Süreya’nın Şık Dervişi: Sait Maden // Fatma Leylâ Ak

Çocukluk yıllarımda şiirle ilk karşılaşmalarımdan birini Rilke ile yaşamıştım. Şairin aşktan, yazdığı şiirin de şairin aşkından geldiğini sandığım yıllardı; içinde aşk ve sevgi kavramlarına rastladığım şiirleri, hızla çevirdiğim sayfalar arasında bulup yeniden yeniden okurdum. Okuduğum o şiirleri çeviren isimdi Sait Maden ve çocukluğumdan beri rastladığım çizgilerin ardındaki isim… Dün gece, 1983 yılı basımında ve aynı yıl üzerine düşülen bir not ile yine bir dostun da dostuna hediye ettiği Sait Maden çevirili Aragon’un Elsa’ya Şiirler kitabındaki şiirleri yeniden okudum. Onun, içinde doğup büyüdüğümüz bir dilin duygusuyla bize sunduğu bu şiirlerle daldığım uykunun ertesi, yönetmenliğini Miraç Güldoğan’ın yaptığı “Şık Derviş Sait Maden” belgeseli ile karşılaştım. Süreya’nın Şık Dervişi Sait Maden. “Şu anki üslubumu bulmadan önce yazdığım tüm şiirleri çöpe attım” diyen Sait Maden’in hikâyesi, anıları, , şair, çevirmen, yayıncı, ressam, fotoğrafçı, grafik tasarımcısı rolleri, hayatımızda sık sık karşımıza çıkan çizgileri ve ona dokunan insanlar belgeselde oldukça etkileyici bir akışta ele alınmış. Belgeselin ardından Şık Derviş’e yeniden bakarken Uygar Özel’in dokunuşundan çok hoş bir fotoğrafına rastladım. İnsanın hikâyesi güzel olunca bir karedeki hali de başka mı oluyor bilmem ama bazı fotoğrafların ruhu pek güzel bu da onlardan biri. Güzellemeler dizmek gerek elbette hem bu anı yakalayan Uygar Özel’e hem de Sait Maden’e.

Sait Maden ( Fotoğraf:  Uygar Özel )
Sait Maden ( Fotoğraf: Uygar Özel )

Hayatımıza bir çift sözüyle, bakışıyla ya da bir hareketiyle habersiz dokunanlar vardır, bir de büyük bir bilinç ve arzuyla dokunanlar… Bazen öyle bir şey olur ki bahtımızın semasında yağan yağmurun ardından gökkuşağı belirir. Sait Maden’in hayatına onun içine doğup büyüdüğü Anadolu şehrinde karşısına çıkan öğretmeni Reşat Eroğlu öyle güzel dokunmuş ki o dokunuşla birlikte bahtının semasına kuşlar çizmeye başlamış Sait Maden. Kendi çabasıyla Farsça, Fransızca öğrenip on beş yaşlarında Baudelaire’den çeviriler yapan, hatta yaptığı çeviriyi göndermesi neticesinde varlık dergisinde birinci seçilip ardından on beşindeki Sait Maden’in en iyi çeviriyi yapmasına ona ödülü veren jürinin duyduğu şaşkınlığını düşünmek onun bir dokunuş olmadan da Sait Maden olabileceğini söyleyebilmemizi mümkün kılar mı? Bilmiyorum… Fakat biz iyi ve kötü yolda karşılaştıklarımızla benliğimizi oluşturuyoruz ve o yoldan bazılarını ruh cebimize koyup yürümeye devam ediyoruz taşıdıklarımız varlığımızın bütünleyeni olmaya, bizi var kılmaya devam ediyor. Onun yolu onu gören, duyan bir öğretmenin varlığı sayesinde Bedir Rahmi Eyüboğlu’na çıkmış bir kere… Reşat Eroğlu, Sait Maden’i Bedri Rahmi Eyüboğlu’na emanet ederken cennetlik kabul ettiği Sait Maden ile bir mektup yollamıştır. Benim yüzümün iklimini değiştiren mektupta ise şu sözler yazmaktadır;

“Bedriciğim sana bu mektubu veren Sait Maden’i gözümün bebeği gibi severim. Onu sana emanet ederken içim rahattır. Eminim ki onu sana has olan o sıcak, candan samimiyetinle yani bir artist samimiyetiyle karşılayacak ve bu çok ince ve zengin ruhlu, sessiz, çekingen Anadolu çocuğuna Gurbet diyarının o yürekler yakan acısını çektirmeyeceksin. Yine eminim ki bu çok kabiliyetli çocuğun üzerine bir güzel kelebek, kır çiçeğinin üzerine duyduğu alaka ve şefkatle ile eğilecek, ona bugün atılmak üzere bulunduğu çok çetrefilli yolda pek değerli bir rehber olacaksın. Yalnız bir sanat rehberi değil sanat kelimesinin bütün zengin muhtevasıyla bir rehber. Onu sana emanet edebilmek benim için çok büyük bir teselli ve bahtiyarlık olduğu kadar senin gibi bir rehbere tesadüf edebilmekte onun için bir talih eseridir. Sana Sait hakkında ne yazayım zamanla onu elbette benden daha iyi anlayacaksın. Onu himayenden emsalsiz rehberliğinden mahrum kılmazsan hem ona hem de bana her ikimizin de ömrümüzün sonuna kadar unutamayacağı bir iyilikte bulunmuş olacaksın. Burası Sait için bir fizik kimya ve matematik cehennemiydi Allah’ın belası bir yerdi. Akademi onun için cennet olacaktır. Benim anladığıma göre Sait cennetliktir. Onu cennetin kapısında ya da dışında boynu bükük bırakma ve hele bu cehenneme geri gönderme. Onu kurtar Bedri’ciğim.”

Fatma Leylâ Ak, sanat tarihçi kent, bellek ve sanat üzerine yazar.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir