımladıkları “Çıplak Kral” üzerine Sattas ile reggae’nin özgürleştirici ruhunu, Çıplak Kral’ın ardındaki duyguları ve müziğin dayanışmacı gücünü konuştuk.
Reggae ile ilk tanıştığın anı hatırlıyor musun? O karşılaşmanın sende nasıl bir karşılığı oldu? Müzikal yolculuğunun yönünü nasıl değiştirdi?
Gonca F. Varol: – Tam olarak tarih hatırlayamıyorum ama ilkokul dönemlerimde bile Bob Marley No Woman No Cry veya Could You Be Loved şarkılarını bildiğimden eminim. : ) Müzikal yolculuğuma 7 yaşımda piyano çalarak başladım; klasik ve caz armoni dersleri aldıktan sonra çeşitli pop, rock orkestralarında klavye çalarak hep sahnedeydim. Reggae her zaman hayatımda ve dinleme listemde vardı… Bir dolu müzik grubuyla da sahnede reggae şarkılar veya pop şarkılarının reggae uyarlamalarını çaldık. Ancak 2022 yılında Sattas’ta klavye çalmaya başladığımda reggae nedir tam anlamıyla ilk defa hissettim. Sattas ile ilk konserim olan Haliç konserinde ekibin birbiri ile uyumu ve salınımı karşısında hayran kalmıştım. Buna ek olarak sevgili mentorlarım Orçun Sünear ve Öykü Gülata; ekibe ilk katıldığımda hem reggae tarihçesi, kültürü hem de alt janraların klavye çalım stilleri konusunda bana derinlemesine bilgi aktardılar. Sattas sayesinde yepyeni bir stil hayatıma girmiş oldu.
Rock geçmişinden reggae’ye uzanan bu dönüşümün ardında nasıl bir içsel süreç yaşadın? Sence bu bir tür kişisel devrim miydi?
Batu Kurnaz: – Rock’tan asla geçmişim diye bahsedemem, aynı şekilde reggae için de geleceğim diyemem. İkisi çok farklı dışavurumlar gibi duyulsa da aslında özleri bir… Ben Sattas vasıtasıyla derinlemesine tanıştığım reggae sayesinde bunu anladım. Kişisel bir devrim değil, olağan olgunlaşmamın bir parçasıydı. Ben bu iki tür arasında keskin bir geçişe değil; bir bütünleşme, bir simbiyoz ve hepsinden de öte büyük resimde hepsinin bir oluşunu kavrama süreci yaşadım diyebilirim.
Sattas’ın şarkıları çok sahici oldu her zaman. Yeni parçanız “Çıplak Kral” da toplumsal ve siyasi sıkışmışlığın, özellikle son dönemde yaşanan yönetim krizlerinin etkisiyle yazılmış, çok doğrudan bir şarkı. Ama umutsuz değil; tam aksine, “birleşirsek kurtuluruz” çağrısının ve marşının ta kendisi. Bu parçayı üretmek sizin için nasıl bir ifade alanı yarattı?
Mehmet Ali Özay: – “Çıplak Kral” bizim bir nebze de olsa içimizi dökebildiğimiz bir parça oldu, Sattas zaten yıllardır toplumsal olayların ya da insanı, insanlığı etkileyen iyi veya kötü durumlarda hep bir şeyler söyleme gereği duyan; fikirlerini, duygularını içten ve net bir şekilde şarkılarıyla birlikte ortaya koyan bir grup. O yüzden bu şarkı bu açıdan ilk değildi, son da olmayacaktır. Sonuç olarak ne olursa olsun biz bir şeyleri anlatmaya devam edeceğiz…
Orçun Sünear: – Dediğiniz gibi sahicilik sevdiğimiz bir durum. Fakat fazla gerçekçilik de çok yorucu oluyor. İnsanları yormadan ya da “ben dürüstüm” diye insanları üzecek şeyleri direkt söyleme tarafında çok yokuz. Çıplak Kral 4 yıl önce yazıldı ve şimdi karşımıza çıktı. Üretim sürecinde birlikte çok konuştuk. O birlikte bir şeyler üretmenin tadı muhteşemmiş. Şarkı bu kısmı bize iyi hatırlattı ve tattırdı. Yoksa şarkının içeriği 23 yıllık bir yorgunluk zaten. Ve birlikte olan bütün toplumlar, birlikte kazanırlar daha ferah ve özgür olurlar. Kurtuluş savaşı mücadelesi bunun en güzel tarihsel kanıtıdır. Şarkının manası sizin de altını çizdiğiniz gibi “farklılıklarımıza rağmen birliktelik kurtarır”.
Reggae’yi Anadolu ezgileriyle buluşturduğunuzda ortaya çıkan müzik sence neye dönüştü? Bu yaklaşımı bir tür çeviri gibi mi görüyorsun, yoksa tamamen yeni bir şey mi inşa ediyorsunuz?
Orçun Sünear: – Reggae müziğinin o kadar alt çeşidi var ki inanamazsınız. Bizim yaptığımız ise reggae tandanslı müzik diye de ifade edilebilir. Ha kurallarına bire bir uyduğumuz şarkılarımız da var reggaenin gitar yürüyüşünü sadece duyduğunuz da öyle. Fakat kendi müzik tarzımızı yapıyor muyuz? Evet. Anadolu’nun zenginliğini ben de anlatmayacağım, artık herkes biliyor (bence bilmek zorunda)… Bu çeşitliliği türlere yaydığınızda zaten çok güzel şeyler duyuyorsunuz. Bunu ilk ülkemizde rock müzik yapan babalar keşfetti. Biz de 17 yıllık bir grup olarak artık Sattas müziği, Sattas türü ya da Sattas reggaesinden bahsedebiliriz kanımca. Ve bu kesinlikle yeni bir şey 😊

Müzik üretmenin zorlaştığı bu dönemde hala umutlu kalmak senin için nasıl mümkün oluyor? Özellikle “Çıplak Kral” gibi bir parçanın arkasındaki umut hepimize işlerken, bunu sağlamak kendin için zor oluyor mu?
Gonca F. Varol: – Biz ekip olarak her zaman bir sorun varsa çözümünün de olduğuna inanırız, bireysel görüşüm de aynı şekilde, hatta en zor durumlardan en yaratıcı çözümlerin çıkacağına inanıyorum. Bir şarkı yapmak çok zor değil ancak üretim maliyeti, hatta üretim sonrası şarkıyı yaymanın maliyeti sanatçıları bu yolda durdurabiliyor. Var olan sistem, sanatçının evde tek başına bilgisayar başında müzik yapıp yaymak için de sosyal medyada mutlaka bol takipçili bir influencer olmasına yönlendiriyor. Konser iptalleri, yurtdışı konser vermek istediğinizde vize bariyeri bunlar da tabii ki ekonomik açıdan zorlayıcı. Bu sebeple başka bir müzik üretim ekonomisi yaratabilir miyiz bunun arayışındayız, umudumuzu yitirmiyoruz. Çıplak Kral’da da dediğimiz gibi birbirimize sahip çıkarak, yaratıcı çözümlerle bambaşka bir sistem yaratmak mümkün. Her canlıya değer veren ve hakkını koruyan zarif insanlar var olduğu sürece umutlu kalmaya devam edeceğiz.
Sattas her zaman politik tavrını da açıkça ortaya koyan bir grup oldu. Bu duruş, grubun içinde doğal bir süreçle mi gelişti yoksa ülkenin durumuyla mı şekillendi?
Orçun Sünear: – Başlarda grup içinde sıkıntı oluyordu. Ben siyasi görüşümü her yerde söylerim, bundan çekinmem. Bazı arkadaşlarımız bundan çekinirlerdi. Çalıştıkları iş yerleri başta olmak üzere, içinde bulundukları sosyal ortamdan çekinirlerdi. Şimdi bütün ekip ortak fikirlerimizi belirliyor ve arkasında duruyoruz. Ben de eskiden daha fazla kör göze parmak sokar gibiydim, şimdi biraz daha nefes alarak konuşmaya başladım. Fakat ülkenin de içinde bulunduğu ve giderek nefes almanın zor olduğu ortamda yerinizi belli etmeniz gerekmektedir. Biz de bunu açıkça yapıyoruz. Arkadaşlarımız üniversitelerinde ayağa kalktıklarında ki bu en büyük haklarıdır, karşılığında zorbalık gördüklerinde sesimi çıkardık, yanlarında olduk ve olacağız. Onlar da bizi hiç yalnız bırakmıyorlar. Yani sorunun kısa cevabı ise hem içimizde vardı, var fakat ülke de bu durum hep yardımcı oldu sağ olsun 😊
Yurt dışında da birçok festivalde ve sahnede yer aldınız; almaya devam ediyorsunuz. Türkiye’den çıkan bir reggae grubuna karşı geri dönüşler nasıl oluyor?
