SABO İle “Time Machine” Sergisi Üzerine Bir Söyleşi

Versus Art Project, 3 Haziran – 10 Temmuz tarihleri arasında SABO’nun “Time Machine” sergisine ev sahipliği yapıyor.

SABO geçmiş, şimdi ve gelecek kurgusunda temellendirdiği “Time Machine” sergisi için sorularımı cevapladı.

İçinden geçtiğimiz demir çağının bizlerde yarattığı tahribata bir de SABO’nun çerçevesinden bakalım…

Keyifli okumalar.

Versus Art Project’te gerçekleşen “Time Machine” adlı serginizin çıkış noktası nedir, izleyenleri neler bekliyor?

“Time Machine” serisi; yakın zamanda yapmış olduğum eskiz defterlerinden ortaya çıkan bir proje. Bu defterler içerisindeki her bir sayfa farklı zaman ve mekânlara yolculuğumun ve bu yolculuk hikâyelerinin birleşimi niteliğinde. Zaman makinesinin bulunmasıyla başlayan serüven ile insanlık tarihindeki birtakım olaylar, başarılar, umutsuzluklar, kahramanlıklar olacak izleyenlerin karşılaşacakları. Paralel dünyaların yansımaları, geçmiş anılar ve gelecek hikâyeleri üzerine kurulu zamansız bir sergi onları bekliyor.

“Time Machine” nasıl bir üretim sürecinin ürünüdür?

Yaklaşık iki yıla yayılan bir sürecin sonucu. Versus Art Project’te açmış olduğum “Paracetamol” sergisinden sonra hızlıca çalışmalarına başladığım bir proje. Daha çok kişisel anı ve hisler üzerinden yola çıkarak hazırladığım “Paracetamol” sergisinin ardından, hikâyeyi daha da genişleterek ele aldığım bir proje oldu “Time Machine”. İnsanlığın yılmadan, usanmadan zamanlar ve mekânlar içerisinde kaybolma hikâyesi.

İçinden geçtiğimiz dönem bizleri geçmiş ve gelecek arasında sıkıştırıyor ve geçmişe özlem duyarak gelecekten uzaklaşma, an’da kalma ve şimdiyi yaşama çabasına düşüyoruz. Bu durum sizi nasıl etkiledi, etkiliyor?

An’da kalabilmenin oldukça zor ama bir o kadar da önemli olduğunu düşünüyorum. Yaşadığımız dönem bize bunu fazlasıyla hissettiriyor zaten. Anda kalamıyoruz, aklımız ya geçmiş ya da gelecekte. Eğer bir gün zamanda yolculuk yapabilirsek geçmişe gidenlerin sayısının geleceği seçeceklerden çok daha fazla olacağını düşünüyorum. Yaşadığımız zamanı es geçip güzel anıları geçmişten çıkartma çabasındayız. Bu hisler ve anılar içerisinde kaybolmamak belki de en önemlisi.

Sergiye adını da veren sanatçı kitabınız “Time Machine”den bahseder misiniz?

İşlerime başlarken genellikle eskiz defterlerim ve bu defterlerin içerisindeki desenler, notlar üzerinden yolumu buluyorum. Sayfalar arasında ilerledikçe hikâyem genişliyor ve şekillenmeye başlıyor. “Time Machine” adlı sanatçı kitaplarım da bu serginin başlangıç noktası oldu. Öncelikle yakın zamanlı eskiz defterlerimi yeniden ele alarak, bu defterlerin içerisindeki sayfalardan bir seçki oluşturdum. Sonrasında bu seçkiyi tamamen el yapımı bir kitaba dönüştürmek ilk adımım oldu. Aslında bir nevi kendi işlerimi kopyalama fikri üzerine yoğunlaştım. Sayfaları bitirip kitabın ciltlenmesini de tamamladığımda, istediğim boyut ve formatta ilk el yapımı sanatçı kitabımı bitirmiş oldum. Sonrasında aklıma gelen ilk şey “Haydi o zaman bu kitabın da kopyasını yapayım” demek oldu. Ve sonuç olarak birbirinin aynısı olmaya çalışan, toplamda altı adet el yapımı “Time Machine” sanatçı kitabı ortaya çıktı.

Bana göre serginizin en dikkat çeken parçalarından biri üzerinde taşıdığı dövme figürleriyle, “Don’t Give Up The Ship” adlı seramik işiniz. Seramik ilk kez üretimde bulunduğunuz bir malzeme olarak karşımızda. Seramiği üretimlerinize dahil etmenizde etkili olan neydi ve dövme desenleriyle izleyicisinde neleri çağrıştırıyor?

“Don’t Give Up The Ship” işlerine bakınca iki korsan figürü ve bir seramik görüyoruz. Güneşten yanmış suratlarının yanında, giydikleri gömleklerin altında karşımıza çıkan süt beyazı tenleri ve bu tenlerin üzerindeki kazınmış hikâyeleri… Kimi dövme bir anıyı, kimi dövme bir başarıyı, kimisi bir korkuyu anlatıyor. O desenleri seçerek adeta yaşadıkları anı vücutlarına hapsediyorlar. Evlerinden kilometrelerce uzakta, savaşlarına ve yağmalarına yılmadan devam ediyorlar. Kimi hayatta kalıyor kimi ise uçsuz bucaksız denizlerin dibinde balıklara yem oluyor. Yıllar yıllar sonra sessiz ve karanlık diplerden çıkan bir amfora gibi, tüm bu hikâyelerin işlendiği bir seramik günümüze ulaşıyor. Her bir desen bir korkuyu, bir sevdayı anlatıyor. Adeta bir seyir defteri, bir zaman makinesi…

Son olarak içinde bulunduğumuz dünyaya araladığınız kapının, tuttuğunuz aynanın ziyaretçilerde nasıl bir tepki uyandıracağını düşünüyorsunuz?

Özellikle son birkaç senedir dünyamızın içerisinde bulunduğu korkunç gidişatın olumsuz yansımalarını daha çok hissettiğimizi düşünüyorum. Tabiatın sesini duyurma çabalarına karşı doymaz bir tavırla yoluna devam eden bizlerin, artık az da olsa kayıtsız kalmayarak olumlu yönde bir adım atacağımızı ummak istiyorum. Sona doğru giderken “Boşuna Gitmememiz” gerektiği kanısındayım. Geçmişi değiştiremiyoruz ama şu anı farkedip geleceği iyileştirmek bizim elimizde.

Künyeler:
1- SABO, It Sucks To Be You, 2019, Tuval Üzerine Yağlıboya, 40 x 30 cm
2- SABO, Time Machine, Sanatçı Kitabı, El Yapımı, Kalın Kapak, 50 x 35 cm, 30 Sayfa, 6 Ed.
3- SABO, Don’t Give Up The Ship, 2020, Seramik, Sır, 28 x 15 cm

Söyleşi desteği için Burcu Dimili’ye teşekkür ederiz.

1988, İstanbul doğumlu. Sahne ve Gösteri Sanatları Yönetimi mezunu.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir