Konuk Yazar: Kâmil Erenli
Günışığı Kitaplığı’nın 30. yılına özel olarak hazırladığı “Gizemli Maceralar” koleksiyonunun ilk dizisi Mars Vulpes, okurları merakın, dostluğun ve keşfin izinde sürükleyici bir maceraya davet ediyor. Dizinin ilk kitabı Kayıp Kuş Sesleri’nde, Mars, Güneş ve Cemil’in peşine düştüğü gizemli olaylar, yalnızca bir dedektiflik serüveninin kapılarını aralamakla kalmıyor; aynı zamanda kentleşme, doğayla kurduğumuz ilişki ve kaybolan yaşam alanları üzerine düşünme fırsatı da sunuyor. Serinin yeni kitaplarıyla devam edecek bu macera, çocuk okurları hem heyecan dolu bir iz sürme hikâyesiyle hem de edebiyatın unutulmaz kahramanlarıyla buluşturuyor.
Polisiye edebiyatın üretken kalemlerinden Suat Duman’la, çocuklar için yazmaya nasıl yöneldiğini, Kayıp Kuş Sesleri’nin ortaya çıkış sürecini, Mars Vulpes’in kahramanlarını oluştururken beslendiği kaynakları ve arkadaşlığın hikâyedeki yerini konuştuk.
Polisiye edebiyat alanındaki veriminizle tanınıyorsunuz; hatta 2018’de yayımlanan Rakun ile ödüle de layık görüldünüz. Bir yazar olarak, ilk kez çocuklar için bir roman kaleme alıyorsunuz. Gizem, iz sürme ve suç unsurlarını başarıyla kurduğunuz yetişkin romanlarınızdan sonra sizi çocuk edebiyatına yönelten ne oldu?
Başkalarında bu süreç nasıl gelişiyor bilmiyorum ama bende çocuk edebiyatını hatırlamam ve yeniden sevmem 2012 yılında kızım dünyaya geldikten sonrasıyla ilgilidir. Okuyacak çok fazla kitap var, çok sıkı bir seçme yapsanız bile. O nedenle, bir yaştan sonra çocuk kitaplarının dünyasına dönmek bir yetişkin için gerçekten zor. Kızımla birlikte bu yolu mecburen seçtim, yani çocuk hikâyelerini okumayı ve iyi ki de öyle yaptım. Yine de polisiyelerimi yazarken bir okur olarak hiçbir zaman terk etmediğim macera sevgim çocuk edebiyatıyla bir şekilde hep koltuk temasında olmamı sağladı. Macera yazarken biraz çocuk gibi düşünmenizde fayda var.

Kayıp Kuş Sesleri macera olmasının ötesinde, günümüzün sorunları olan kentleşme, doğanın kaybı ve betonlaşma gibi meselelere de değiniyor. Çocuklara çevre bilinci kazandırırken didaktik bir anlatıya düşmeden hikâye kurmak sizin için nasıl bir dengeydi?
Evet çocuklar için yazmanın böyle bir tarafı var, onlara hayat, toplum ve diğer her şey hakkında bir bilinç aşılamak. Ama bir edebiyat eserinin çıkış noktası bu mu olmalıdır, emin değilim. Öyledir diyeceklerle tartışamam, kayda değer bir görüş ve çok yanlış da sayılmaz. Yine de ben, işte bu hayattan, toplumdan, aldığım eğitimden, çevremden, doğadan bir şeyler öğrendim ve bilincim büyük ölçüde bu harici bilgiyle ve biraz da irademle şekillendi. Dolayısıyla bir dedektiflik macerası yazarken, sokaktan geçen korkmuş bir yavru kediden; yorgun inşaat işçilerinden, güneşimizi çalan dev binalardan ve kulaklarımızı şenlendiren seslerden söz ederken aslında bir bilinç taşıma göreviyle hareket etmiyorum. Bunlar benim gördüğüm, diğerlerinden ayırt ettiğim, bazısı sevdiğim bazısı eleştirdiğim şeyler. Elbette bir duruşum var, ki bu dile de yansıyor. Benim yazdıklarımı okuyan bir çocuk en fazla benimle ilgili ya da karakterlerimle ilgili bir şey öğrenebilir. “Hımm kedileri seviyor,” diye düşünebilir, “kuş seslerinden rahatsız olmuyor, karga ve martı dahil.” Buralardan ders çıkarıp çıkarmamak ona kalıyor. Ben bir macera yazmakla ilgileniyorum, hepsi bu. İyi bir macera yoksa, bir okur olarak söylüyorum bunu, o hikâyeden öğrendiğim yeni bir bilgi de uçup gidiyor ya da çevre ya da toplumla ilintili sorular da yüzeyde bir yerde kalıyor, derinleşemeden unutuluyor.
Mars, Güneş ve Cemil birbirinden oldukça farklı karakterler olmalarına rağmen birlikte hareket ettiklerinde güçlü bir ekip oluyorlar. Birinin dikkatli gözlemciliği, diğerinin sakin düşünme biçimi ya da cesareti hikâyeyi sürekli ileri taşıyor. Bu üçlüyü oluştururken çocukluk arkadaşlıklarının hangi taraflarını görünür kılmak istediniz?
Arkadaş. Bu benim en sevdiğim sözcük. Ailemizin dışına çıkıp yabancılarla kendi çabamızla kurduğumuz özgün bir bağ. Zannedersem bunun bir benzeri yoktur. Arkadaşla geçirilen zaman tekrarı olmayan bir zaman. Her seferinde yeni. Farklı ya da benzer karakterleriniz olabilir ama artık arkadaşsanız fedakâr, candan ve gerçeksinizdir. Arkadaşlık kitaplardan öğrenilmez. Hiçbir yerden öğrenilmez. Arkadaşlığın ne olduğunu onu bizzat üreterek siz öğretirsiniz kendinize. Bu çocuklar, Mars, Güneş ve Cemil arasında hiyerarşi yok. Birbirlerinin gözlerine bakan, karşılaştıklarında istemsiz gülen çocuklar. Akılları, hayalleri açık, birbirlerine sarılmaktan müthiş mutluluk duyuyorlar. Okuduğum kitaplarda gözlerim hep iyi arkadaşlar arar. Pal Sokağı Çocukları’na bu nedenle döndüm. Nemeçek’in o fedakâr, sadık, kahraman ruhunu bu kitaba bu yüzden bir arkadaş olarak dahil ettim.
Birbirinden özel bu karakterleri kurgularken kendi çocukluğunuzdan ya da çevrenizden izler taşıyan yönler var mı?
İşin aslı ortaokul yıllarımdan başlayarak hep bir dedektif olmak istedim. Buna Türkiye’de ne kadar yaklaşılabilirse o kadar yaklaştım diyebiliriz. Avukatlık yapıyorum ve işimi yaparken aslında hiç gerekmese de bazen bir dedektif gibi düşünmeyi deniyorum. Biz çocukken, televizyonda tek kanalın olduğu yıllardan söz ediyorum, Pazar sabahları kovboy filmi izlediğimiz dönemlerden, şehirlerin hâlâ keşfedilmemiş yerleri vardı. Binaların olmadığı yerler. Evlerimiz, girilmesi tehlikeli ve yasak yerlerin yakınındaydı. Dışarda olmak, arkadaşlarınla buluşmak gerçekten de macera anlamına geliyordu. Fakat sadece kendi çocukluğum değil elbette, kimisini tanıdığım kimisini gözlediğim çevremdeki çocukların bugünkü arkadaşlıkları da karakterleri oluştururken beni etkiledi.
“Jül Vern Odası”, “Pal Sokağı Çocukları” göndermeleri ve dedektiflik hissiyle roman, çocuk okurları edebiyat tarihiyle de buluşturuyor. “Kayıp Kuş Sesleri”ni yazarken sizi besleyen çocuk kitapları var mıydı?
Olmaz mı, hem de ne çok. Hikâyede doğrudan adı geçenlerin dışında da farklı yaşlara seslenen çok sayıda kitabı, hikâyeme çalışırken anımsayıp durdum. Afacanlığın, yerinde duramamanın, hareket için yanıp tutuşmanın kitabı, en sevdiklerimden Tom Sawyer; macera denen şeyi neredeyse tek başına icat eden “Define Adası”; Behrengi’nin hikâyeleri, “Küçük Kara Balık” ve diğerleri; kendini aramaya ve bulmaya dair o inanılmaz “Vahşetin Çağrısı” … Bazı çizgi romanlar, bazı çizgi filmler ve niceleri.