Batu Kurnaz: – Biraz klişe belki ama bizim Türk olmamız, tarihi muazzam zenginliklerle dolu bir coğrafyadan geliyor ve bunun birbiriyle bütünleşmiş kültürlerini reggae ile birleştiriyor olmamız en çok ilgi çeken kısım diyebilirim. Kimse bir Avrupalıdan, bir Japondan veya bir Türkten Jamaikalı gibi reggae yapmasını beklemiyor, beklememeli de. Biz özümüzü reggae ile yansıtıyoruz, bu da insanlardan güzel geri dönüşlere sebep oluyor.
Cenk Güngör: – Bulgaristan’da iki tane çok güzel konser verdik. O konserler benim için unutulmaz bir deneyim oldu. Oradaki dinleyicilere Türkiye’den geldiğimizi söylediğimizde aldığımız tepkiyi görmelisiniz. Benim için bunu iki cümleyle anlatmak gerçekten çok zor. Orda bulunup bu gururu yaşamalısınız. Fakat grubun en eski üyeleri Orçun, Batu ve Öykü yurt dışı konserlerini daha çok deneyimlediler. Mesela Montreal Caz Festivali anılarını hala her buluştuğumuzda merakla dinlerim. Maalesef o süreçte grupta değildim.
Bilgi Üniversitesi’nde Sahne ve Gösteri Sanatları eğitimi aldığını biliyoruz. Bu eğitimin sahne üzerindeki performansına ve müzikal yaklaşımına nasıl bir etkisi oldu?
Orçun Sünear: – Çok değerli hocalarım oldu. Hayata, kültüre ve yaşamaya verdiğim değere çok ışık tuttular. Haluk Şahin, Serhan Ada, Nabi Avcı (evet o Milli Eğitim Bakanı olan fakat hocalığı müthişti), Can Kozanoğlu, Görgün Taner, Bülent Somay, Zeynep Avcı, Aylin Kalem, Burcu Yasemin, Vecdi Sayar, Haluk Polat, Eyüp S. İblağ ilk aklıma gelenler daha isimlerini unuttuğum ama kendilerini iyi hatırladığım daha birçoğu… ama hayata dair, kültür ve medya hayatına dair inanılmaz bilgiler edindim hepsinden ve bölümden. Ha mezun olduğumda sıkıntı yaşadım çünkü potansiyel iş alanımda bulunan herkes alaylı ya da başka bölümlerden gelip o Kültür’ü yönetiyorlardı ve bize kötü bakıyorlardı. İKSV herkesi işe alamazdı. 😊 Sahne üstündeki duruşum ise öncelikle asistanlığını yaptığım Özlem Tekin’e borçluyum. Sonra hiç karşılaşamadık, ben de nedense arayamadım, çekindim herhalde. Zaten sakaldan hiç hoşlanmazdı, bana kesin laf ederdi. Fakat sahne arkası ve sahne üstü insanlarına tavrı eşsizdi onu çok örnek almaya çalışırım. Sahnede bir defa izlediğim ama sayısız video ve albümünü hatmettiğim Neşet Ertaş bir başka örnek almaya çalıştığım insandır. Daha niceleri var tabi ki. Hayatta bir dolu hatalarım, insanları üzmüşlüğüm var ki onların de üstesinden gelip bir daha yapmamaya çalışıyorum. Fakat sahnede kimseyi üzmedim, elimden geleni yapıyorum. Hele ki öyle güzel bir ekip var ki sırtımı yasladığım, onların yüzüne bakamaz olursam işte çok üzülürüm.
Önceki sorumla bağlantılı olarak; Sahnedeki beden dilin ve dinleyiciyle kurduğun doğrudan iletişim çok dikkat çekici. Bu sadece müzikle mi ilgili, yoksa başka disiplinlerden de beslendiğin oluyor mu?
Orçun Sünear: -Çok teşekkür ederim o güzel düşünceleriniz için, çok çeşitli müzik dinlerim, takip ederim ve izlerim. Eminim bu çeşitliliğin etkisidir. Bir de ben de yukarıya bağlantı yapayım hemen; böyle muhteşem insanlarla yol yürüyünce arkanıza bakmadan rahatça devam edebiliyorsunuz. Ve unutmadan anne ve babamın inanılmaz desteğini de söylemeden edemeyeceğim, inanın bu sahnede halimin, duruşumun … etkileri çok büyük.
Geçmişte “Sattas bir okul gibi” dediğin bir söyleşini hatırlıyorum; hafızam beni yanıltmıyorsa… Hem bunu biraz daha açmanı hem de bugünden bakınca, şu anki Sattas ile her şeyin başındaki Sattas arasında nasıl farklar var olduğunu anlatabilir misin?
Orçun Sünear: – Olaylar karşısında duruşunuz değişiyor. Hem hayatınızda hem de sahne hayatınızda bir dolu gelişme oluyor. İlk kurulduğundan beri Sattas büyük oranda dertlerin paylaşıldığı bir gruptu. Tepkilerimiz sadece daha değişiyor e hepimiz de büyüyoruz… Eskiden daha gençtik, ne yapacağımızı bilmiyorduk; e bir müzik türünün ilklerindensiniz, yolu hep kendimiz bulduk. Hâlâ “Hak ettiğiniz yerde değilsiniz” eleştirisini duyuyoruz. Yahu piyasa bir acayip; biz bu kadar yıldır yıkılmadan devam ediyoruz, topalladık, çatladık fakat daha da güçlü bir şekilde yürüyoruz. Şu an ne istediğini bilen insanlardan oluşan, kendini gruba adamış bir ekip Sattas. Eski ile yeni arasında en büyük fark gelen hadiselere olan tepkilerimiz, hepimiz biraz daha sakince bakabiliyoruz. Eskiden grupta çalmış kim olsa şu anda eminim böyle davranırlardı. Şu an ekip hâlâ okulda olduğunu söylüyor, öğrenmemiz daha bitmedi, yol uzun ve enerjimiz taze. Hayatın bir okul Sattas’ın da hayatımız olduğunu söylersek daha başka anlatamayız.
“Çıplak Kral”da reggae’nin temel ritmik yapısına sadık kalırken, rock ve soul gibi türlerden de izler taşıyorsunuz. Bu çok katmanlı sound’u grup içinde nasıl geliştiriyorsunuz? Özellikle nefesliler ve armonik geçişlerde nasıl bir kolektif çalışma süreci yürütüyorsunuz?
Mehmet Ali Özay: – “Çıplak Kral” bu temel ritmik yapıya sadık kalan biraz daha marşımsı bir şey oldu bence. Ama tabi gruptaki herkesin müzikal bir geçmişi olduğu için rock, soul, funk gibi esintiler de oluyor ister istemez. Genelde bas gitar ya da vokal iskelet bir riff ortaya koyuyor biz de provada fikirlerimizi birleştiriyor ve şarkıyı şekillendirmeye çalışıyoruz. Armonik geçişlerde de çeşitli armonilerden beslenip ortaya bir şey sunuyorum ve grupça bunu tartışıyoruz ve ortaya dengeli bir şey çıkarmaya çalışıyoruz.
Türkiye’de reggae gitaristi olmak başlı başına özgün bir deneyim. Grup içinde gitar sound’unuzu nasıl şekillendiriyorsunuz? Batu Kurnaz’ın katkıları bu yapıyı nasıl etkiliyor?
Batu Kurnaz: – Gitar soundu sonu olmayan bir derya. Kusursuza ulaştığınızı hiçbir zaman hissetmiyorsunuz, ama şarkının bütününe ve ruhuna uyduğunuzu hissetmek yeterli. Reggae müzikte gitar genelde daha ritmik bir öğe, bu sebeple müziğin belkemiği olan bas ve davulu parlatmak benim ana görevim. Ama bunu yaparken armoniler ile oynamak ve yeni şeyler denemekten de çekinmiyorum.
Rock’ta bas gitar ve davul ikilisi ritmin omurgasını oluşturur. Reggae için de durum böyle midir? Sattas’ın soundunun temelini oluşturan bu yapı üzerine gözlemlerini paylaşır mısınız?
Öykü Gülata: – Elbette. Reggae için de durum böyledir. Belki biraz daha fazlası. Reggae müzik doğası gereği ritmi kalp atışından alır. Davul kalbi oluşturur. Bas da organizmanın beyni gibidir. İkisi beraber bir bütünü oluştururlar. Şarkının temelini bas ve davul ile sağlamlaştırdıktan sonra diğer enstrümanlar gönül rahatlığıyla takılabilirler. Sattas’ın soundu Avrupa sahnelerindeki reggae gruplarından farklıdır. Yaşadığı topraklardan da nemalandığı için kendi tarzını yaratmaktadır. Her ülkenin kendi reggae sanatçıları var reggae anlayışı bakış açısı var. Bir Norveçli reggae grubuyla Yeni Zellandalı bir reggae grubunu bir tutamazsınız. Hepsinin tadı rengi farklı. Güzel olan da bu. Reggaenin belirli bir şablonu vardır. Olmazsa olmazlar. Ayrıştıran ise sanatçının bakış açısı ve yerel kullandığı enstrümanlardır. Bu da reggaenin bazen ne kadar aynı duyulsa da zengin bir müzik olduğunun ispatıdır.
Cenk Güngör: – Reggaede tam olarak durum böyledir. Bir davulcu olarak reggae parçaları çalmak hem çok keyifli hem de öğreticidir. Bas gitarla davulun ahengi, tüm ekibe yansır. Ordan da seyircinin kulaklarında lezzet şov oluşturur 🙂
Reggae gibi dünyada da çoğunlukla erkek egemen bir türde, Sattas’ın kadın müzisyenle kurduğu denge size nasıl bir güç kattı? Grubun içinde bu çeşitliliğin etkisini nasıl deneyimliyorsunuz?
Gonca F. Varol: – Sadece reggae değil, klasik müzik, pop, caz orkestralarında da bu çeşitsizlik vardı. Ancak kapsayıcılık ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularının farkındalığı son yıllarda tüm dünyada önem kazandı, orkestralarda ve prodüksiyon süreçlerinde kadın müzisyen istihdamı gözle görülür oranda arttı. Bizleri sahnede gören kız kardeşlerimizin de seneler içerisinde cesaretlendiğini görüyoruz. Örneğin bizim dönemimizde Volvox vardı, Özlem Tekin en büyük idollerimdendir hem klavye çalar hem de şarkı söylerdi. Bir dolu kadın, LGBTİ müzisyen arkadaşlarım var bunların yanında erkek müzisyen arkadaşlarım da var. Kadın olmamın Sattas’ın müziğini değiştirdiğini veya ek bir çeşitlilik kattığını düşünmüyorum çünkü müziğin cinsiyeti yoktur ve sahnede müziğinizi çalarken cinsiyetin de bir önemi yoktur. Tek önemli olan şey bir müzisyen olarak hissettiklerinizi gerek sahne duruşuyla gerek notalar aracılığıyla seyirciye aktarabilme kapasitenizdir bunun da cinsiyetle herhangi bir ilgisi olduğunu düşünmüyorum. Bu konuda hiçbir pozitif ayrımcılık yapmadan kadın müzisyenlerin sahnede temsiline alan açtığı için Sattas’ın örnek alınması gereken bir grup olduğuna inanıyorum.
Orçun Sünear: – Sattas’ın ilk sahneye çıktığı ekipte Duygu (geri vokaldeydi), Burcu (Börü) klarinet ve ax çaldı, Gizem Oruç klavyedeydi ve yine Gizem Şeşen trompet çaldı. Bundan önce menajerimiz Kübra Güler’di. Lgbtiq bireyler de yer aldı; kadınlar da, erkekler de. Biz yönelime hiç bakmadık, bakmayacağız. Gruba verilen önem, aramızdaki saygı bize yetiyor. Ha Gonca kişilik olarak her yerde, herkese diyorum bizim için büyük lütuf. Yapı o kadar pozitif ki en eski üyemiz gibi ve harika bir müzisyen. Öyle bir müzisyenle sahne paylaştığım için çok müteşekkirim.
Çok teşekkür ederiz sevgili Sattas.
“Çıplak Kral” ile hem içimize hem sokağa ses veren bir şarkı daha kattınız.
Müziğinizi, sözlerinizi ve bu sahici direnci hep birlikte çoğaltabilmek dileğiyle…
